28 Temmuz 2010 Çarşamba

Gebe Kadının Ağız ve Diş Koruması


GEBE KADININ AĞIZ VE DİŞ KORUMASI

Ağız ve diş korumasının amacı, kişinin yaşamı boyunca, ağız içi yapılarının sürekliliğini korumak ve daha iyiye götürmektir. Herkes, doğumdan başlayarak dişlerin korunması yönünde rol oynayan belli sayıda kesin kurala uymak zorundadır.

Dölyatağı içi yaşamın daha 27. gününde, diş organını oluşturacak yapıların hazırlandığı bilinmelidir. Böylece, olanakları oranında dinlenmesi ve her türlü hastalıktan kaçınması gereken gebe kadın için, genel sağlık korumasının ne derece önemli olduğu anlaşılmaktadır. Aşırı ölçüde olmamak koşuluyla, yalın ve çeşitli beslenmesi, kalsiyum bakımından zengin, şeker bakımından yoksun olmalıdır.

hamilelikte-dis-sagligi

BESLENME

Yeni doğmuş çocukta

Ana sütü, yeni doğmuş çocuğa en uygun besindir ve içindeki vitaminler yeterlidir. Demek ki beslenmeye her zaman ana sütüyle başlamak gerekir. Öte yandan, ana sütü emme, normal yüz-çene gelişmesini de sağlar; çünkü meme başı, kauçuk emziklerden daha serttir ve daha çok kas etkinliği gerektirir.

Çocukta

Süt, beslenmenin büyük bölümünü oluşturmalıdır. Geri kalanı, kalsiyum içeren yapraklı sebzeler, C vitamini veren meyveler ve taze sebzelerle sağlanır. Ayrıca hayvansal yağlar ve patates bol yenmelidir. Tahıllardan, D vitamini bakımından yoksul oldukları için, elden geldiğince kaçınılmalıdır.

Organizma aynı zamanda, çürüklere karşı çok önemli etkisi olan flüor gibi maddelere de gereksinir. Bu yüzden, çocuklara flüor hapları verilmesi öğütlenebilir. Son zamanlarda, içme sularının flü-orlanması konusunda uzun tartışmalar yapılmış ve Kuzey Avrupa ülkelerinde bu yöntem denenerek, çürük oranında çok belirgin bir düşüş gözlenmiştir. Çocuklarda çürük oluşmaması isteniyorsa, yemekler dışında fazla miktarda tatlı, şeker yemeleri önlenmelidir. Gerçekten dişleri bozuk çocukların hemen tümünde, çürüklerin sorumlusu tatlı maddelerdir. Aynı zamanda, çok sıcak ya da çok soğuk içeceklerden de kaçınmalıdır.

Erişkinde

Nicelik ve nitelik bakımından dengelenmiş bir besin rejimi gereklidir. Tatlılara gelince, çocuklardaki aynı önlemler alınmalıdır. Öte yandan, sert besinler öğütlenir; çünkü bunların çiğnenmesi bir kas gücü harcama gerektirir.

FIRÇALAMA

Her zaman ıslak bir fırçayla dişlerin bütün yüzleri ve dişler arasındaki aralıklar iyice fırçalanmalıdır. Dişler, kök boynu bölümünden serbest kenara doğru dikey olarak fırçalanır. İyi bir fırçalama 2-3 dakika sürmelidir. Her yemekten sonra, yani günde en aşağı 2 kez tekrarlanmalıdır. En önemlisi akşam fırçalamasıdır.

Dişlerin yüzleri üstünde diş taşları birikmesini önlemek için, ardarda, bir fırça, ipek ip ve diş çubuğu kullanılabilir. Öte yandan, hap ya da sıvı halinde hazırlanmış, diş taşını açığa çıkaran bir maddeden yararlanılabilir. Bunun için ağıza sözkonusu sıvıdan 2 damla konur ve dil dişler üstünden geçirilir. Daha sonra ağız çalkalanır ve bir ayna önünde dişler incelenir. Böylece diş taşının boyanmış olduğu görülür. Bu testin amacı, fırçalamanın etkililiği konusunda karar vermektir.

Diş fırçası

Günümüzde, biçimleri, boyları, sertlikleri, büyüklükleri, nitelikleri değişen her tür fırça bulunmaktadır. Fırçalamanın amacı, dişlerin dış, dil ve örtücü (yatay) yüzlerindeki ve dişeti oluğundaki taşları ortadan kaldırmaktır. Böylece, bir fırçalamayı elden geldiğince etkili kılan bazı ölçütler bulunabilir.

Her yere, özellikle azı dişlerinin dış yüzeylerine erişebilmesi için, fırçanın başı küçük olmalıdır.

Fırça naylon olmalıdır, çünkü uzun süre sağlam, sert kalması gerekir.

Hayvan kılından yapılan fırçaların çukurlaşma sakıncası vardır; bundan dolayı kısa sürede bakteri yuvası haline gelir.

Fırça, yumuşak olmalı ve dişeti oluğuna girebilmesi için kılları uzun olmalıdır. Kıllar bükülmeye başlayınca, fırça atılmalıdır (ortalama ömrü 2-3 aydır).

Diş macunu

Diş macunlarının yanısıra, toz ya da sıvı biçiminde temizleyiciler de vardır. Biçimi ne olursa olsun, içinde aşındırıcı madde bulunmamalıdır. O halde, ambalajı üstünde bileşimi yazılı olanlar yeğ tutulmalıdır. Öte yandan, bazı macunlar, dişler üstündeki yararlı etkisi bilinen flüor içerirler; özellikle çocuklarda bunların kullanılması yararlıdır.

İpek iplik

Diş aralarının kök sapma yakın bölümlerindeki diş plaklarını ortadan kaldırmakta yararlanılır. Bunun için, yaklaşık 50 sm uzunluğunda bir iplik alınır ve uçları 2 elin orta parmaklarına sarılır. Gerilen iplik, dişler arasına geçirilir. Parmaklar arasındaki aralık 2 sm’yi geçmemelidir. İplik yavaşça dişeti oluğuna sokulur ve her zaman diş çeperine güçlüce sürtülebilecek biçimde örtücü yüze doğru getirilir.

Diş çubuğu

Dişeti oluğundaki taşlan ya da dişler arasındaki mukoza uzantılarının büzüldüğü durumlarda dişlerarası aralıklardaki taşları ortadan kaldırmada kullanılır. Aynı zamanda, dişlerde köprüler ya da derin diş destek dokusu cepleri varsa kullanılması yararlıdır.

DENETİMLER

Dişlerde hiçbir belirti olmasa bile, yılda 2 kez, denetim için dişçiye gitmek alışkanlığı edinilmelidir. Çünkü, başlangıç halindeki bir çürüğü ortaya çıkarabilmenin tek yolu budur. Ağrı ortaya çıktığında, çok geç olmuştur. Bir çürük ne kadar erken ortaya çıkarılıp tedavi edilirse, o kadar az doku hastalanır ve dişleri yitirme olasılığı da o kadar azalır.

FLÜOR

XIX. yüzyıl sonunda ortaya çıkan çeşitli görüşler, 1942 yılında, diş çürükleriyle flüor arasındaki ilişki üstüne yapılan bir araştırmadan sonra, şu sonuca varmayı sağladı: İçme suyunda yaklaşık binde 1 oranında flüor bulunduğundan, diş çürüklerine raslanma sıklığında çok önemli bir düşüş gözlenmektedir.

Önerilen dozlarda, flüor zehirleyici değildir. Buna karşılık, bu maddenin fazlası (önerilen binde 1 oranın 1000 katı) aşağıdaki bozuklara neden olabilir:
— kemik dokusunda ve eklemlerde değişiklikler;

— ciddi süreğen flüor zehirlenmeleri (flüorozlar);

— diş bozunları (düzensiz sınırlı, sarı, mine lekeleri) .

Bununla birlikte, binde l’lik dozda flüor kesinlikle zararsızdır. Bu, suyu doğal olarak flüor bulunduran bölgelerdeki hastalık ve ölüm oranları karşılaştırılarak kanıtlanmıştır. Kalp hastalıkları, alerjiler, bellek bozuklukları, karaciğer, deri, kemikler, eklemler, ve benzerleri gibi üstünde hiçbir etkisi yoktur.

Üstelik, şu hastalıklarda yararlı olduğu kanıtlanmıştır:

— kemik dokusunun kireç yitimi;

— çok sayıda kemik iliği uru bulunması;

— Paget hastalığı.

FLÜORUN ETKİSİ

Flüor, dişi örten mine tabakasının eriyebilirliğini azaltmaktadır. Böylece:

— asitlere direncini artırır;

— bakteri öldürücü bir işlevi vardır-,

— diş minesi düzeyinde yoğunlukları yüksek olan kalsiyum fosfatların billurlaşmasını kolaylaştırır.

FLÜOR VERİLMESİ

Şu dönemlerde verilmesi çok yararlıdır: — dişin taç parçasının oluşması ve mirreralleşmesi döneminde (doğumdan 3-4 yıl sonra);

— dişlerin çıkımından önceki dönemde (sonraki 3-4 yıl);

— dişler çıktıktan sonraki dönemde; bu dönem de bazı düzeylerde (dişlerarası bölgede) yetersiz kalır.
Resim EkleResim EkleDemek ki çocuklara flüor verilmesi yararlı olur.

Flüorun yerel uygulamayla diş minesi içine yayılmasının en iyi olduğu dönemin, diş minesinin tam olgunlaşmadığı dönemde, yani 30 yaştan önce olduğu unutulmamalıdır.

Flüor şu biçimlerde verilebilir:

— doğal flüorlu su;

— yapay flüorlanmış su (bu yöntemde suların flüorlanması zorunlu ölçümler gerektirir);

— flüorlanmış tuz (İsviçre’de);

— flüorlanmış un (Danimarka ve Hollanda’da);

— flüorlu ilaçlar (komprime ve tabletler, ağız gargaraları, diş macunu).

SONUÇ

Flüor verilmesi, ağız-diş bakımının düzeltilmesi ve besin rejiminin yeniden düzenlenmesiyle (daha âz şeker ve tatlı alınmasına dayanır) birlikte yürütülürse, daha iyi sonuç verir.

Kişisel düzlemde, flüorlu bir diş macunu, bütün önlemlerin başında gelir.

Bebeğin İlk Dişlerin Çıkması


DİŞ ÇIKARMA

Anne, bebeğinin ilk dişini çıkarmasını sabırsızlıkla bekler. Gecikme olursa kaygıya kapılır.

Çocuğun büyümesiyle ilgili cetvellerde olduğu gibi, burada da ortalama değerler sözkonusu edilemez.

İlk dişlerinin 13 aylıkken çıkmasına karşın gecikmeyi hızla kapatan çocuklar görülmüştür.

İlk dişlenmede 20 diş vardır; toplam 48 kesici, 8 ön azı ve 4 köpekdişi çıkar:

— 6-12 ay arasında: 2 alt orta kesici, 2 üst orta kesici, 2 alt yan kesici, 2 üst yan kesici;

— 12-16 ay arasında: 2 alt ön azı, 2 üst ön azı;

— 18-20 ay arasında: 2 alt köpekdişi, 2 üst köpekdişi;

— 24-30 ay arasında: 2 alt ön azı, 2 üst ön azı.

Dişlerin patlamasına paralel olarak gelişen pek çok rahatsızlığı, anneler bu nedene bağlar. Çocuğun ağlaması, huzursuz olması gibi bazı belirtiler gerçekten dişlerin çıkışma bağlı olmakla birlikte, bu konuda pek umursamazlık göstermemek gerekir. Bebek canı yanıyormuş izlenimi veriyorsa, rahatlatıcı bir fitil vermekle yetinilebilir; ama, yüksek ateş, çok anormal sindirim bozuklukları ya da önemli bir burun-boğaz iltihabında, hekime başvurmak yeğ tutulmalıdır.
bebegin ilk disleri


Çocukların, yürüme denemeleri sırasında yüzüstü düşerek bir dişlerini kırdıkları olur. Dişin kalan parçası çok dayanıksızdır, gözetilmesi gerekir.

Kırık, dişeti düzeyindeyse, önce gazlı bez ya da pamukla bastırılarak kanama durdurulur ve çocuk dişçiye götürülür. Genellikle, ikinci dişlenmeyi beklemek tek çare olacaktır.

Kırık diş yerinden oynamışsa, dişçinin bunu çıkarması gerekebilir. Bağlantı sağlamsa, oynamanın bir süre sonra durması ve dişin yeniden hareketsizleşmesi beklenebilir.

Fizyolojik olsun ya da olmasın öğütlenmez; çünkü gereksizdir.

Üstelik, pis olduğu için burun-boğaz iltihaplarına yolaçar; anne de, mendili ya da önlüğü ile silerek yeniden çocuğun ağzına verir ya da kendisi yalayıp temizler (!). Bu davranışlar, çocuğa mikrop kaptırmak için birebirdir. Burun-boğaz iltihaplarının ve mikrop kökenli ishalin altında, bu davranışları aramak gerekir.

Üstelik, çocuk saatlerce emip duracağı için hava da yutar.

Gerçi emzik çocuğun uslu durmasını sağlayabilir. Ama, «emip durduğu sürece kimseyi rahatsız etmiyor!» diye düşünmek yanlıştır.

Ayrıca, emzik kötü bir alışkanlığa yolaçar; kolay kolay vazgeçilemez. 3 yaşma gelmiş çocuğun hâlâ ağzında emip durduğu bir şeyle dolaştığı görülür.

Bazıları, emecek bir şey bulamayan çocuğur başparmağını emeceğini, bunun dişleri çarpıltaca-ğını, zaten biberonların da dişleri çarpılttığını söylerler. Oysa, çocuk ellerini kullandığı için, başparmağını o kadar sık ememez; ayrıca, elleri sık sık yıkanmaktadır. Bir çocuğa ellerini yıkaması kesinlikle öğretilmelidir, ama, biberonunu yıkaması öğretilmez.

Ağız Biçim Bozuklukları – Çene Ortopedisi


Uğraş alanı, çenedeki konumları bozuk olan ve küçük çapta biçim bozuklukları gösteren dişleri düzeltmek ve düzgün konuma getirmektir. Uzmanlık gerektiren karmaşık bir sorundur. Düzeltici tedavinin amacı aşadakiler gibi belirlenebilir:

— kemik gelişmesini ve dişlerin çıkışını, çiğneme işlevine uygun bir kapanma sağlayacak biçimde yönlendirmek;

— belli bir ölçüde, dişlerin çürümesini önlemek;

— dişlerin güzelliğini sağlamak.

Güzellik konusunda, düzeltici aygıtları yerli yersiz kullanmamak gerektiğini belirtmeliyiz Çocuk bu aygıtlara ruhsal açıdan tepki gösterebilir; ayrıca özellikle okul çağında, yani çocuğun düzgün konuşma gereksiniminin en çok olduğu çağda, bu aygıtlar konuşma güçlükleri de yaratabilir.

Tedavi için en uygun dönem, 5-10 yaş arasıdır; çünkü dişleri çıkmakta oldukları sırada yönlendirmek, çıktıktan sonra doğrultmaya çalışmaktan daha kolay olur. Aynı zamanda, zararlı alışkanlıklar (başparmağı, dili ya da dudakları emmeyi 7-8 yaşma kadar sürdürmek) bıraktırılmalıdır.

cene Ortopedisi

Tedavi için önerilen yöntemler çeşitli olduğundan, aralarında bir seçim yapmak güçtür. Tedavi, düzeltme aygıtını yerleştirmekle bitmez.

Gerçekten, kemik büyümesi dişlerin gelişmesinden bağımsızdır; kafatasının büyümesi bir yerde durursa, sonradan bu gecikmeyi kapatamaz. Öte yandan “çocuk, sözgelimi dişlerinin iriliğini babasından, çenesinin ufaklığını annesinden alabilir.

Bu nedenlerle, önlem olarak önce süt dişlerini daha sonra da ilk azı dişleri bir plan uyarınca çekmek ve kaslara yeniden eğitim uygulamak, ağızda rahatsızlık yaratan bir aygıt yerleştirmekten daha iyi olabilir.

Sonuçlarsak, bu sorunları ancak yetenekli uzmanlar çözebileceğinden, çene oıtopedisi uzmanlarına başvurmak gerekir.

Ağız Hastalıkları – Oluşum Bozuklukları


Tavşandudağı: Üst dudağın birleşme bozukluğu sonucu, bir ya da iki yanlı yarık olmasıdır. Diş anormallikleriyle, burun kıkırdağı anormallikleriyle ve kurtağzıyla (damağın yarık olması) birlikte bulunabilir.

Sıkça raslanan ve 3 öğeyi ağrı ayrı ilgilendiren (dudaklar, burun delikleri ve dişetleri) bir oluşum bozukluğudur. Kalıtımın rolü büyüktür. Ailelerinde tavşan dudağı bulunan bir kadın ile erkeğin birbirleriylede evlenmemeleri önerilebilir.

Tavşandudağı çeşitli görünümlerde olabilir:

Ağız Hastalıkları - Oluşum Bozuklukları

— tek yanlı;

— çift yanlı;

— yalın (yalnızca yumuşak dokuları ilgilendirir);

— tam (dudak, üstçene ve damak kubbesini ilgilendirir, yani kurtağzıyla birliktedir).

En sık raslanan biçimler, tam ve çift yanlı olanlardır. Tavşandudağı ve kurtağzı durumlarında, beslenme tekniğine dikkat edilmezse, besinlerin akciğerlere kaçması ve orta kulak iltihaplanmalarıyla yaşam tehlikeye girer. Çocuk çok dikkatli ve dik tutularak beslenmelidir.

Tedavi cerrahidir; daha sonra da küçük düzeltme girişimleri gerekeceğinden, cerrahın çok usta olması gerekir. Tavşan dudağının tam biçimlerinde cerrahi tedaviye karşın, burun iyice biçimsiz kalır; çoğunlukla dişler de, yerleşim, konum ve sayı bakımından anormallikler gösterir. Kemik büyümesinde bozukluklar da görülebilir.

Pierre Robin Sendromu: Altçene geriye kaçıktır, ayrıca her iki çene (alt ve üst) gelişmemiştir. Bu durumdaki süt çocuğu yutma zorluğu çeker; ayrıca, dilin geriye düşmesi sonucu havasız kalmaya kadar varabilen solunum güçlüğü vardır. Sendrom çoğunlukla damakta bir yarıkla (kurtağzı) birliktedir.

Az raslanan, ama çok ciddi olan Pierre Robin çocukluk çağında sık sık hastaneye kaldırılmayı gerektirebilir.

Ağız İltihapları


Birincil uçuk: Süt çocuklarında çok yaygın bir virüs olan uçuk virüsüyle (Herpes virüs) ilk temasa birincil uçuk denir; çoğunlukla farkına varılmaz; bazen de ateş ve ağızda kabarcıklar yapan bir hastalık biçiminde belirir; özellikle yeni doğmuş bebeklerde sık görülür. Yanakların içi, dişetleri ve dil, saydam ve ufak keseciklerle kaplanır. Dişetlerinde şişme, kanama ve ağrı olduğundan beslenme de zorlaşır.
Ağız İltihapları


Tek ihtilat, çocuğun hastalığı kendi kendine gözlerine bulaştırması olduğundan, alınabilecek tek önlem de ellerini bağlamaktır.

Pamukçuk: Bu hastalığa, Candida albicans adı verilen mantar türünün gelişmesi yolaçar. Salya salgısı az olduğundan ve süt kalıntılarının mayalanması sonucu ağız ortamı asitleştiğinden, süt bebeklerinde sık görülür.

Kreşlerde bir salgın hastalık sonucu antibiyotik tedavisine başvurulduğunda sık sık ortaya çıkar. Normalde biraz kırmızı renkli olan mukozada, küçük beyaz noktacıklar belirir, giderek büyür, düzensiz, kabarık, deriye tutunan, kaymaksı pullar haline gelir, daha sonra da sararır, kurur ve düşerler. Ateş yoktur, ama beslenme güç olarak ağrılıdır.

Tedavide hastalıklı bölgeye karbonatlı su, hattâ mantar ilacı sürülür; nistatin verilir.

Öteki ağız iltihapları: Dişlerin çıkışı enfeksiyonları kolaylaştırır. Temizlik kurallarına uymamak ve diş çürükleri de enfeksiyona uygun ortam hazırlar. Yukarda sayılanların dışında da çeşitli ağız iltihapları vardır-.

— kızartılı, hattâ kanamalı iltihaplar;

— impetigonun (çakmak hastalığının) ağız yerleşiminin devamı olan iltihaplar;

— yaralaşmalı iltihaplar.

Bunlar arasında aftları da saymak gerekir. Aftlar, nedenleri henüz iyi bilinemeyen, sarımsı renkli, yüzeysel yaralardır, çevrelerinde acı veren, kırmızı renkli bir kan toplanma bölgesi oluşur.

Diş




Ağız içinde çene kenarlarına dikine dizili olup ısırıp koparmaya ve çiğnemeye yarayan sert ve beyazımtrak organlardan herbirine diş denir.


Dişler hem beslenme hem de konuşma organlarıdır. Normal sayıları 32 olup, 16 tanesi üst çenede 16 tanesi de alt çenededir.

Çenelerdeki dişler 8 sağda, 8 solda simetrik olarak dizilmişlerdir.

Ortadan başlamak üzere ilk ikisi kesici, bir sivri köpek dişi, iki küçükve üç büyük azı şeklinde dizilirler.

İnsan dişlerinin yapısı üç bölüme ayrılır, taç, boyun ve kök olarak.

Taç dıştan sert ve parlak bir madde olan mine ile kaplıdır.

Mine başta kalsium fosfat olmak üzere kalsium karbonat, magnezyum fosfat ve kalsium fluorürden oluşmaktadır. Hatta çocuk kendisi tadır. Altında diş kemiği vardır.

Diş kemiğinin altında kan damarları ve sinirden oluşan dişin özü vardır.

Anne Karnında Dişler




Hamilelik sırasında, çocuk dişleri için gereken maddeleri annesinden alır.

Anne yeterli besin alırsa çocuğun süt dişleri de iyi gelişir.

Eğer anne hamilelikte iyi beslenmemiş, kalsiyum, protein vitamin gibi maddeleri yeterince almamış ise çocuğun dişleri iyi gelişemez.

Hatta için kalsiyumu anneden alacağı için annede diş çürümeleride görülür.

Bu çürümenin nedeni annenin dişlerindeki kalsiyumun çocuğa geçmesidir.

Anne iyi beslenmiş olsa, kalsiyum, çocuğa alınan besinlerden geçer ve çürüme de olmaz.

Anne hamileyken geçirdiği ateşli hastalıklar ve kullandığı antibiyotikler gelişimini etkiler.

Popüler Yayınlar

Related Posts with Thumbnails
Pasta Tarifleri

Uyarı

Bu site yayınlanan sağlık ile ilgili bilgiler , ziyaretçilerini bilgilendirmek amacıyla yayınlanmaktadır. Burada yayınlanan yazıların tamamı bilgilendirme amaçlı olup, hiçbir şekilde hekim muayenesi ve konsültasyonunun yerine konulmamalı, hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Sağlığınızla ilgili acil durumlarda, bekleme süresi sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebileceği için, zaman geçirmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanızı öneririz.
Genel Kişisel Web