hastalıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hastalıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Kahve Gut Hastalığından Koruyor

Bilim adamlarının yaptıkları araştırmalarda kahve içmein gut hastalığına yakalanma riskini azalttığı buldular.

Günde 4 bardak civarında kahve içen kililerde gut hastalığına yakalanma riskinin oldukça düşük olduğu ileri sürüldü. Kanda bulunan ürik asit oranlarının kahve içenlerde daha az olduğu saptandı. Buna karşın çayın gut hastalığı için bir etkisi olmadığı saptandı. Gut hastalığı İngilterede yılda 600 bin kişiyi etkiliyor.

Gut Hastalığı Nedir:

Gut bazı eklemlerde ağrı, duyarlılık, kızarıklık, şişlik ve ısı artışı ile ani olarak gelişen, şiddetli ataklarla seyreden bir hastalıktır. Genellikle her seferinde bir eklemi etkiler ve bu eklem çoğunlukla ayak başparmak eklemi olmaktadır. Diz, dirsek ve el bileği gibi diğer eklemler de etkilenebilir. Ataklar çok hızlı olarak gelişir ve ilk atak genellikle gece olur. Tüm romatizma türleri içinde en ağrılı olanıdır. Ataklar şu nedenlerle gelişebilir:
# Çok fazla alkol alımı
# Çok sıkı diyet ve açlık
# Bazı yiyeceklerin fazla yenmesi
# Operasyon geçirme (diş çekimi gibi basit bir girişim bile neden olabilir)
# Ani, şiddetli bir hastalık geçirme
# Aşırı yorgunluk ve herhangi bir nedenle aşırı derecede endişelenme
# Eklem travması, yaralanma
# Kemoterapi uygulanması
# Diüretik ilaçların alınması

13 Mayıs 2009 Çarşamba

Egzama Nedir, Nasıl Tedavi Edilir

Egzama rahatsız edici ve çirkin görünüşlü bir deri hastalığıdır ama tehlikeli değildir, basit bir tedaviyle kontrol altına alınabilir. Her on iki kişiden birinin, yaşamının herhangi bir döneminde egzama geçirdiği saptanmıştır. Egzama kaşıntı yapmasının ve rahatsızlık vermesinin yanı sıra, el kol ve yüz gibi açıkta kalan yerlerde oluştuğundan çirkin bir görünüme de neden olur.

Nedenleri
Egzama genellikle alerji nedeniyle oluşur ama duygusal sıkıntı da egzamaya yol açabilmektedir. Bazen de egzama görünür hiçbir neden yokken çıkmaktadır. En sık görülen egzama tipi, alerjik kökenlidir. Tıp dilindeki adı “atopik dermatit” olan bu hastalık çoğunlukla astımlılarda ve saman nezlelilerde görülür. Saman nezlesi, çiçek tozlarının neden olduğu alerjik bir hastalıktır.

Astım ve egzama da solunum yoluyla olduğu kadar süt ya da yumurta gibi alerjan maddelerin yenilmesiyle de oluşur. Ne var ki durum hep böyle değildir, nöbetler çoğunlukla stress zamanlarında ortaya çıkar. Egzama en çok küçük çocuklarda ve bebeklerde görülür; ama çocuk büyüdükçe egzama genellikle kendiliğinden geçer. Egzama, astım ya da saman nezlesi gibi alerjik hastalıkların sık görüldüğü ailelerde, çocukların egzamalı olma olasılığı yüksektir. İnek sütü verilen bebeklerde egzama olasılığının arttığı görülmüştür. Bu yüzden, alerjili ailelerin çocuklarını bu hastalıktan korumak için, anne sütüyle beslemeye özen göstermeleri gerekir.
Belirtiler
Egzamada iltihaplı deri bölgesi kızarır ve kaşınır. Aynı zamanda kurur ve üstünde sivilceye benzer oluşumlar bulunur; yer yer su toplar. Egzamalı bölge kaşınırsa, enfeksiyon yayılır, deri kanar ve iltihaplanıp ağrı yapabilir. Çatlaklardan giren mikroplar bedene yayılabilir. Kaşınarak tahriş edilmiş bir egzama bölgesi çok rahatsızlık verebilir. Egzama önce yüzde ve baş derisinde çıkar, sonra kollarda ve bacaklarda, özellikle derinin katlandığı ya da giysilerin sürtündüğü yerlerde oluşur. Hastalığın veridiği rahatsızlık daha çok kaşımaya ve oluşan çatlaklardan giren mikropların yaptıkları enfeksiyona bağlıdır.
Tedavi
Egzama tehlikeli sayılabilecek ağır bir hastalık değildir; ama rahatsızlık verebilir. Egzamalıların rahat etmek için almaları gereken önlemlerin başında yarayı kaşımamak gelir. Egzamalı bebeklerin ellerine pamuklu kumaşlardan dikilmiş parmaksız eldivenler geçirilerek egzamalı yerlerini kaşımaları önlenebilir. Egzamalı kişilerin uçuk hastalığı olanlardan özellikle uzak durmaları gerekir. Egzamalı deri, uçuk virüsü olan herpes simplekse karşı dirençsizdir; virüs alınırsa enfeksiyon yayılabilir. Egzamalıların çiçek aşısı da olmamaları gerekir. Normal insanlara hiçbir zarar vermeyen bu aşı, egzamalı bir çocukta, ölümcül olabilen ateşli bir hastalık yapabilir.
Egzamalı ya da egzama geçirmiş insanların derileri çok hassastır. Bu nedenle tahriş edici maddelerden sakınmalıdırlar. Bu tür maddelerle çalışmak zorunda kalanlar lastik eldiven ve yüz maskesi gibi basit önlemlerle korunmalı; genç insanlar meslek seçerken yağlar, boya maddeleri ve şampuan gibi malzemelerle çalışmak zorunda kalacakları meslekleri seçmemelidirler. Egzamanın nedeni olan alerji yapıcı madde bulunabilirse, hastanın o madden korunması yeterlidir. Egzamalı bir bebeğe, inek sütü veriliyorsa, inek sütünü kesip ya anne sütü verilmeli ya da keçi sütü (inek sütüne göre daha az alerjiye yol açtığı saptanmıştır) ve özel süttozu gibi bir besinle beslenmelidir.

Nedeni bulunamayan çocuk egzamalarında ise çocuğun giysilerinde yünlü kumaş kullanmamak, derisi kurumaya yatkınsa çok sık yıkamaktan kaçınmak, enfeksiyonları önlemek için hem kendini hem de çevresinin temizliğine özen göstermek ve özel sabun kullanmak yararlı olur.
Egzama tedavisinde yararlanılabilecek birçok ilaç vardır. Çinko bileşimleri ve kortizonlu deri merhemleri egzamalı yerlere doktor önerisine göre sürülür; ancak bu merhemler deriyi tahriş edeceği için uzun süre kullanılmamalıdırlar. Ayrıca antihistaminik merhemlerle kaşıntıyı azaltmak, üreli merhemlerle derinin su içeriğini artırarak egzamanın deriyi kurutup çatlatmasını önlemek deriyi kurutup çatlatmasını önlemek, astım tedavisinde kullanılan “sodyumkromoglikat” adlı maddeyi içeren ilacın alınmasıyla alerjiyi önlemek olanaklıdır. Egzamalı insanların kaşınmamaları neredeyse olanaksız olduğundan, tırnaklarını kısa, temiz ve bakımlı tutmaları, zararı biraz da olsa azaltır. Egzama hastane tedavisi gerektirecek kadar ağır bir hastalık değildir ama evinde yeterli bakım göremeyecek hastaların hastaneye yatmaları yararlı olabilir.

Egzamalı çocukların yüzde 50’si altı yaşına gelmeden, yüzde 90′i ise ergenliğe ulaştıklarında egzamadan kurtulurlar. Ne var ki, öteki alerjik hastalıklar gibi egzama da, iyileşmesinden yıllar sonra hiç beklenmedik bir zamanda yineleyebilir. Duygusal sorunlar, stress ve sıkıntı egzamanın yinelenmesine neden olabilir. Egzamalıların hastalıklarının fazla önemsenmesi, egzamalı çocuğun üstüne çok düşülmesi, stres yaratarak hastalığı büsbütün ağırlaştırabilmektedir. Günümüzde egzama tam olarak tedavi edilmemekle birlikte, rahatlatılabilmekte ve denetim altına alınabilmektedir. En iyisi, fazla önemsemeyerek, hastalığın getirebileceği duygusal sıkıntılardan korunmaktır

11 Mayıs 2009 Pazartesi

Bronşite Karşı Hangi Şifalı Bitkiler Kullanılmalıdır

Bronşit çok kötü bir rahatsızlıktır. Bronşitin bitkisel tedavisinde kullanılan şifalı bitkiler nelerdir? Çoban püskülü,ciğer otu,hardal tohumu,çam tomurcuğu,bal ve süt
Hazırlanışı; Çoban püskülünün yaprakları kurutulduktan sonra kaynar suya bırakılarak demlenir. Süzüldükten sonra elde edilen posası, macun kıvamına gelinceye kadar bal ile yoğrulur. Hazırlanan macundan yemekten sonra bir tatlı kaşığı yenir.
** Ciğer otunun yapraklan kurutulduktan sonra 10 dakika kaynar suda bırakılır. Süzüldükten sonra sütlekarıştırılarak şurup kıvamına getirilir.Hazırlanan şuruptan yemeklerden önce bir fincan içilir.
** Hardal tohumları havanda dövülüp toz haline getirilir. Elde edilen toz elendikten sonra enfiye gibi buruna çekilir.
** Çam tomurcuğu kaynatıldıktan sonra süzülür. Elde edilen sıvı şerbet kıvamına gelinceye kadar bal ile karıştırılır. Hazırlanan şerbet tedavi süresince sıcak olarak günde üç fincan içilir.

10 Mayıs 2009 Pazar

İbrahim Saraçoğlu Migren Ağrısından Kolayca Kurtulun

Migren atakları geldiği zaman, tatlı isteğinin artacağını belirten İbrahim Saraçoğlu, Migren ağrıları için, önerisi, biberiye ve düz yapraklı aslanpençesi.
GEREKLİ MALZEMELER :
* 1 yemek kaşığı biberiye
* 1 bardak klorsuz su,
HAZIRLANIŞI VE KULLANIM ŞEKLİ : Kaynattığınız suyun içerisine, biberiyeyi atın. 9 dakika kısık ateşte kaynattıktan sonra, altını kapatıp, süzün. Ilık olarak, yudum yudum için. Bu kürü uyguladığınız takdirde, zamanla ağrılarınızın şiddeti azalacak. Atak dönemlerinizin arsının uzadığını göreceksiniz. Biberiye kürü, gut hastalığı için de, oldukça fayda sağlayacak bir kürdür.
DAHA ŞİDDETLİ MİGREN AĞRILARI İÇİN; Aynı şekilde hazırlanacak olan kürümüzde, biberiye yerine, düz yapraklı aslanpençesi kullanılır.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

Karaciğer Hastalıkları için Bitkisel Öneriler

Karaciğer ve safra kesesi hastalıklarında kullanılabilecek bitkiler;
*Acı marul yapraklarından ve kökünden yapılan çay, karaciğer, dalak ve böbreklerin faaliyetlerini düzenler.
* Adaçayı ( kurutulmuş) 1 litre suda kaynatılırak içildiğinde karaciğer rahatsızlıklarına iyi gelir.
* Aşk otu tohumları, bir bardak su içinde 6 saat bekletilerek içilir. Karaciğer, dalak, mesane ve böbreklerin çalışmasını düzenler.
* Ayva, şeker, tanen ve bol miktarda vitamin içerir. Karaciğer tembelliğine iyi gelir.
* Civan perçemi, domates, karaciğer hastalıklarına iyi gelir.
* Enginar, CYNARIN içeridiği için karaciğer ve safra kesesinde biriken nikotin, alkol ve yağın vücuttan atılımını sağlar.
* Hint safranı kökü ve çalısı, kaynatılarak içildiğinde karaciğer ve safrakesesi rahatsızlıklarını giderir.
* Karahindiba, kuşkonmaz, havuç, enginar, zeytin, kereviz, turp, zeytinyağı ve greyfurt karaciğer yetersizliği ve büyümesine iyi gelir.Maydanoz karaciğer şişkinliğinde etkili olur.
* Marul, karaciğer ve dalak şişmesine iyi gelir.
* Melek otu, karaciğeri kuvvetlendirir.
* Turp, karaciğer şişliğini yok eder.

Hangi hastalığa hangi yiyecek

Doğa bir eczane gibidir! Tahıl, sebze ya da meyvelerde bulunan çeşitli maddeler, vitaminler;depresyondan tansiyona birçok hastalığa iyi gelir. Urfa`nın acı pul biberinin cilde yararlı, teni güzelleştiren maddeler içerdiğini, İlaçta aspirin neyse, yiyecekler içinde elmanın da o, olduğunu söyleyen Londra Üniversitesi uzmanlarının hazırladığı doğal savaş programında hangi hastalığa karşı neler yemeniz gerektiği anlatılıyor.




GRİP
Satsuma: (Küçük portakal) İçerdiği folik asit ve C vitamini sayesinde öksürüğü ve kanlı tükürükleri keser.


Ayrıca kan pıhtılaşmasına karşı en etkin doğal yiyecek olduğu için ileri yaşlarda felç ya da kalp krizi riskini de azaltır.
Tarçın: (Yemeklere girmiş olabilecek E-coli bakterisinin vücutta yayılmasını engeller. Mideyi düzene sokar. Kusmayı engeller. Hatta bal ya da limon suyuyla birlikte alındığında boğazdaki yanmaları keser.
Hardal: ( İçindeki singrin maddesi, midenin gaz çıkarmasına yardımcı olur. Sindirim sistemini düzenler, mide ağrılarını giderir. En fazla bir çay kaşığı alınmalıdır.
Nane: (İçerdiği mentol, midenin normalleşmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobuna karşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Nane çayı, baş ağrısı, grip, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir.

DEPRESYON
Avokado: ( Sindirimi çok rahat olan bu meyvayı özellikle yeni doğmuş bebeklerin ilk maması olarak tavsiye ederiz. İçerdiği E vitamini kalbe iyi gelir, yüksek potasyum da dinç tutar ve insanı depresyona sokan uyuşukluluk ve rahatlığı üzerinden atar. Vücudun kolesterol oranını ayarlar. Teninizin sürekli hücre yenilemesine neden olur. (Zayıflamak isteyenler dikkat: Yağ oranı bir çikolata kadar yüksek olan avokadoyu yememenizi öneririz.)
Çikolata: ( Sütlü çikolataları tercih edin. Çünkü içerdiği kakao yağı, magnezyum, E vitamini beynin kendisini yenilemesine ve psikolojik rahatlık sağlamasına yardımcı olur. Migreni olanlar çikolatadan uzak durmalıdır.
İstiridye: ( İçindeki demir, sperm sayısını ve insanın seks gücünü artırır. A, B12 ve C vitaminleri içerir. Beyin için en faydalı yiyecek olan istiridye, enerji verir. (Dikkat: Kolesterol oranı birçok balığın iki katıdır.)
Patates: ( Orta boy bir patates,bir insanın bir gün içinde alması gereken C vitaminini içerir. Beyindeki serotonin adlı kimyasal maddenin kendisini yenilemesini sağlar.

İDRAR YOLLARI
Nane: İdrar söktürücü özelliğe sahiptir. İçerdiği mentol, midenin normal işlevini görmesine neden olur. Vücuda giren grip mikrobunakarşı savaştığı gibi, ileri yaşlarda ülsere yakalanma riskini de azaltır. Sabahları mide bulantısını keser. Nane çayı, baş ağrısı, stres gibi hastalıkların yanı sıra mide yanmasına da bire birdir. Ancak nane çayını aç karnına değil, tok karnına içiniz.
Elma: İçindeki C vitamini ve pektin oldukça faydalıdır. Kolesterolü düşürür, sindirim sistemini düzenler ve idrar ve hacet yollarındaki sorunları giderir.
Kepekli ekmek: B3 vitamini, demir, potasyum ve folik asit içerir. Çok fazlası idrar yollarına zarar verirken, günde 2 dilim yemek iyi gelir.

ALERJİ
Kayısı: İçindeki betakarotene adlı madde hücrelere saldıran molekülleri kontrol altına alarak,kanseri önler. Bir kayısı ne kadar parlaksa, içindeki betakarotene oranı o kadar yüksektir. İçerdiği kalsiyum ve magnezyum, gırtlak yanmalarını engeller. Kuru kayısıya rengi bozulmasın diye eklenen sülfür dioksit, astım gibi alerjilere iyi gelir.

HEMOROİD (BASUR)
Hindistan cevizi: İçerdiği myristin adlı madde kusmayı engeller, basur tedavisinde birebirdir. (Dikkat! Ancak fazlası basur için tehlikelidir.)
KARIN AĞRISI
Papatya çayı: Bağırsak yollarında toplanan gazı çıkartır, sindirim sistemini düzenler, mide ağrısını keser.

KARACİĞER
Enginar: Cynarine adlı madde sayesinde en sert yiyecekleri dahi sindirimine yardımcı olur.Karaciğer hastalarının yanı sıra romatizma, artirit ve gut hastalığına yakalananlarla, hamilelere şiddetle tavsiye ederiz.
Meyan kökü: Dünya üzerinde birçok kabile yüzyıllardır ülser, artirit, bronşit ve karaciğer rahatsızlıklarına karşı meyan kökünü "doğal ilaç" olarak kullanır. Adrenalini yükseltir, insanın strese girmesini engeller, kan basıncını düşürür.
Zerdeçal: Karaciğer rahatsızlıklarının yanı sıra sindirime de yardımcı olur.

DİŞ
Ekmek: Şekerli yiyecek yenildiğinde içindeki asitler dişlere her 20 dakikada bir saldırır. Ekmek,dişleri korur. Gün boyunca 6 ila 11 dilim ekmek yiyin.
Meyve: (Her çeşit) Günde 2 ila 4 öğün meyve tüketin.
Sebze: (Her çeşit) Günde 3 ila 5 öğün tüketin.
Yoğurt veya beyaz peynir: Eğer yemekler arası atıştırırken diş sağlığınızı düşünüyorsanız,kalsiyum deposu olan bu iki yiyeceği tercih edin.
Muz: Yüksek miktarda karbonhidrat içerir. Zengin bir potasyum kaynağıdır. Bu mineral, kalbin düzenli olarak çalışmasını ve tansiyonun düzenli olmasını sağlar.

TANSİYON
Rezene: İçerdiği potasyum sayesinde tansiyonu düzenler. Sağlıklı kan hücreleri için gerekli olan folik asidi de bol miktarda bulundurur. Rezene çayı sindirim için iyidir.
Tahıl: Kan damarlarını gevşeten ve rahatlatan bir tür fotosentez kimyasal maddesi içeriyor. Bu sayede kanın damarlardan daha rahat geçmesini sağlıyor. Tahıl yemek sebzelere oranla vücutta daha fazla kalori yakılmasını sağlar. Kalorinin azalması tansiyonu düzenler.
Un: Yapıldığı tahılın besin değerlerini içerir. B vitaminleri, E vitamini, demir ve magnezyum açısından oldukça zengindir.
Karaciğer: Sağlıklı bir bağışıklık sistemi, cilt ve keskin gözler için gerekli olan A vitamini açısından zengindir. Küçük bir porsiyonu günlük A vitamini ve demir ile aylık B12 vitamini ihtiyacını giderir.

SİNDİRİM SORUNLARI
Arpa: İçerdiği kalsiyum ve potasyum gibi mineraller ile B vitamini vücuda direnç kazandırır.Ayrıca ABD`deki bir araştırma, 6 ay boyunca her gün arpa ürünü şeylerin yenmesinin kolesterol oranını yüzde 15 düşürdüğünü kanıtladı.
Yoğurt: Günde 150 gram yoğurt vücudun bir günlük kalsiyum ihtiyacını karşılar. Meyvalı yoğurtlara 3 çay kaşığı şeker eklendiği için şeker oranları daha yüksektir. Yoğurttaki potasyum, kan basıncı ve kalp atışlarını düzenler. Midenin yiyecekleri düzenli olarak öğütmesini sağlar...

KİLO KAYBI
Çikolatalı puding: Bu sayede vücuttaki kan istediği protein ve mineralleri alır. İngiliz Sağlık Bakanlığı, kilo kaybı yaşayanların günde 3 kez 1 hafta boyunca puding yemesini tavsiye ediyor.
Peynir: 100 gramında 78 kalori bulunuyor.
Yumurta: Günde 2 yumurta kadınların günlük protein ihtiyacının 4`te 1`ini, erkeğin ise 5`te birini karşılar. A,D,E ve B vitaminleri içeren yumurtadaki selenyum maddesi, bebeklerde sindirim sorunlarını çözer, yetişkinleri de kansere karşı korur.
Dondurma: Günde 2 top vanilyalı dondurma yemek, insan vücudunun günlük protein ihtiyacının yüzde 20`sini karşılar.
Salam: B vitamini, demir, sodyum ve potasyum deposudur.

MENOPOZ
Nohut: Sebze hormonu "fitoöstrojen" içerir. Bunlar östrojenin vücuttaki etkilerini dengeler ve menopozun yarattığı etkilere karşı korur. Sebze proteininin en zengin kaynaklarından birisidir.
Üzüm: İçerdiği "elajik" asit sayesinde menopozun neden olduğu kemik erimesine karşı korur. Kandaki östrojen seviyesini yükselterek de menopoz semptomlarını en aza indirir.
Kuru erik: Sadece iki-üç adet yemek dahi vücudun ihtiyacı olan antioksidanları karşılar. İdrar yolları kaslarını rahatlatır. Bu da kolon kanserine karşı korur. Demir, A vitamini, B6 vitamini ve potasyum içerir. İçerdiği yüksek orandaki bor minerali sayesinde menopoz dönemindeki kadınlarda östrojen seviyesini dengede tutar.
Tatlı patates: Adrenal salgılayan bezleri güçlendirerek vücuda enerji sağlar. Fosfor, magnezyum, kalsiyum, C vitamini, potasyum ve folik asit içerir.

ROMATİZMA
Enginar:Vücuttaki zehiri atma etkisi sayesinde başta romatizma olmak üzere gut hastalığı ve eklem yanmasına karşı birebirdir. Folik asit ve potasyum kemikleri güçlendirir.
Domates:C vitamini boldur.
Tahıl: İçerdiği doğal kimyasallar, romatizmanın yol açtığı eklem yanmaları ve romatizmal ağrıları hafifletir.
Kekik:Timol adı verilen bir tür doğal yağ, vücuttaki diğer yağların parçalanmalarını sağlar. Kekik yağı banyoda sürüldüğü zaman romatizma ağrılarını büyük oranda azaltır.
Zencefil: Uyarıcı etkileri kan damarlarını genişletip kan dolaşımını artırarak romatizma ağrıları ve yanmaları yok eder.

SİSTİT
Kuşkonmaz:Folik asit, C ve E vitaminleri içerir. Yenilen besinlerin vücuttaki zehirli kalıntılarını atmayı sağlar. Karaciğer ve böbreklerin çalışmasını kolaylaştırır, destekler. Bu nedenle doktorlar, sistit hastalarının mutlaka kuşkonmaz yemeleri gerektiğini söylüyor.

KANSIZLIK
Hurma:Türüne göre değişse de hurmaların birçoğu yüksek oranda demir içerir. Besin değeri yüksek ve önemli bir enerji kaynağıdırlar. Doğal müshil etkisine sahiptir. Kurutulmuş olanlarına göre daha yüksek oranda su ve daha düşük kalori içerir.

İDRAR VE BÖBREK
Pancar:Böbrekleri çalıştırır. Önemli bir potasyum kaynağıdır. Vücuttaki tuz oranını dengeler. Bu sayede böbrekler ve idrar yollarının çalışmasını destekler.
Kavun:Orta boy bir kavunun yarısı, günlük C vitamini ihtiyacını tamamen karşılar. A vitamini ve betakaroten içerir. Bunlar antioksidan, yani vücudu temizleyici etkiye sahiptir. Böbrekleri rahatlatır. Yüksek miktarda su ve düşük miktarda kalori içerir.

DİYABET
Kuru fasulye: Lif açısından zengin bir besindir. Bu da diyabet riskini büyük oranda azaltır.İçerdiği karbonhidratları vücudun şekere dönüştürmesi uzun sürer.
Mercimek: B vitamini, demir, kalsiyum, potasyum, fosfor ve magnezyum içerir. Çözünebilir lif içermesi sayesinde kandaki kolesterol oranını düşürür. Bu nedenle diyabet ve kalp hastaları için kaçınılmaz bir besindir.


BAŞAĞRISI
Nane: Nane çayı baş ağrılarını dindirmek için birebirdir. İçerdiği mentol ve mentol doğal yağları sayesinde mideyi rahatlatma etkisine de sahiptir.
Biberiye:Kimyasal içerikleri sayesinde doğal bir ağrı kesici görevi görür.
Çikolata: Doğal antidepresan özelliği vardır. Çikolata magnezyum ve demir içerir. Sinirleri gevşetici özelliği sayesinde baş ağrısını dindirir.

VÜCUT SU TUTMUŞSA
Kuş üzümü: 100 gramı günlük C vitamini ihtiyacının tam 3 katını karşılar. Antibakteriyel ve yanmayı önleyici etkileri vardır. Zengin potasyum ve düşük tuz içeriği, dehidratasyonu olanlar için önemli bir doğal ilaçtır.
Kabak: 100 gram kabak günlük folik asit ihtiyacının 4`te birini karşılar. Yüksek orandaki potasyum sıvı-tuz dengesini sağlar.
Tahıl: İdrar yollarını açıcı, çalıştırıcı ve rahatlatıcı etkileri sayesinde dehidratasyonu rahatsızlığı bulunanların mutlaka yemeleri gerekir. Mideyi rahatlatıcı özelliği vardır.

EĞER MİDENİZ RAHATSIZSA

Tarçın:Mide yanmalarını ve kusma hissini alır.
Hindistan cevizi: Sütlü içeceklere eklendiği zaman mideyi gevşetici ve gazını alıcı bir etki yaratır. Mide bulantılarını önler.
Lahana: Mayalanma sırasında laktik asit üretir. Bu da sindirim sistemindeki zararlı bakterileri öldürerek sindirime yardımcı olur.

GUT (DAMLA HASTALIĞI)
Hamsi:Omega-3 yağı açısından çok zengindir. Kolesterol seviyesini düşürür. Kanın pıhtılaşmasını önleyerek damar tıkanıklığı, kalp krizi ve dolayısıyla da felç geçirme riskini düşürür. Haftada en az 1 kez yemek gerekir. Kalp hastaları için bu miktar haftada 3-4 porsiyon olmalıdır.

ADET SANCISI
Muz:İçerdiği yüksek oranda B6 vitamini sayesinde kadınların adet dönemi sancılarını büyük oranda azaltır. Doğal bir ağrı kesici gibidir.
Tarçın:Koli basilinin üremesini önler. Limon çayına balla birlikte eklenerek içildiğinde hem nezlenin yol açtığı boğaz ağrılarına hem de adet dönemi sancılarına iyi gelir.

HAMİLELİK
Enginar:Bol miktarda folik asit ve potasyum içerir. Düşük yağ oranı, sindirimi kolaylaştırıcı etkisi, antioksidan özellikleri sayesinde anne adayı ve bebeğin sağlığına önemli faydaları vardır.
Böğürtlen:E vitamini içerir. Vücuttaki zararlı besin atıklarının temizlenmesini sağlar. C vitamini boldur. Cenini korur.

ÇÖLYAK HASTALIĞI
Kestane: Önemli bir enerji kaynağıdır. Kolayca sindirilebilir. Çölyak hastaları için buğday içermeyen un kaynağı olabilir. E ve B6 vitaminleri içerir. yağ oranları düşüktür.

TİROİD
Midye:Omega-3 yağı açısından zengin bir besin kaynağıdır. İçerdiği selenyum minerali tiroit bezlerinin normal işleyişi için gereklidir.

FELÇ
Turunçgiller:C vitamini zengini turunçgiller içerdikleri flavonoid adlı antioksidanlar sayesinde atardamarların, kalbin zarar görmesini önlüyor. Portakal içerdiği folik asit, kalp dostu potasyum ve kalsiyum sayesinde sağlıklı alyuvar hücrelerinin çoğalmasına neden oluyor.
Hamsi:Kolesterolü düşüren ve kan pıhtılaşmasını önleyen Omega-3 bol bol var.

ASTIM
Soğan:Sarımsakla birlikte enfeksiyonlarla mücadele eder. Kükürt bileşimleri atardamarların zarar görmesini önler. Soğan; kemik erimesine de iyi geliyor.

ARTİRİT
Enginar:Enginarın en büyük özelliği toksinleri temizleme yeteneğidir. Bu nedenle artirit ve romatizması olan hastalara özellikle tavsiye ediliyor. Cynarine adlı madde, karaciğer ve safra kesesinin rahatsızlanmasını engelliyor.

STRES
Mayan kökü:Antivirüs etkisi vardır. Karaciğeri korur. Adrenalin salgılanmasını dengeler. Stresle başa çıkabilmek için gerekli olan kortizol hormonunu salgılatır.

ÜLSER
Lahana:Ülseri olan kişiler için tonik, yani mideyi temizleyici etki yaratır. Yüksek oranda C vitamini içerir. Kırmızı lahana vücutta antioksidan özelliğe sahip A vitamini içerir. Kanseri önleyici etkiye sahiptir.Çiğ olarak salatalara katılması tavsiye edilir.

KEMİK ERİMESİ
Kayısı:Yüksek oranda kalsiyum ve magnezyum içerir.
Süt:Kalsiyum, protein, B2-A-E-D vitaminleri, folik asit, fosfor ve demir kaynağıdır. Kalsiyum, D vitamini ve fosfor ile birlikte kemikleri ve dişleri güçlendirmek için çalışır. Bunların eksikliği kemikleri eritir.

ARAÇ TUTMASI
Zencefil: Sindirime yardımcı olur. Mide bulantısını giderir. Enerjinizi artırır. Seyahatin ve otomobilde uzun süre gitmenin yol açtığı bulantı ve rahatsızlıkları azaltır.

CİLT SORUNLARI
Papatya:Bitkisel yağ ve kimyasallar içerir. Çay olarak içildiğinde sindirime yardımcı olur, karın ağrılarını dindirir. Sıcak bir banyonun ardından hazırlanacak papatya çayı torbaları, egzamanın neden olduğu kaşıntı ve yanmaları alır.

Acı pul biber: Portakaldan 3 kat daha fazla oranda C vitamini içerir. Capsantin adlı kimyasal madde zona hastalığının neden olduğu ağrıları dindirmek için yapılan kremlerde kullanılır.

Portakal suyu:Bir bardak portakal suyu günlük C vitamini ihtiyacınızın tamamını karşılar. İçindeki potasyum vücudun su dengesini korur; cildin kurumasını, kırışıklıkların meydana gelmesi önler.

Portakal yağı:Susam yağıyla karıştırılarak kullanıldığında iyi bir cilt yağı elde edilir.Ayrıca;selülitli bölgelere portakal yağıyla masaj yapılması tavsiye edilir.

LAKTOZ DAYANIKSIZLIĞI
Badem:Yüksek oranda kalsiyum, magnezyum, potasyum, fosfor, E vitamini, B2 vitamini, antioksidan içerir. Bu nedenle laktoz (süt şekeri) dayanıksızlığı bulunan ve günlük gıdalar yiyemeyen kişiler için badem ideal bir besin kaynağıdır.

KALP
Bezelye:Haftada 10 porsiyon domatesli bezelye yemeği yiyen bir erkeğin, yemeyene oranla prostat kanserine yakalanma riski yüzde 35 daha az. B vitamini ve protein deposu olan bezelye, kalp için de çok önemli.
Kepekli Ekmek: Kalp hastalıklarıyla bağırsak kanseri için faydalıdır.Günde 12 gramdan fazlası kişiye göre zararlı olabilir.
Kiraz: 100 gramında 40 kalori bulunuyor. İçerdiği ellegic asit, vücudu kansere karşı korurken,kiraz kalp damarlarındaki normal bir kan dolaşımını sağlar. Çok kiraz yenmesi, gut hastalığına yakalanma riskini de düşürür.Günde 20 kiraz yemek 1 aspirin yerine geçiyor.
Çikolata:E vitamini, magnezyum ve demir; kalp hastalıklarına yakalanma riskini düşürür. Günde en fazla 1 çikolata yiyin.
Elma: Günde 5 adet yiyin.
Mısır Gevreği: Günde 1 tabak yeterli.
Salatalık:Diyet yapanların en büyük yardımcısı olan salatalık, kolesterolü düşürür. Kalbi güçlendirir.Unutmadan ekleyelim. Salatayı soymadan yiyin. Çünkü kalbi kuvvetlendiren madde, kabuğu ile derisi arasında bulunuyor.
Yumurta:Tüm yiyecekler içinde en kaliteli proteini içerir. En önemli özelliği, kolesterol oranını düzenleyen lesitin maddesi içermesi. Tavada az yağda pişirilmiş yumurtayı tavsiye ederiz.
Sarımsak:Mutfağınızdan eksik etmeyin. En az 1000 doğal tedavide kullanan sarımsak, sindirim sisteminden, kansere, kan dolaşımından kalp hastalıklarına kadar her şeye yaralı. Ancak hamileler dikkat olmalı. Aşırı sarımsak da kalp yanmaları ve çarpıntılarına yol açar. Günde bir diş yeter.
Humus:E vitamini zengini humus, kanda kolesterol oranını da ayarlar.
Kavun:Bir kavunun yarısı insan vücudunun günlük C vitamininin ihtiyacının tamamını, A vitaminin de yüzde 15`ini karşılar. Kavun, kalp ve böbrek hastalarının diyetlerinde sıkça kullanılan bir meyvedir.
Süt:Tam bir kalsiyum, protein, folik asit, A, E ve D vitaminleriyle fosfor deposu. Çocuk ve genç ve hamilelerin günde en az yarım litre süt içmesi tavsiye ediliyor.
Şeftali:Bir şeftali, günlük C vitamini ihtiyacınızın yarısını karşılar. Sindirimi kolay olan meyvanın koyu renklilerini tercih edin. Çünkü kabuğuna renk veren betakarotene maddesi, kalp ve kansere karşı faydalıdır.
Pirinç:E ve B12 dışında tüm B vitaminleri ve potasyum içerir. Özellikle kolon ve bağırsak kanserlerine karşı faydalıdır.Kolesterolü düşürdüğünden kalbe iyi gelir.
Tuz:Vücuttaki kan dolaşımını ve sinir sistemini düzenler. Mide kanseri, kemik erimesi, kalp sorunlarına bire birdir. İngiliz Sağlık Bakanlığı, halkına günde 9 gram tuzun kafi olduğunu, aşırısının vücuda zarar vereceğini açıkladı.
Çay:Günde 2 bardak içilen çayla, 4 elma, 5 soğan, 7 portakal yemiş gibi kalp dostu antioksidan madde almış olursunuz. İngilizler, özellikle çocukların haftada en az 6 bardak sütlü çay içmesini öneriyor.
Ton Balığı: Kolesterol ve tansiyonu düzenler. Anemi hastalığına karşı D ve B12 vitamini içerir. Birçok kansere karşı vücudu içerdiği nikotinik asitle korur. Bir konserve ton balığı vücudun D vitamini ihtiyacının tamamını karşılıyor.
Hindi Eti: 125 gramı, vücudun günlük folik asit ihtiyacını karşılar. Folik asit, kan hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olur.
Karpuz:Bir dilimiyle günlük C vitamini ihtiyacınızın %80`nini karşılarsınız. İçerdiği potasyum, kan dolaşımını sağlar.

KANSER
Kayısı:Antioksidan olan betakaroten açısından zengindir. Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.
Tahıllar:Arpa, mısır, buğday, yulaf gibi tahıllar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir. Kanserojen maddelerin vücuttan atılması sürecini hızlandırır. Tahıl ağırlıklı bir beslenme rejimi, bağırsak kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor.
Fasulye:Fasulye, C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastalığı ve kanseri önleyen antioksidanlar açısından zengindir. B vitamini de seks hormonlarını kuvvetlendirir.
Pancar:Demir ve folik asit açısından zengin olan pancar eski çağlardan beri kan hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Amerikalı uzmanlar pancar suyunun sarılık tedavisinde de etkili olduğunu belirtiyor.
Lahana:Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesi içerir.
Havuç:Tam 40 araştırma havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel nedeni betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur.
Nohut:Yağ düzeyi düşük olan ve kolesterol içermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, bakır, manganez, betakaroten ve folik asit açısından zengindir. Göğüs kanserine karşı korur.
İncir:Potasyum, demir ve kalsiyum içerir. Sindirim sistemine yardımcı olur. Eski çağlarda kanserli hücrelerin tedavisinde kullanılan incir, modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak öneriliyor.
Sarımsak:Bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve kansere, yüksek kolesterole, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına karşı koruyucu etkisi vardır.
Fındık:Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından en zengin besinlerin başında gelir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur.
Mercimek:B vitamini, demir, kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum içerir. Lifli özelliği kandaki kolesterol oranını düşürür, şeker ve kalp hastaları için yararlıdır.
Zeytinyağı:İçindeki omega yağ asitleri, kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir.
Soğan:Bağışıklık sistemini güçlendirir. İçerdiği allicin ve sülfür; mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Son araştırmalar kemik erimesine karşı, peynir ve sütten daha etkili olduğunu göstermiştir.
Şeftali:Teki bile insanın C vitamini ihtiyacının yüzde 50,sini karşılayabilir. Sindirimi kolaydır. Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından da zengindir. Bir tanesinde 33 kalori vardır.
Pirinç:Pirinç mükemmel bir enerji kaynağıdır. E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu olan pirinç, kolesterolü düşürerek kalp krizi riskini de azaltır.
Çilek:Kolesterol düzeyini düşürür ve sindirim sistemini düzenler. Ellegic asit adı verilen kansersavan bir maddeyi de içerir.
Domates:Likopen açısından zengin ender bitkilerden biridir. Likopen, pankreas gibi çeşitli kanser hastalıklarını önleme konusunda hayati önemdedir. C vitamini açısından zengindir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olması da bağırsak kanseri riskini azaltır.

GÖZ
Mısır:Zeaksantin adlı bir bitkisel bileşim içerir.Bu madde yaşa bağlı olarak gelişen görme bozukluklarını azaltır.
Ispanak:Antioksidan özelliği taşıyan A vitaminine dönüşen betakaroten içerir. Sağlıklı gözler için gereklidir. Katarakt ve diğer göz tabakalarının bozulmasına karşı lutein maddesi de içerir.Pişirdikten sonra hemen tüketin; beklemesi halinde içindeki yararlı maddeler toksik maddelere dönüşebilir.

BAĞIRSAK
Elma:Protein, vitamin ve doğal kimyasallar sayesinde sindirime yardımcı olur. Sindirimi kolaylaştırır. Bağırsak sorunları çeken kişiler için dengeleyici ve normalleştirici besin olarak nitelenirler.

Migren Sorunu Olan Dikkat

Son zamanlarda yapılan bir araştırma migren ağrısı çeken kişilerin felç riskinin iki kat arttığını ortaya koydu..

Son zamanlarda yapılan bir araştırma migren ağrısı çeken kişilerin felç riskinin iki kat arttığını ortaya koydu..

Kanadalı ve Amerikalı bilim adamlarının raporunda, baş ağrısıyla felç arasındaki bağlantıya dair yapılan 14 araştırmanın, hafif baş ağrısı çekenlerde de riskin arttığı açıklanıyor.

Kadınlar üzerinde yapılan üç araştırmaya göre, migreni olan ve doğum kontrol hapı alanlarda felç riski, ilaç almayanlara oranla 8 kat artıyor.

Sami ve Montreal'deki Royal Victoria Hastanesi'nden Mayhar Etminan ile çalışmaya ortak olan meslektaşlarına göre risk, baş ağrısı sırasında beyne giden kan oranında azalma olmasına bağlı olarak artıyor. Beyne giden atardamarı veya damarı tıkayan kan pıhtılaşmasının neden olduğu bölgesel anemi, felç türlerinin en yaygını olarak biliniyor.

19 Mart 2009 Perşembe

Beze Ateşi

Ya da mononükleoz, viral kökenli, akut bulaşıcı hastalıktır.Lenf bezleri ve dalak şişer.

Nasıl belirlenir:Hastalığın başlangıcında halsizlik, iştahsızlık, adale ağrıları ve yüksek ateş görülür.Lenf bezlerinin şişmesi genellikle ateşin başlamasından birkaç gün sonra olur.

Nasıl önlenir:
Hastalık, hasta kişilerle temas etmiş kişilere damardan immunoglobulin yapılarak önlenebilir.

Nasıl tedavi edilir:Yatak istirahati, ateş düşürücü ilaçlar ve ağrı kesiciler verilir.Boğazda bakteriyal bir enfeksiyon görülmüyorsa antibiyotik verilmez.Kortizon tedavisi ağır vakalar için geçerlidir.

9 Şubat 2009 Pazartesi

Karaciğer Hastalığında Yağ, Yumurta, Et Zararlı mıdır

Karaciğer vücudumuzun fabrikasıdır. Proteinler karaciğerde yapılır. Proteinin yapıtaşı amino asitlerden ayrılan amonyak karaciğerde üreye çevrilerek sıvılarla vücuttan atılır. Yağların sindirimi . için gerekli safra karaciğerde oluşur. Yağda eriyen vitaminler, demir, glikojen karaciğerde depolanır. Yine karaciğerde bütün besin öğelerinden enerji oluşur. Alkol karaciğerde enerjiye dönüşerek vücuttan atılır.

Bu kadar çok çalışan organın sağlığını koruması için yeterli ve dengeli beslenmesi zorunludur. Karaciğere en çok zarar alkolden gelir. Yine her türlü toksik madde karaciğeri bozar. Bazı mikroplar da karaciğerde hastalık yapar. Karaciğer haftalıklarının en çok bilineni tıp dilinde enfeksiyöz hepatit denen sarılık ve sirozdur.

Karaciğer hastalıklarının tedavisinde hastanın uygun şekilde beslenmesi önem taşır. Hastalarda iştah azlığı, bulantı ve kusma görülmesi besin alımını azaltabilir. Ayrıca hastalığın ilk döneminde, hasta karaciğer amonyağı üreye çeviremediğinden kanda amonyak yükselmesi olabilir. Yine sirozda amonyaklı su birikimi ile karın şişliği olabilir.
Hastalıkta, yıpranan karaciğer hücrelerinin onarımı için proteince zengin ve enerjisi yüksek diyet alınması gerekir. Karaciğer hastalığında diyet önemlidir. Et ve yumurta en iyi kalitede protein kaynaklarıdır. Ancak fazla alman yağ, karaciğeri safra yapmaya zorlar. Halbuki iyileşmede karaciğerin dinlenmesi önemlidir. Ayrıca fazla yağın sindirimi güçtür, zaten iştahsız olan hastanın bulantı ve kusmalarını arttırabilir.

Karaciğer hastalıklarında diyet hastalığın belirtilerine ve hastanın durumuna göre ayarlanmalıdır. Aşağıda, belirtilere göre yenecek besinlere örnekler verilmiştir:

1. Kanda amonyak yüksek olduğu sırada proteinli besinler biraz azaltılmalıdır. Kaliteli protein kaynakları olan peynir, süt, yoğurt, yumurta, tavuk, balık ve et gibi besinler kullanılarak hem vücuda aşın protein vermekten sakınılmış olur, hem de bireyin protein ihtiyacı daha kolay karşılanır. Bunun yanında düşük kaliteli bitkisel proteinler biraz azaltılabilir. Yağı az olduğundan suda pişmiş tavuk eti özellikle tercih edilir. Sütlü tatlılar hem kaliteli protein hem enerji sağlarlar.
2. Ödemli durumda tuz sınırlanır.
3. Bunların dışındaki durumlarda yağı biraz az, kaliteli protein ve karbonhidratlardan zengin, hastanın kolayca yiyebileceği ve sindirimi kolay besinler verilir. Bu nitelikleri taşıyan besinlerin başında süt, yoğurt, peynir, sütlü tatlılar, et, tavuk ve balık, yumurta, meyve, pekmez, bal gelir. Yemekler suda, fırında veya ızgarada pişirilir, yağda kızartılmaz. Et konmuş yemeklere yağ eklenmez. Çok yağlı etlerden sakınılır.

Karalahana Guatr Yapar mı

Lahana, kış mevsiminin önemli sebzelerindendir. Genelde üç türü ülkemizde yetiştirilir. Bunlar; beyaz baş lahana, kırmızı baş lahana ve kara lahanadır. Kara lahana daha çok Karadeniz Bölgemizde yetişir.
Lahana özellikle C vitamini yönünden zengindir. Yenebilen 3 - 4 yaprak kara lahana insanın günlük C vitamini ihtiyacını karşılar.

Lahana, turp, şalgam gibi sebzelerde guatr yapıcı maddelerin bulunduğu bilinmektedir. Ancak, bu maddelerin daha çok bitkilerin tohumlarında yer aldığı, yenen yaprak ve yumrularında az miktarlarda bulunduğu bildirilmektedir. Günlük normal miktarlarda yenen lahana, turp ve şalgamla alınabilen az miktarlar¬aki guatr yapıcı maddelerin guvatrm oluşmasında önemli etkisi olmadığı araştırıcılar tarafından belirtilmiştir.
Basit guatr olarak bilinen troid bezinin büyümesinin esas nedeni iyot yetersizliğidir. Genellikle, iyot toprağın yüzey kısımlarında bulunur. Dağlık yörelerde yağmur suları ile toprağın iyotlu kısmı denizlere aktığından, toprakta iyot azalabilmektedir. Buralarda yetişen bitkilerde, o yöre bitkileriyle beslenen hayvanların et, süt ve yumurtalarında da iyot yetersiz bir duruma gelmektedir. Bu yörelerde yaşayan insanlar besinleriyle sürekli az iyot aldıklarından, iyodu kullanarak hormon yapan troid bezi büyümektedir.
Ülkemizde, lahana, şalgam, turp gibi sebzelerin guatr yapıcı maddelerin yer aldığı tohum kısımları yenmediğinden, guatr oluşumunda bu sebzelerin önemli rolleri olmadığı söylenebilir.

13 Ekim 2008 Pazartesi

Gripten Korunmanın En Etkili Yolu

Sağlık Bakanlığı`ndan grip aşısı açıklaması. Kimler grip aşısı yaptırmalı, kimler yaptırmamalı? Grip aşısı ne zamana kadar yaptırılmalı?

Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, sağlık koşulları uygun olan kişilerin en geç kasım ayına kadar grip aşısı yaptırmalarını önererek, ``6 aydan küçük bebekler, yumurta yediğinde alerjik şoka giren tarzda alerjisi olanlar ve gebeliğin ilk 3 ayı içindekiler grip aşısı yaptırmamalıdır`` uyarısında bulundu.

AA muhabirine açıklama yapan Çom, sağlık koşulları uygun olan kişilerin en geç kasım ayına kadar grip aşısını yaptırmaları gerektiğini, kronik hastalıkları olanlara ise grip aşısını önermediklerini söyledi.

Gribin, Influenza adı verilen bir virüs tarafından oluşturulan, birden bire 39 derece üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bitkinlik, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtiler ile başlayan bir enfeksiyon hastalığı olduğunu belirten Çom, ``Kişiyi mutlaka 3-7 gün yatağa mahkum etmektedir`` dedi.

Çom, gribin özellikle çocuklarda, yaşlılarda, kalp, akciğer, böbrek ve şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyrettiğine, ölüme kadar varabilen ciddi sonuçlara yol açabildiğine dikkati çekti.

Gribin halk arasında genellikle soğuk algınlığı ile karıştırıldığını ifade eden Çom, ``Soğuk algınlığı ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösteren, halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahati gerektirmeyen bir hastalıktır ve grip ile kesinlikle karıştırılmamalıdır`` diye konuştu.

-ASTIMI OLAN VE HIV ENFEKSİYONU TAŞIYANLAR AŞILANMALI-

Çom, gripten korunmada en etkili yolun aşılama olduğunu belirten Çom, şunları kaydetti:

``Grip aşısı grip salgını olmadan önce yapılması gereken bir aşıdır. Altı aydan küçük çocuklara yapılması önerilmeyen grip aşısı, grip hastalığının şiddetli veya ölümcül seyretme olanağı olanlar ve bu kişilerle sık sık teması olanlara önerilmektedir.

Aşılanması önerilen gruplar ise 65 yaşından büyükler, astım ve diğer kronik solunum sistemi hastalığı olanlar, kronik metabolik hastalığı olanlar, hemoglobinopatisi olanlar, uzun süreli aspirin tedavisi alan bebek ve çocuklar, immünosupresif tedavi alanlar, HIV enfeksiyonu olanlardır.

Yüksek riskli kişilere grip hastalığını taşıyacak ya da bulaştıracaklara da aşı yapılması önerilmektedir. Bunlar, sağlık personeli, kronik hastalık bakım üniteleri veya yaşlı bakım evlerinde çalışanlar ile evinde yüksek riskli kişi olanlar şeklinde sıralanabilir.``

``Grip aşısının herhangi bir faydasının olmadığı, sadece ticari amaçlarla ortaya çıkarıldığı`` yönündeki eleştirileri değerlendiren Çom, ``Bakanlık olarak bu konuya iki uç olarak yaklaşmıyoruz. Yapılsın ya da yapılmasın da demiyoruz. Yapılmasını öneriyoruz ancak kesinlikle yapılmalıdır da demiyoruz`` ifadesini kullandı.

Çom, bazı kişilerin grip aşısı yaptırmalarının sakıncasına dikkat çekerek, ``6 aydan küçük bebekler, yumurta yediğinde alerjik şoka giren tarzda alerjisi olanlar ve gebeliğin ilk 3 ayı içindekiler grip aşısı yaptırmamalıdırlar`` uyarısında bulundu.

-AŞI EN GEÇ KASIM AYINDA YAPILMIŞ OLMALI-

Aşının, grip mevsimi başlamadan önce uygulanması gerektiğine işaret eden Çom, ``Koruyucu antikor düzeyi, aşı uygulandıktan sonra yaklaşık 2 hafta içinde oluşmaktadır. eylül, ekim en geç kasım ayında aşı yapılmış olmalıdır`` dedi.

Aşının içeriğinde Dünya Sağlık Örgütünce ilan edilen 3 tip grip virüsüne karşı koruyuculuğun söz konusu olduğunu ve grip aşısının soğuk algınlığından korumadığı gerçeğinin ise unutulmaması gerektiğini vurgulayan Çom, ``Aşı tek doz olarak uygulanır. 8 yaş ve daha küçük çocuklar eğer ilk kez aşılanıyorlarsa, tam etkinin oluşması için en az bir ay ara ile iki doz aşı uygulanmalıdır. Yan etki olarak 1-2 gün süreyle aşı yerinde ağrı ve hassasiyet, ateş, halsizlik, baş ağrısı ve kas ağrıları görülebilir`` diye konuştu.

Çom, muhtemel grip salgınına karşı yapılması gerekenleri de şöyle sıraladı:

-Toplumun kişisel hijyen konusunda bilgilendirilmesi ve eğitilmesi gerekir. Özellikle ağız ve burun akıntılarının bulaştığı ellerin temizlenmesi ve öksürüp aksırırken ağız ve burnun, damlacıklar çevreye sıçramayacak şekilde kapatılması, hastalığın bulaşmasını önleyecektir.

-Gripten korunmada en etkili yöntemlerden biri el yıkamadır.

-Doğru ve dengeli beslenme, vücut direncini arttırarak gripten korunmada yardımcı olur. Gün içerisinde mevsime uygun sebze ve meyve tüketilmelidir.``

Gut'a Dikkat

Kırmızı et, sakatat, deniz ürünleri ve alkolü fazla kaçıranlar risk altında.

Kırmızı et, sakatat, deniz ürünleri ve alkolün fazla tüketilmesinin ``gut`` hastalığına yakalanma riskini artırdığı ve hastalığın seyrini olumsuz etkilediği bildirildi.

Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eftal Yücel, AA muhabirine yaptığı açıklamada, gut hastalığının gelişmesinde kırmızı et ve hayvansal proteinin aşırı tüketilmesinin etkili olduğunu, bu yüzden halk arasında ``Kralların Hastalığı ya da zengin hastalığı`` şeklinde bilindiğini ifade etti.

Yücel, ``Gut daha çok 40-65 yaşın üzerindeki aşırı kilolu, fazla proteinle beslenen ve alkol tüketen erkeklerde ve menopoz sonrası ileri yaşlarda kadınlarda görülen bir eklem hastalığıdır`` diye konuştu.

Eftal Yücel, hastalığın, ürik asit kristallerinin eklemlerde birikmesi sonucu ortaya çıktığını belirterek, ``Her 100 kişiden birinde rastlanmaktadır`` dedi.

Kış aylarının gelmesiyle pek çok kişinin daha ağır yemekler yemeğe, balık sezonun açılmasıyla bol deniz mahsulü tüketmeye başlayabileceğini belirten Yücel, ``Proteinden zengin besinlerin fazla yenilmesi hastalığa yakalanma olasılığını yükseltir, hastalığın seyrini olumsuz etkiler. Özellikle, şu an bolca bulunan balık birçok hastalığa şifa verirken, gut hastaları için fazla tüketildiğinde tehlikeli olabilir`` uyarısında bulundu.

``AYAKTA ŞİDDETLİ AĞRI VE ŞİŞLİK OLUR``

Hastalığın, böbreklerden atılan bir madde olan ürik asit kristallerinin eklemlerde ve böbreklerde birikmesiyle birlikte kendini göstermeye başladığını ifade eden Yücel, şunları kaydetti:

``Hastaların çoğunda, ayak baş parmağında ani ve genellikle sabah başlayan şişlik, kızarıklık ve çok şiddetli bazen zonklayıcı ağrı şikayeti olur. Ağrı tipik olarak çok şiddetlidir, hafif bir dokunuş bile ilk günlerde belirgin ağrıya neden olabilir. Çoğunlukla 4 hastadan 3`ünde ayak baş parmak ağrısı ile karşılaşılır.

Ayak bileği ve dizler, ayak birinci parmağı dışında sık tutulan eklemlerdir. Hastalık başlangıçta 7-10 günde yatışan ataklar tarzında ve genellikle tek bir eklemde olur. Ataklar giderek sıklaşır, tedavi edilmezse birden çok eklemde ve uzun süreli eklem şişlik ve ağrıları oluşabilir. Çok eklemde ve devamlı hal aldığında kronik gut hastalığı adı verilir. İlerlemiş hastalığı olanlarda çok değişik eklemlerde tutulum ve eklem deformiteleri olabileceği gibi, cilt altında da ürik asit birikimlerine bağlı ağrısız nodüller meydana gelebilir. Ürik asit fazlalığına bağlı böbrek taşları ve böbrek çalışmasında bozukluklar da ortaya çıkabilir.``

AİLEDE GUT HASTALIĞI

Ailede gut hastası olanlar ile kiloluların gut hastalığı riskinin arttığına dikkati çeken Yücel, sağlıklı erişkinlerin yüzde 5-8`inde kanda ürik asit seviyesinin normalden yüksek olabileceğini, bu kişilerin ancak yüzde 10-20`sinde gut artriti ortaya çıktığını söyledi.

Ürik asit seviyesi yüksek olanların diyetlerine dikkat etmelerini, bu kişilerin hayvansal proteinleri az almalarını, alkol kullanmamalarını, ürik asidi artırabilen idrar söktürücü ve aspirin gibi ilaçları zorunluluk dışında almamalarını öneren Yücel, gut hastalığı için en çok bira, en az şarabın zararlı olduğunu kaydetti.

Eftal Yücel, yılda ikiden fazla eklem iltihabı atağı geçiren, böbrek taşı olan veya böbrek çalışmasında azalma bulunan gut hastalarının ürik asidi azaltıcı ilaçları her gün almalarının gerekebileceğini belirtti. Gut hastalarının birçok uzmanlık alanından hekimlerce tedavi edildiğini kaydeden Yücel, ``Hastaların ve kullanılan ilaçların yan etkilerinin daha iyi değerlendirilebilmesi için hastaların, iç hastalıkları uzmanı da olan romatoloji uzmanlarınca veya iç hastalıkları uzmanlarınca takip edilmesi tercih edilmeli`` dedi.

BİLDİK KOKULARI TANIYAMAMAK ALZHEIMER BELİRTİSİ OLABİLİR

ABD`de yapılan bir araştırma sonucu, bildik kokuları tanımakta güçlük çekmenin Alzheimer hastalığı belirtisi olabileceği ortaya çıktı.

Doktorlar, 54 ila 90 yaşlarındaki 589 kişi üzerinde yaptıkları araştırmada, deneklerden limon, çikolata, karabiber, muz, benzin ve sabun gibi çok bilindik 12 kokuyu tanımalarını istediler. Deneklerin hiçbirinin, araştırmanın başlatıldığı 1997 yılında beyine bağlı bir sıkıntısı bulunmuyordu.

Hekimler daha sonra 2002`ye kadar her yıl düzenli olarak deneklerin beyinsel kapasitelerini test ettiler, denekleri klinik ve nörolojik açıdan muayene ettiler.

Araştırmanın yapıldığı 5 yıl boyunca testler, en az dört hata yapan deneklerin, birden fazla hata yapmayanlardan yüzde 50 fazla beyin faaliyetine bağlı bir rahatsızlığa yakalanma olasılığı bulunduğunu gösterdi.

Bu ayki "Archives of General Psychiatry" dergisinde de yayımlanan araştırmanın başındaki Chicago Rush Tıp Fakültesi`nden Dr. Robert Wilson, buna karşın yaşa bağlı nörobiyolojik ve koku alma sorununun kökeninin hala bilinmediğini belirtti.

Popüler Yayınlar

Related Posts with Thumbnails
Pasta Tarifleri

Uyarı

Bu site yayınlanan sağlık ile ilgili bilgiler , ziyaretçilerini bilgilendirmek amacıyla yayınlanmaktadır. Burada yayınlanan yazıların tamamı bilgilendirme amaçlı olup, hiçbir şekilde hekim muayenesi ve konsültasyonunun yerine konulmamalı, hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Sağlığınızla ilgili acil durumlarda, bekleme süresi sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebileceği için, zaman geçirmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanızı öneririz.
Genel Kişisel Web