Beslenme ve Diyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Beslenme ve Diyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2010 Pazar

Diyet Hakkında Soru ve Cevaplar


Okuyucularımızdan gelen soruları cevapla­maya çalışırken, şu hatırlatmayı da yapmak isti­yorum: Lütfen yazıyı dikkatlice ve birkaç defa okuyunuz, böylece daha fazla faydalanacağınıza inanıyorum…
SORU: İlk 14 günlük diyet içinde kabak, patlıcan, gibi yeşil sebzeler, salatalık yenebilir mi; haşlama, yağda veya közde pişirilebilir mi?


CEVAP: Bu sorunun geleceğini bildiğim için diyet yazımda PAZARLIKSIZ İLK 14 GÜN SADECE BUNLAR YENEBİLİR diye üstüne basa basa yazmıştım. Aynı şeyi yine söy­lüyorum; sadece iki küçük tabak zeytinyağlı ma­rul, maydanozdan oluşan yeşillik, mümkün ol­duğunca az doğranıp, üstüne yağı dökülüp diğer et vs. yanında veya öğün aralarında yenebilir.

Size bunun nedenini yeniden açıklayacak olursam; bu ilk 14 günün amacı metabolizma­mızı vücudumuzda birikmiş yağ stoklarını gliko­za çevirip, enerji olarak kullanmaya, yani yağları yakmaya zorlamaktır. Çünkü metabolizma uzun zamandır kolay hazır şekerlere alışmıştır. Zaten bu nedenle karbonhidrat bağımlılığı söz konu­sudur. Ve ilk birkaç gün, tiryakilerin sigarayı bı­raktığı ilk günlerdeki baş dönmesi gibi bir halsiz­lik, gerginlik, biraz asabiyet vs. yaşanır. Ama üs­tünde durulacak bir şey değil. İlk başlarda bir iki gün dinlenmek de çok iyi olur, ama çok önem­sememek gerekir.

14 günden itibaren ise bu denilen sebzeler rahatlıkla yenilebilir. Ama ilk başta abartmadan azar azar artırarak yenmeli. Mesela 15. gün bir tabak sebze eklenmeli, bir avuç fındık, fıstık yen­meli, 20. gün iki tabak, sonra 3 tabak gibi artırı­larak normal yeme biçimine geçilmelidir. Bunun sebebi her türlü sebze ve meyvede karbonhidrat, yani şeker vardır. Metabolizmanın mümkün ol­duğunca az şeker yiyerek, iyice yağ yakma moduna girmesini sağlamak gerekir ki birden bunu bırakmasın ve devamlı aynı şekilde yağları eritsin. Seçilecek sebzeler de buna göre az şeker içeren­ler olsun. Bunu en iyi anlamanın yolu yeşilleri seçmek; havuç, patates gibi yumrulu olanlardan uzak durmak, bunları sonradan kilo muhafaza safhalarında az yemek gerekir.

PİŞİRME ŞEKİLLERİ
Diyetimize göre istediğiniz şekilde pişirebi­lirsiniz, yeter ki üzerine hazır, içleri şeker ihtiva eden ketçap ve benzeri soslar dökmeyin. Ama burada da bazı konuların üzerinde durmak istiyorum. Özellikle kızartmalar. Yazımın bir bölü­münde kızartmalardan bahsetmiştim, ama bura­da bu konuyu yeniden ele almakta yarar var.
Sürekli duyuyoruz; yağda kızaran bir sebze­de artık ne vitamin ne de başka bir özellik kalı­yor. Yağın yakması sonucu oluşan bir yığın kan­serojen etkiler vs. de cabası. Hal böyle iken kı­zartma neden yapılır? Yavruları için canını hiçe sayan ebeveynler bunları nasıl çocuklarına yedirir anlamak çok zor. Salt bir damak zevki uğruna ömür boyu zehirlenme gibi düşünüyorum.
Şimdi benim konum diyet olduğundan ko­nuya bu. açıdan bakalım. Eti düdüklüde veya fı­rında ağzını folyolarla kapatıp herhangi bir ye­mekte kullanın ve aynı eti kızartın. Birincisi sağlıklı vitamini ve proteinleri korunmuş ve kalorisi azdır, Kızartmada ise tüm vitaminler yok olmuş­tur. Özellikle etlerde B12 vitamini vardır ve çok önemlidir. Beyin için elzemdir. Yetmez gibi diğer şekle göre kalorisi 3 kat artmıştır. Yani böylece hem sağlıklı yiyeceksiniz ve hem de 100 kalori alacaksınız, diğer taraftan sağlıksız ve 300 kalori. Bu işler patates gibi şekeri yüksek besin­lerde 10 kata kadar fark edebilir. İşte bu bedava ve gereksiz kalori yükü yerine sağlıklı pişirip, ay­rıca fındık, fıstık ve hele badem gibi çok yararlı besinlerden de yiyebiliriz. Özellikle ve özellikle ceviz mutla­ka kahvaltıda yer almalı.

Son zamanlarda insanlarımız kalorisi yüksek diye bu değerli gıdaları bıraktılar. Halbuki kızartmalar, kolalar, meyve suları, hamburgerler vs. gibi o kadar gereksiz kaloriler yükleniyor ki bunları çıkarıp, dilediğiniz kadar yararlı gıdalar alabiliriz. Bazen bizim insanımızı anlamak çok güç oluyor. “Olmuyor” lafının ardına sığınıp, bünyesinin kaldırmadığı şeyleri yiyor, kendi sağ­lıksız olduğu gibi bir de bu alışkanlıklarını ço­cuklarına bulaştırıp, neslini de sağlıksızlığa yö­neltiyor.
SORU: Yoğurt, ayran, peynirler hakkın­da ne diyorsunuz? Bunlar yenebilir mi?
CEVAP: Yoğurt, süt, ayran ve özellikle light diye satılan yağsız peynirler, lor vs.ler ilk 14 gün­de, yenmeyecektir. Çünkü bu ürünlerin özellikle yağı alınmışlarının karbonhidrat, yani şeker ora­nı yüksektir. Bilindiği gibi laktoz denen süt şeke­ri, bu sebeple diyetimizi bozar. Bu ürünler ancak 2 ay kadar sonra yenmeye başlanabilir. Yine azar azar artırılacak şekilde olmalıdır. Ancak ideal ki­lomuza kadar uzak duralım. Bunun istisnası YAĞLI PEYNİRLER olup, ilk 14 gün içinde tam yağlı, özellikle eritme ve kaşar peynirleri az miktarda yenilebilir. Ama ölçüyü kaçırmadan. Unutmayalım amacımız, vücuda hiç şeker sok­madan yağ yakmaya zorlamak ve alıştırmaktır. Bu nedenle bazı alışkanlıklar ve zevkler, bu sü­reçte bırakılmalıdır. Unutmayın, eskiden böyle yanlışları çok yaptığımız için kiloluyuz.

SORU: İlk 14 gün diyet, ilerde tekrarla­nabilir mi?
CEVAP: Hayır. Yazımın bir bölümünde de bahsettiğim gibi bir diyete gerçekten kararlı olup da başlamak gerekir. Çünkü metabolizmamız çok akıllı ve tabiri caizse uyanıktır. Hiçbir diyet sürekli uygulanmaz. Metabolizma ona bağışıklık gösterir ve artık sonuç alamayız. Bu diyet de ide­al kiloya kadar uygulanıp sonra yavaşça her şeyi yiyecek şekilde normal bir düzene geçilecek, ona göre yaşam biçimi benimsenecek. En önemlisi yeni beslenme şeklinde bizi şişmanlatıp sağlığı­mızı bozacak o tatlılar, hamur işleri gibi şeylere buradaki tavsiyeler dışında yer verilmeyecek ve yazımda anlatıldığı gibi gıdalar birlikte alınıp vü­cutta barındırma yapılmayacaktır. Kısacası ne di­yet yapın, ne de bozun.
Ama daha çok böyle yaparak kilo vermek ve­ya başka anlamlarda soruluyorsa bunun cevabı yazıda da mevcuttu. Bir daha 14 günlük diyete girmek gerekmez. Bunun yerine ortalama 3 gün sadece et, balık, yumurta gibi 14 günlük diyette serbest olanlar içinden peynir ve yeşilliği de çıka­rıp diğerlerini yiyerek, yeniden vücudu yağ yak­ma moduna sokup, bir süreden sonra fındık ve sebzelerle yavaşça diğer şeyleri de yiyebiliriz.

Bazı metabolizmalar yağ yakma moduna geç girebilir. Öyle de olsa bu süre en fazla 1 haf­ta olur, 14 gün gerekmez. Bu arada ilk başlarken 14 gün dolmadan bozduysanız, o halde yeniden 14 gün başlamanız gerekir, ama tabi bir bozup bir başlamak olmaz. Bir, bilemediniz iki defa ol­sun, ama düşünün iki kere bozsanız o zaman 14 yerine 1 ay diyet yaparsınız. Niye işinizi zora ve riske sokuyorsunuz? Bu nedenle lütfen iyi oku­yun, kafanıza yatıyorsa bir defada temiz 14 gün yapın.
Bu arada bir diyetisyen yardımıyla, bu diyete uygun yemek listeleri yapmayı düşü­nüyorum. Bunu gerçekleştirdiğim zaman, böyle anlatmak yerine listeyi verip, “bunları yap” demek daha kolay olacak. Yakında bunu bekleyelim, diyerek diyetinizi sürdürün.

SORU: Yanlış gıda alınırsa telafisi nasıl olur?
CEVAP: İlk 14 günde lütfen yanlış gıda al­mayın. Aman bu yanlış gıda, şekerli bir şey, ek­mek vs. olmasın. O zaman 14 güne yeniden baş­lamak gerekir. Ama çok az bir şey, mesela ete so­ğan konuldu. O zaman yeşilliklerden vazgeçip yemeyin. Bir iki gün sadece et vs. yiyin. Ama bu 14 günden sonraki aşamada ise ve tatlı gibi ağır şekerli olup vücudu yağ yakma modundan çıka­racak kadar şekerli değilse, sonraki gün ve bir günde et vs. dışında bir şey yemeyerek telafi edin. Ama ağır şekerli ise yukarda değindiğim gi­bi 3 gün et vs. harici bir şey yemeyerek vücudu tekrar yağ yakma moduna sokmak gerekir, fakat iyisi mi dikkatli olun. Unutmayın bu geçici bir süredir. Sakın kendinizi, iradenizi hiçe sayıp sudan bahanelerle veya bazı arkadaşlarımızın “boşverya ben bir diyet biliyorum33 sözlerine kap­tırıp başladığınız şeyi bozmayın.Unutmayın eskiden çok yediniz ve bu hal­desiniz. Ne var ki eski yediklerinize sayın.


SORU: Kafeinsiz neskafe içilebilir mi?
CEVAP: Şeker konulmadan ve yarım çay kaşığı bir fincan için olarak içebilirsiniz. Günde 3 fincan falan olabilir.
Yine çok açık “bulaşık suyu3′ tabir ettiğimiz şekersiz çay, şeker ihtiva etmeyen bitki çayları şe­kersiz olarak içilebilir. Bu arada ben Fas’a gitmiş­tim. Orada çay denince Fas çayı veriyorlar. Bizim demlik olarak kullandığımız ebatlarda bir çay­danlık. İçine bir miktar taze nane konulup (çok olmasın yoksa acı oluyor) kaynar su dökülüyor ve kaynamadan soğuk olmaması için hafif ısıtılı­yor ve şekersiz olarak içiliyor. Gerçekten tavsiye ederim. Ben oradan demlik ve bardak getirmiş­tim. Bardaklar bizim çay bardakları kadar. Evde adını JADE koyduk bu çayın ve alıştık, sürekli içiyoruz. Tavsiye ederim, bir değişiklik olur.

SORU: 14 günde vitaminsiz kalmaz mıyız?
CEVAP: Şahsen ben kalmadım. İnsan vücu­du 14 gün hiçbir şey yemese bile bir şey olmaz kanısındayım. Ama yazımda her ihtimale karşı bir multivitamin, mineral, ama abartmadan 2 günde bir tane alınmasını tavsiye etmiştim. 14 gün bitimi findık, fıstık yenmesi ve sebze yemekleri yenmeye başlanıyor olmasıyla artık sağlıklı bir beslenmenin kapısı aralanıyor zaten.

SORU: Kolesterolümüz bu diyetle yükselmez mi?
CEVAP: İlk bir belki iki ay acıkan vücudu­muz tam yağ yakmaya adapte olana kadar belki bir miktar yükselebilir. Eğer bilinen bir koles­terol rahatsızlığınız varsa, doktorunuzdan ilaç alıp kullanmanızı tavsiye ederim. Benim ilk zamanlar kolesterolüm biraz yükseldi, ilaç fa­lan almadım. Şimdi devamlı normal sınırlar için­de. Bunu araştırdım, uzmanlar öyle izah ettiler.
Kolesterol genelde beklemiş et ve yağlar­da çok olur. Öncelikle bunlar yerine taze et­ler tercih edilmelidir. Örneğin salam, sucuk, pastırma, kavurma yerine, taze etler tüketilmeli. (Usulüne uygun saklanıp dondurulmuşlar ha­riç). Ama asıl olan, alınan et ve kolesterol ihtiva eden besinlerin vücutta beklemesidir. İşte bizim diyetin önemi buradan gelmektedir. Biz vücudu­muza şeker vermiyoruz. Yazıdan hatırlarsanız vücut önce hazır şekeri tüketir. O zaman da et­ler yağlar vs. beklemede kalır. İşte bu zorlama ve birikme kolesterolü vs. beraberinde getirir. Hal­buki biz şeker vermeyerek alınan yağ ve kolesterol ihtiva eden ürünleri ve bu arada vücudun kendi ürettiği kolesterollerin yanmasına imkân veriyoruz. Tamamen enerjiye dönüşüp yakılıyor. O zaman ne kolesterolü olacak?

Kolesterol sorunu olanlara ilk önce yağ­lar, etler yasaklanır. Bence tatlılar, ekmekler, şekerler, karbonhidratlar yasaklanmalıdır; ben bunu yapıyorum ve kolesterol proble­mim olmuyor. Problem olduğunda anlıyo­rum ki karbonhidratları fazla kaçırmışım ve hemen kısıyorum.
Yine kolesterol için bazı tavsiyelerim olacak: Yaşlı kart kırmızı etleri hiç tavsiye etmem. Varsın biraz yağlı olsun, normal etler yiyin. Kızartma­dan, özellikle firında veya düdüklü gibi şeylerde ağzı kapalı ve patates ve havuç koymadan, so­ğanını abartmadan (ilk 14 gün soğan yok) yapıp yiyin.
Beyaz etlere gelince hep tavuklara alışmışız. Maalesef ülkemizde ördek ve kaz etleri unutul­muş, kimsenin yediği yok. Tavuk eti az koleste­rollüdür. Hindi eti kolesterolsüzdür. Ama kaz ve ördek etleri iyi kolesterolü artırıcı, kö­tüsünü içermeyen etkiye sahiptir.

Maalesef bu kadar güzel nimeti biz yemiyoruz. Veya yiyemi-yoruz. Tavuk denince de et denince de pilavsız yemiyoruz. Öyle olunca vücudumuzda önce pi­lav ve ekmeklerin, patateslerin hazır şekerleri iş­leniyor. Daha bu bitmeden tadılar, meyveler, şe­kerli çaylar, kahveler sıralandıkça; hele de misafirliklerdeysek “bir tane daha al” ısrarlarıyla bak­lavaları yuvarladıkça, etlerin işlenmesine, enerjiye dönüp yakılmasına hiç sıra gelmiyor. Artık vücu­da kolesterolü bırakıyor. Halbuki şekeri bıraksak hepsini yakacak ve bir şey olmayacak. Bu konu çok önemlidir sağlığınız için, lütfen dikkate alı­nız.Bu arada kolesterol problemi olanlara bir tavsiyem; fırında zeytinyağında balık yemeyi adet haline getirsinler. Görecekler ki çok etkili olacak. İnsanlar etleri vs. yiyip, üstüne şekerleri yüklüyor. Bir de zamane alışkanlığı oldu şimdi, kimse kolalı içecek olmadan et yemiyor, hatta bir çok insan onların hazmettirdiğine inanmış, litre-lerce içiyor. Ne diyeyim, çok yazık. Bu davranış­lar, hem her türlü hastalığı davet ediyor, hem de malına ve canına zarar veriyor insanın.

SON OLARAK
Bîr gün bir yazar, deniz kıyısında bir yer ki­ralamış. Sakin kafayla bir şeyler yazmak istiyor­muş. Bir gün sabah pencereden baktığında, bir adamın sahilde bir şeyler yaptığını görmüş. An­layabilmek için yanına gitmiş. Bir de ne görsün; binlerce deniz yıldızı kumsala vurmuş ve adam bunları sürekli denize atıyor. Yazar gülmüş, Sen deli misin, nasıl baş edebilirsin ki, böyle tek başına neyi değiştirebilirsin?”demiş. O sırada denize at­tığı ve yüzmeye başlayan bir deniz yıldızını gös­teren adam, “Bak, onun için her şey değişti” de­miş.
Ben de bu çalışmamla birilerine faydalı olabilirsem ne mutlu bana. Sağlıklı ve dolu dolu bir hayat geçirmenizi dilerim.

SON SÖZ

Tavsiye ettiğimiz Atkins diyeti dünya bası­nında şu an en iyi” olarak lanse edilen diyettir. Bazı hususlarda eleştirilmekteyse de kitabımızda ülkemiz şartlarına adapte ederken bu tenkitleri göz önüne aldığımızı öncelikle belirteyim.
Yazdığımız metodun şu üstünlükleri var:
* Doğal gıdalara yönlendiriyor, suni ve rafi­neri yiyeceklerden kaçındırıyor.
* Aç kalmıyorsunuz.
* Size dokunan, allerji yapan gıdaları anlıyor­sunuz.
* Sağlığınıza kavuşuyor, birçok hastalıktan korunmuş oluyorsunuz.
* Damak tadınız daha belirgin hale geliyor,. gıdalardan daha lezzet alıyorsunuz.
* Yemenizi tavsiye ettiğimiz gıdalar ülke­mizde bol bulunan ve genelde ucuz olan yiye­cekler. Her mevsim bu diyeti tatbik edebiliyorsu­nuz.

* Vitamin ve mineral eksikliği, beslenme bo­zukluğu ortaya çıkmıyor.
Yalnız uygulaması zor olmayan bu diyetten hiç vazgeçilmemeli, bir hayat tarzı haline getiril­melidir.
Yeni metod diyet: Hamptons
Diyet akımları moda gibi devamlı değişiyor. Yeni çıkan Hamptons diyetinde Atkins’in eleşti­rilen hususları bazı noktalardan değiştirilmiş. Onları da kaydedelim:
- Kırmızı etin yağlı kısımları, tavuğun deri­si çıkartılacak. Pastırma ve sosis yenmeyecek.
- Somon, alabalık, sardunya, keten tohumu ve ceviz bol bol tüketilmeli. Kızarmış balık ise, ağıza sürülmemeli.

- Bu diyetin sırrı ise, findik yağına ağırlık vermektir.
- Bol bol sebze ve sadece düşük şeker içe­ren meyveler öneriliyor. Muz, mısır, domates ve patates gibi yüksek şeker içeren gıdalar yasaklanı­yor.
- Ceviz, mercimek ve fasulye tavsiye edili­yor. Şekerle kavrulmuş ceviz, findik ve badem yasak. Bezelye ise ölçülü kullanılıyor. Cipsler, krakerler ile işlenmiş yiyecekler kara listede.

Diyetin Mantığı Nedir?


1) FAZLA PROTEİN ZARARLI DEĞİL Mİ?
Değil. Çünkü vücut kullandığı kadarını alır, fazlası ise karaciğer ve böbrek arasında işlem ya­pılıp idrarla atılır. Tek yapılacak şey, normal, yeteri kadar suyumuzu içmeliyiz o kadar. Yukarıda bahsettiğim karaciğer ve böb­reklerde yetmezlik vs. olanların bu diyeti ya­pamama mantığı da buna dayanır.

2) ÇOK ET VE YAĞ KOLESTEROLÜ YÜKSELTİR Mİ?
Hayır. Bunun mantığını da anlatmıştım, ama kısaca hatırlatayım. Vücut sadece et, yağ ve bunlara bağlı kolesterol alıyor. Ama bunları ta­mamen yakıyor. Enerji olarak tüketilince vücutta birikmiyor. Dolayısıyla kolesterol yükseltecek bir şey kalmadığı gibi, hazır birikmişleri de yakarak normal seviyeye getiriyor. Ben bunları yaşadım ve şu an kolesterolüm gayet iyi ve düzenli. Ama hiperkolesterol sorununuz varsa, bu bir aylık sürede doktorunuzun tavsiye edeceği bir ko­lesterol ilacı alabilirsiniz. Ama bir telaşa mahal yoktur.

3) KALITIM ÖNEMLİ Mİ?
Aslında her insanın geçmişleri olan anne ba­ba vs. gibi soyunu inceleyip, kalıtımsal olan yük­sek tansiyon, migren, şeker, kanser, kalp vs., gibi hastalıklara; ayrıca kilo durumlarına, beslenme biçimlerine göz atmalıyız. Sonra da mutlaka kendimize uygun olmayan ve dokunan, kilo al­dıran, hastalık yapan şeyleri beslenmemizden çı­kartıp, çocuklarımızın beslenme alışkanlıklarını da bu doğrultuda, onları eğiterek oluşturmalıyız.

İşte şimdi bu fırsat elimizde. Bu diyetle yiye­cekler çok kısıtlanıyor. Bundan sonraki formu muhafaza aşamasında yiyecekler yavaşça çeşitle­niyor. Çeşitlemede de her yiyecek yalın (sade) yeniliyor. Yani pilav, tatlı, et bir arada olmuyor. Bu arada, deneme ile bize hazımsızlık, alerji, şişkinlik gibi herhangi bir rahatsızlık veren yiyecek­leri görebiliyoruz ve anlıyoruz ki bu yiyecekler bize zararlıdır, dokunan ve kilo aldıran bu yiye­cekleri mutfağımızdan çıkartarak formumuzu muhafaza etmekle kalmayıp, bir çok hastalık, vs.den de kendimizi korumuş olacağız.
Bu tür zararlı yiyeceklerin başında şekerli yi­yecekler ve içecekler, beyaz un mamulleri, sand­viçler, kızartmalar, bilinçsiz yemek pişirmeler vs. başroldedir. Hele de o tatlı yeme alışkanlıkları­mız. İşin garibi bunları yemeyi gıda almak olarak öğrenmişiz, böyle zannetmişiz. Kısaca bu diyeti uygulayıp kilo verecek, sonra bunu muhafaza ederken dengeli, sağlıklı beslenecek, hastalıklar­dan korunup huzurlu bir hayat süreceğiz. Ömrü elbette Allah takdir eder. Bize düşen, O’nun lütfettiği bu ömrü, basit irade zayıflıklarına heba etmeden en iyi şekilde yaşamaktır.
Bu hatırlatmalar ve anlatımlardan sonra for­mu muhafaza konusuna geçebiliriz.

Formumuzu Muhafaza
İlk başlarda bir market örneği vermiştim, burada bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyo­rum.. Büyük, her şeyin olduğu bir süpermarkete gittiğinizi düşünün. Oradaki her şeyi alamazsı­nız. İhtiyaçlarınıza, bütçenize göre ve sadece si­ze yararlı şeyleri alabilirsiniz. Veresiye alıyorsanız da ödeyemeyeceğiniz bir borç altına girmezsiniz. Girerseniz bedeli ağır olur. İşte bizim de meta­bolizmamızı iyi tanımamız, genetik yapılarımızı bilerek bu yapıya dokunan zararlı yiyeceklerden kurtulmamız, veresiye alıyor gibi vücuda kaldıra­mayacağı ağır yükler, yani kilolar yüklemememiz gerekir. İlerdeki bölümlerde anlatacağım üzere, çok yüklenmeden ve faydalı gıdalarla beslenme­liyiz. Şunu yemeyin demiyorum, size doku­nanları yemeyin diyorum. Faydalı, gıdalı şey­ler yiyin diyorum. Hazır konu genetikten açılmışken, hani ye­diğini göstermeyen dostlarımız vardır ya hep gıpta ederiz. Dikkat edin en çok şeker ve kalp gi­bi rahatsızlıklar onlarda olur. Dışa verip göbek yapmazlar, ama için için yanan ateş gibidirler, bu yüzden bu dostlarımız da bu yazıyı dikkatle oku­yup, kilolarına fazla güvenip de tatlılara ve unlu­lara yüklenmeden formu muhafaza ve yiyecekle­ri ayırma bölümlerine dikkat ederlerse çok daha sağlıklı ve huzurlu olacaklardır. Benden söylemesi..
Bu konuda son olarak şunu belirtmek iste­rim ki: Metabolizmamız öyle bir dirence sahiptir ki, hiç bir diyet şekli nasıl olursa olsun sürekli uy­gulanarak kilo verilip form muhafaza edilemez.. Ya aç gezer kilo almaya devam ederiz, dahası metabolizmamızı geri dönüşsüz arıza ve hasta­lıklara teslim ederiz. Bu acıları ben yıllarca çek­tim. Halen üzerimde atamadığım bir yığın prob­lem var ve onlarla yaşamaktayım. Mide sorunla­rı, metabolizmamın yavaşlaması, kalp ritm bo­zuklukları, gibi benimle mezara kadar devam edecek problemler. Can boğazdan gelir ama za­rarlı şeylerden kaçınmak ve aşın gitmeden yemek kaydı ile.. Dikkat ederseniz bu yazıda geçici bir diyet uygulayıp, sonra çok çeşitli gıdalar alıyo­ruz. Sadece bize zararlı, özellikle tatlı, şeker ve arıtılmış un mamullerinden uzaklaşıyoruz o ka­dar..

4) DİTET SONRASI FORMU MUHAFAZA ETMEK
Öncelikle bu sorunun cevabı biraz da aşağı­da bahsedeceğim dengeli beslenmeyle iç içedir. Bu nedenle ikisini bir arada düşünmek gerekir. Ama kısaca formumuzu muhafazanın ilk şartı bi­ze dokunanları yememektir. Yukarıda genetik bağlantı konusunda bunlara değinmiştim. Ken­dinizce yeterli kiloya ulaşana kadar 14 gün son­rasına bağlı kalmak gerekir. Ama bir aydan itiba­ren meyve yemeye de başlamalıyız.
Meyveler mutlaka aç karnına ve tek çeşit olmalı. Hele yemek üstü asla ve asla yenmemeli. Ha­tırlarsanız buluğ çağına kadarki çocukluk döne­minden itibarenki yaşlarda yemek üstü alınan meyve, mide özsuları ile fermantasyona girerek asitleri ttkisiz hale getirir. Bu da hazmı engeller, şişkinlik vs., gibi rahatsızlık verir, ama en önem­lisi meyvede hazım olmadığından vitamin ve mi­neralleri sıcak ortamda kaybolur, kısacası çürür: Bu durumda fayda yerine zarar görürüz.
Yine meyveyi abartmadan az yemek gerekir. Ama mutlaka öğün aralarında yemeliyiz. (Özel­likle elmayı tavsiye ederim). Bu, aynı zamanda si­ze hangi meyvenin dokunduğunu da gösterir. Ona göre iyi gelenlere yönelirsiniz.Örnek: Ben portakal yediğimde şişkinlik, ek­şime vs. yapıyor ve yiyemiyorum. Onun yerine kivi yiyorum. Ama asla oturup kilolarla yani çok miktarda herhangi bir meyve yemiyorum ve mutlaka tek çeşit yiyorum. Yani elma ise bir elma. Akşam bir portakal.
Yine belli bir form tutana kadar üzüm, incir, kayısı, muz gibi şeker oranlan yüksek meyveler­den uzak durun. Meraklanmayın, hiç bir vitamin eksiği olmaz. Sadece şekeri azaltarak diğer yiye­ceklerden vitaminlerinizi alır, yağlarınızı da eritirsiniz. Şöyle düşünün; bizde avokado, mango yetişmez. Bunların vitamin değerleri çok yük­sektir. Biz bunları yemeyerek vitaminsiz kalmı­yoruz. Onların yerine bizde limon var, mandali­na var ve daha bir çok çeşit meyve var. Yine bu­zullarda bir şey yok, çöllerde keza. Onlar hep bi­zim diyetli halimiz gibi yaşıyorlar, bir eksiklik olmuyor ki!
Allah öyle bir mükemmel düzen kurmuş ki, her şeyin dengesi içinde var. Biri olmazsa diğeri, onun yerini alabilecek milyonlarca alternatif var. Anlatmak istediğim sakın ola vitaminsiz kalıyo­ruz vs. düşünmeyin. Ama ilk bir aydan sonra az ve öz olarak günde bir tane meyve ile başlayın, ffakat mutlaka aç karnına yiyin.

5) DİYETİ BOZARSANIZ!..
Sakın bunu yapmayın… Ama oldu ki bir ira­de zayıflığına düşeriz ya bazen… Bu tabiî ki for­mu muhafaza aşamasında kaldırılabilir… İlk 14 günde sakın bunu yapmayın.. Bu durumda yeni den 14 gün uygulanmaz. 3 veya 4 gün adeta ce­zalı gibi ama fazla zaman geçirmeden ilk 14 günlük diyet aynen uygulanır, bir farkla, hiç sa­lata dahi olmadan yani sadece et vs., yiyerek.. Bu sürede metabolizma yeniden düzelir ve formu muhafaza aşamasına devam edersiniz… Ama lüt­fen çok tekrarlamayın.
6) YEMEKLERİ CİNSLERE GÖRE AYIRARAK YEMEK
Kilo muhafazasının en büyük sırrı burada yatmaktadır. Belli bir forma geldikten sonra, kal­dı ki bir aydan itibaren bu bölüme yiyecekleri, azar azar artırarak geçiyoruz. Tipik bir Montıcnak diyetine benzer şekilde karbonhidrat ve pro­tein ayrımına geçeceğiz. Yani şeker ihtiva eden unlu vb. şeylerle hayvani yağ içeren etler, vs. As­lında diyetimizin vazgeçilmez ana yiyeceklerini asla bir arada yemeyeceğiz.
Örneğin; kahvaltıda, ya haşlama et, yumur­ta, pastırma, peynir, zeytin, sucuk gibi artık büt­çe ve zevkinize göre şeyler yiyeceksiniz. Tabi ye­şil salata da olur.

Ya da iki dilim ekmek, biraz tabii bal, şeker­siz meyve marmelatı, meyveler, zeytin (Bu arada zeytin her ikisiyle de yenilebiliyor) bunun gibi karbonhidrat içeren mercimek, fasulye vs., gibi yine bütçe ve zevk durumunuza göre, ama asla bu iki ayrı tip gıda bir arada olmasın.
Yukarıdaki her iki çeşit kahvaltı durumda da fındık ve ceviz ilaveli yiyebilirsiniz. Ama böyle tatlı ihtiva eden kahvaltıları haftada iki en çok üç defa yapın. Böyle şeker ihtiva eden ve ekmek (daha önce sözünü ettiğimiz tam ekmek) yenen öğünlerde ekmeğe tereyağı sürülmeyecek. Pey­nirle ekmek yenilmeyecek ama abartmadan bal vs. sürebilirsiniz. Yani alıştığımız gibi ekmek, bal varken masada peynir, salam vs. bulunmayacak. Aynı günün öğleninde mideniz boşaldığın­da et veya balık ne tercih ederseniz, bizim tipik diyetteki gibi yanında salata yiyebilirsiniz. Ola­bildiğince de salataları yemekten önce yiyip (15 dk. kadar) sonra ana yemeğe geçin. Öğün arala­rında yoğurt yiyin. Akşam eğer pilav, makarna, börek (artık börekler ıspanaklı olacak, etli ve peynirli olanları bırakacağız) gibi şeyler yiyecekseniz; asla yanında hayvanı gıda yani bizim diyet yiyecekleri olmasın. Bunlar yerine etsiz sebze yemekleri (etsiz kuru fasulye veya, karnaba­har gibi) ve yine etsiz çorbalar ve salatalar yiyebilirsiniz. Bu tür karbonhidrat içerikli yemek ye­diğiniz haftanın bir iki günü, tadımlık, çok canı­nızın çektiği tatlılardan yiyebilirsiniz. Yani bir di­lim baklava gibi.

7) YİYECEKLERİ SIRALI VE KARIŞTIRMADAN YEMELİ
Olabildiğince az çeşit yiyip acıktıkça başka cins yiyeceklere geçin. Öğle yemeğinde et, salata yediniz diyelim, biraz mide hazmetsin 2 saat sonra bir kase yoğurt yiyin. Yiyecekler bu şekilde dağıtıldığında aradaki abur cubur tabirinden atıştırmalar da yerini dengeli ve faydalı besinlere bırakacaktır. Öğünlerde değişik şeyler yiyin. Sabah et ise, öğle makarna, pilav, salata olsun; akşam da balık ve tavuk. Sabah yeşil salata yeme­ye alışalım, öğle çoban salatası. Öğlen brokoli, akşam pazı gibi. Sabah aç karnına bir kivi yemeği alışkanlık edinin, asıl kahvaltı 20 dakika sonra ol­sun, öğleden sonra öğün arası bir portakal, ak­şam yemekten iki saat sonra bir elma (Bu arada akşam yemeklerini erken yemek iyidir, saat 6-7′yi (18.00-19.00u) geçirmeyin. Çünkü metabolizma gece kendini onarır, eğer mide yüklü ise gücünü oraya harcar ki bu da çok zararlıdır.)

Kısacası fazla karıştırmayalım. Bunu çok sık, tekrarlıyorum, ama hem metabolizmanın rahat çalışması, hem de yediklerimizden azami faydayı sağlamak için başka yol yoktur. Tüm vitaminler ve faydalı ne varsa metabolizma, hepsini ancak bu şekilde alır ve kullanır.
Konuyu bir örnekle aptklarsak : Eti, pilavı, yoğurdu, baklavayı, meyveleri, makarna, börek, çorbayı şöyle birbirine karıştırın, üzerine fındık ve fıstık da koyun. Acaba bu karışıma bakabilir misiniz, bırakın yemeyi!.. Veya şu an yediklerini­zi aynı şekilde göz önünde birbirine katın, sonra bu karışımı yiyemeyeceğinizi göreceksiniz. Eh bakmaya dayanamadığımız şeyleri üst üste mide­ye çöplük gibi doldurursak buna mide ne yapsın, metabolizma ne yapsın? yandım gelsin çaylar deyip bir başka ızdırap ekli­yoruz, el insaf.

ÇAY VE KAHVE
Çay her zaman açık içilecek, kahveden ise uzak durun. Ama canınız çektiğinde yemek üst­lerinde içmeyin ve asla şeker kullanmayın.
Kahvede bulunan kafein pankreası uyarır ve insülin salgılanmasına sebebiyet verir. Bunun sonucu o anda kandaki glikoz yağa dönüşür, bunun sonucu yağ depolamak ve şişmanlamak­tır. Dikkat edin, yemek sonraları çay içildiğin­de hep bir şişkinlik olur. Deneyin görün. Aynca çay özellikle C vitamini emilimini engeller. Bu dolaylı demir emilimini ve C vitamini eksikli­ğine yol açar. Ayrıca çay çok içenler, bıraktık­tan sonra kolesterolünü ölçtürsün, görecek­ler ki % 10 düşmüş olacaktır. Tatlandırıcılar da kullanmayın. Çünkü o da pankreası uyarır.
Çocukluğumda arada bir kakao içerdik. Kahvehanelerde kakao satılırdı. Bence çay yeri­ne kahvaltılara yine kakao ekleyin. Şekersiz ve kakaoyu az atarak hem E vitamini alır ve hem de güzel bir lezzetle güne başlarsınız. Tabi abart­madan, bir iki bardaktan fazla olmayarak için.
Aslında bu diyete geçtikten ve her şeyi yalın halde yedikten sonra damak lezzetiniz değişe­cektir. Gerçekten yediğiniz ve içtiğinizin lezzetini tadacaksınız. Ekmekle yenen etten vs.den hep ekmek tadı alıp şişersiniz. Ama onları yalnız ye­diğinizde etin tadını, şekersiz çayda gerçek çay lezzetini alırsınız.
Yine yemeklerin üstüne hele de pilav, makar­na vs.gibi şeyler yemişseniz çok su içmeyin. Mi­de asitleri seyrelir ve hazımda güçlük çeker, ayrı­ca şişersiniz.Su içmeler, hep öğün aralarında olmalı. Böylece azami yarar sağlanmış olur.Bu arada alkolü tasvip etmiyor, içilmemesini ısrarla tekrarlıyorum. Hele diyet aşamasında ta­mamen yasak. Alkolün en büyük zararı (diyet acısından) pankreası çalıştırıp insülün salgılatmasıdır. Bu durum pankreası yorar. Çok alkol lanlarda genellikle şeker hastalığı, şeker yüksekliği gibi sorunlar bu nedenle oluşmaktadır.

8 ) LIGHT VE DÎYET YİYECEKLER
Ben prensip olarak çok azının dışında tama­mına karşıyım. Montignac prensiplerinin en beğenmediğim yönü de bu. Beyaz peynir yiyin, yoğurt yiyin, hatta tatlılar. Yukarıdaki prensiplere uyarak ne isterseniz yeyin, ama light gibi şey­lerden uzak durun. Oturup light diye kendinize eziyet ederek beyaz penir yemeyin. (Bu arada ekmeksiz peynir yemenin tadı gerçekten mükem­mel, kısa zamanda bunu fark edeceksiniz).

Natürel olanı tercih edip lezzetle yiyin, ama light olandan 2 yiyorsanız bundan 1 yiyin. Bir tabak yoğurt yerine yarım tabak ama yağlı yoğurt yiyelim.
En beğendiğim light ise, aslında çikolatanın kendisi olan, ama light diye satılan, % 70 ve üze­ri kakao ihtiva eden siyah çikolatadır. Maale­sef ülkemizde bu kadar sağlıklı ve yararlı olan bu türü üretilmiyor.
Yine tatlandırıcı ile yapılan süt tatlıları, pankreas sorunları olanlar için iyidir. Ama diyet baklava diyerek özellikle şeker hastalarının, hem de nasılsa diyet diye bol bol baklava yemelerini anlamak mümkün değildir. Onun içerdiği beyaz un bile tek başına tüm dengeyi bozmaya yeterli­dir.

Bu arada esas yememiz; gereken ve asıl ek­meğimiz olan tam ekmek ise, maalesef adı light oldu, işte bunu tavsiye ediyorum. Beyaz ekmekten uzak durup, bu ekmeği yukarıda tav­siye ettiğim şekilde yiyin.
9) VİTAMİNLER VE BESİN TAKVİYELERİ #
Öncelikle toplumumuzda anlayamadığım bir vitamin tutkusu var. İnsanlara diyet önerdi­ğimde, ilk tepki vitaminsiz kalma korkusu olu­yor. Elbette bu biraz da 14 günlük ekmeksizlik ve tatlı vs. gibi alışkanlıklardan vazgeçeceğinden ve bunu göze alamadığından bilinçaltı bir baha­ne sayılabilir, ama her halükarda bir çok insan olur olmaz yerde ve kimseye sormadan kendince ya da bir arkadaş tavsiyesine veya reklama bakıp yığınla vitaminler kullanmaktadır.Yukarıda anlattığım diyetlerde hep bir şeyle­ri yerken birbirinden ayırdım. Tek çeşit yemeleri tavsiye ettim. Bunun bir sebebi de yediğimiz gı­dayla metabolizmayı baş başa bırakıp, onlardan azami vitamin ve yararları almasını sağlamaktır. Vitamin hapları vs. de bilinçsiz alındığında yığın­la yan etki oluşacaktır. Örneğin salgın olan C vi­tamini kullanma alışkanlığı. Elbette bu vitaminin yaran saymakla bitmez. Ama sürekli ve bilinçsiz kullanımda bazı B vitaminlerine zarar verir. Fazla demir emilimi yapar, bakır ve çinko dengesini bozar.

Yine özellikle cinsel gücü kuvvetlendirme adına çinko kullanılması, bakır dengesini bozar.. Bu tür örnekler çoğaltılabilir ama her ne kulla­nırsanız bilin ki mutlaka bir şeylere de zarar ve­rirsiniz.
Vitaminler doktorun tavsiye ve önereceği dozlarda alınmalıdır. Eğer bir şeylerin eksikliği varsa, bunu doktor görüp söyler ve kullanırsınız. Lütfen rasgele vitamin almayınız. Kullandığınız­da da arada bir kullanın ve yüksek dozlardan uzak durun (doktorunuz demişse o başka). Bun­ların yerine, aşağıdaki tavsiyelerime uyarak ola­bildiğince çok çeşitli sebze ve meyveler, ceviz, findik, fıstık, badem, kabak çekirdeği gibi ve ta­bi hiç bir şeyi asla aşırı kaçırmadan yerseniz, ina­nın hiç bir şeye ihtiyaç kalmaz.

TAVSİYE EDECEĞİM TAKVİYELER
Yine doktor sözü başrolde olmak kaydı ile naçizane tavsiyelerim en başta ginko biloba ve ginseng olacaktır. Özellikle ginko biloba çok ya­rarlıdır. Tansiyon düzenlemekten, cinsel güce ve kulak çınlamasına kadar bir çok yararları mevcut­tur. Yine aşırı gitmeden kullanılabilir. Bilmeden hiç bir ilacı kullanmayın. Aspirin dahi. Mutlaka doktor tavsiyesine göre dozaj ve kullanma şekli­ni tatbik edin.
Örneğin, ben geçmişte kafamdan sürekli as­pirin kullandım, sonuçta kalp ritm bozukluğu oluştu. Bunun gibi daha bir çok hatalar hayatı­mızda geri dönüşümsüz acılara, yaşam kalitemi­zin bozulmasına sebebiyet verebilir, lütfen dik­katli olunuz.
10) YEMEK PİŞİRME YÖNTEMLERİ VE YEMEK ÇEŞİTLERİ ‘”
Sizden ricam lütfen burayı çok dikkatle takip ediniz. Çünkü bundan sonraki sağlık, form ve dengeli beslenmenizin anahtarı burada yatmak­tadır. Az, basit ve öz anlatacağım.
Özellikle sebze alırken mutlaka tazesini alnx Yorulun, gezin, dolaşın, ama tazesini bulup alın. İMJnutmayın vitaminler bekledikçe değeri düşer, hatta yok olur. Solmuş ve sararmış olanlardan uzak durun, ucuz dahi olsalar. Bunları PİŞİRİR­KEN; mutlaka düdüklü’de, fırında ise firın jela­tinleri içinde ve AZ PİŞİRİN. Kıtır kıtır tabir et­tiğimiz kıvamda olsun. Sakın yağda kavurmayın. Haşladığınız sebzenin suyunu asla dökmeyin. Tersini yaparsanız sağlığınıza yarar yerine zarar veren, artık hiçbir vitamin değeri kalmamış posa­yı, yapay sosların lezzeti ile yersiniz. Bu, her has­talığa davetiyedir.
Bu konuda bilinçli olanları tenzih ederim, ama bir çok mutfakta bu yanlışlıklar yapılmakta­dır. Ispanak haşlanır, haşlama suyu atılır, yetme­di yağda kavrulur, üzerine yalancı soslar dökülüp zehir altın kasede sunulur. O ıspanakta olan vita­minler, mineraller ve hele de bir yağ asidi var ki tabiatta çok az şeyde mevcuttur. Hepsi gitti. Ama diyorsanız başka türlü lezzet alamıyoruz, ben yemek pişirmeden anlamam ama o şifa olan haşlama suyunu alın, tekrar kaynatmadan çorba yapın diyebilirim. Ama lütfen dökmeyin.
Keza milli yemeğimiz kuru fasulye. Gaz yap­masın diye 3 kere kaynar ve her kaynama suyu atılır. Varsın gaz yapsın, ama kıymayın. Akşam­dan ıslayın, sonra da olduğu gibi pişirin, bu ısla­ma suyunu bile dökmemeye çalışın. Eh biraz da gaz yapsın; ne de olsa milli yemeğimiz, yediği­miz belli olsun. Ama o vitamin ve minerallere kıymayın. Sonra da posa yiyip metabolizmanızı yakmayın.
„Yine klasik alışkanlıklarımızdan makarna. Haşlar, suyunu süzer, kalan posayı sos marifeti ile yeriz. Zaten aldığımız makarnalar arıtılmış unla yapılır. Böyle pişirmekle arta kalan biraz gı­da kalıntısını da yok ederiz, ne yapsın metaboliz­ma. Öyle bir su koymalıyız ki makarna piştiğin­de bu suyu çekmiş olsun ve’ hafif kıtır vaziyette sosları koyup yiyelim olur mu? Hani pilav yapar gibi. Ben burada basit çarpıcı örnekler anlattım, bu tüm yiyecekler için geçerlidir. Mantı da böy­le brokoli de.
Bu arada yemekleri olabildiğince mevsimlik sebzelerden seçip, çok çeşitli yiyelim. Pırasa, fasulye, karnabahar vs., unutmayın ki her birinin ayrı bir marifeti vardır. Yine hiçbir meyve veya sebzede aman şuna iyi geliyormuş diye durakla­mayalım. Hep aynı şeyleri yemeyelim. Örneğin lahananın faydaları saymakla tükenmez, ama de­vamlı yerseniz başka zararlı yönleri ortaya çıkar. Mısır çok faydalıdır ama başlıca yemek bu olursa B3 vitamini eksikliği yapar. Bu her şey için geçer­lidir.
Salatalarımız taze olmalı, yiyeceğiniz kadar ve olabildiğince az doğrayın. Asla bekletmeden ve yemekten önce yeme alışkanlığı edinin. Yeme­ği, salatadan 15 dakika sonra yemeye çalışın. Bu şekilde yalın haliyle hem hazım sorunu yaşamaz hem de tüm vitamin ve mineralleri almış olursunuz.

Unutmayın mutlaka çok çeşitli yiyelim. Tabi aynı anda değil. Bugün pırasa, yarın patlıcan, ıs­panak gibi veya karışık türlüler gibi. Unutmayın sebzeleri taze yiyin, çok alıp bekletmeyin. Tekrar edeceğim ama iyi geliyor kaygısıyla hiç bir şeyi aşın kaçırmayın. Bir inançlı insan olarak dinimiz­de hem yemekte, hem de her şeyde ve hatta din­de dahi aşırılık yasaklanmıştır. Bunu da bir dip not olarak iletmek isterim.

11) YANLIŞ BESLENME ALIŞKANLIKLARIMIZ
Önceki bölümlerde de değinmiştim ama tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum. Tereyağlı pilav, tatlılar. Kısaca şeker ve hayvani yağları bir araya getiren şeyleri artık terk etmeliyiz. Bunlar eskiden kalma alışkanlıklardır. O zamanlar insan­lar enerji almak için bu yolları denemişlerdi. Tar­lada vs., zor şartlarda, kıtlıklarda enerji ihtiyaçla­rı vardı. Bugün her şey motorize. Bu kadar ener­jiye ihtiyaç yok. Olsaydı zaten şişmanlamazdık. Şeker ve tatlılar sadece boş kalori verir, uzak durmalıyız.
Yemekleri kızartma yapmak, onların tüm ya­rarlı öğelerini yok edip vücudumuza kanserojen ve boş kalori yüklemektir. Haşlayarak yemekle kızartıp, yemek arasında 3 ila 5 kat kalori fark eder. Yani 100 kalorilik şey 300′e çıkar. Boş şe­ker ve tatlı alışkanlıkları ile lüzumsuz kalorilerin yerine, kızartmalar yerine, bize hem gıda, hem enerji veren kıymetli sebze ve meyveler yemeliyiz ve bu alışkanlıkları çocuklarımıza da aşılamalıyız.
Öğünlerde basit irade zaafıyla asla şişene ka­dar çok yemeyelim. Bu arada tatlı, unlu bir şey yediğinizde, midede ekşime, yanma, şişkinlik varsa aman dikkat pankreas zordadır, şeker has­talığı geliyor demektir. Böyle bir durumunuz varsa sakın ekmek ve tatlılara bulaşmayın, müm­künse hemen doktora gidin ve şeker yükleme testleri yaptırın.

12) SPOR
Spor konusunu ilk başlarda uzun uzun an­latmıştım, burada kısaca değinmek gerekirse; be­nim diyetimde spor olarak bir tavsiyem yoktur. Ama genel olarak asla antrenmansız ve konuşa­mayacak kadar nefessiz kalacağınız tempoda spor yapmayın. Çünkü o pozisyonda kilo vermez alırsınız. Kendi durumunuza uygun aşırı yükle­nilmeyen tempolu yürüyüşler hem kilo vermeye çok yardımcı olur, hem de yaşam kalitesini artı­rır. Psikolojik dengeden, kan seviyesine kadar her şeyi düzen­ler. Bu yüzden sakın sporsuz kalmayın.

13) DİĞER HASTALIKLARLA BAĞLANTI
Bu diyetin uygulanması ve genetik bağlantı bölümünde anlattıklarım doğrultusunda doku­nan yiyecekler terk edildikçe görülecektir ki, migren, baş ağrıları, mide rahatsızlıkları, pankre­as sorunları, yüksek şeker, yüksek tansiyon gibi (elbette doktorlarca teşhis konulmuş örneğin: böbrek, kalp bozukluğuna dayanmayan sebebi belirsiz, irsi dediğimiz türlerden bahsediyorum) bir çok problem de ortadan kalkacak, kendinizi enerjik, gençleşmiş hissedecek, yerinizde dura­mayacaksınız.
Uyku düzeniniz düzelecek, ruhen de kendi­nizi huzurlu hissedeceksiniz. Bu enerjiyle yaşam kaliteniz yükselecek, stres ve sıkıntılara daha ko­lay göğüs gereceksiniz.
Bu anlattıklarım hayal değil, bu güne kadar bir çok dostum bu anlattıklarımı uygulayarak hem fazla kilolarını attı, hem de bir çoğu yukarı­da saydığım bir çok hastalıktan kurtuldu. Tek formülü: Biraz sabır, biraz irade, ama en önemlisi biraz bilinçlenme.
Kalbi hasta olan futbol oynayamaz.
Kilonuz varsa, bu yükten kurtulmanın, bilinçlenmekden başka yolu yoktur. Unutmayın, sonra siz de futbol oynayamazsınız. Sağlıklı mutlu ve huzurlu bir yaşam diliyo­rum.

Formumuzu Nasıl Koruruz ve Nasıl Beslenmeliyiz


Hedef: Formumuzu Korumak
Bu diyetin ama­cı elbette fazla kilolardan kurtulmak. Ama daha önemlisi sonradan formu muhafaza etmek. Daha da önemli konu ise hayatımızın kalan bölümün­de, sağlıklı yaşama ve dengeli beslenme bilgi ve tecrübelerini geleceğimiz sayılan çocuklarımıza da aşılayıp, hep birlikte mutlu ve huzurlu bir ya­şam tesis etmektir. Her şeyin başı sağlıktır. Bun­ları yaparken sırayla aşağıdakileri yapıyoruz.


İlk iş 14 gün klasik Atkinson diyeti şeklinde başlıyoruz. Bu süre içinde et ve mamulleri, kü­mes hayvanları, kuş etleri, yumurta, elbette bol bol balıklar, her çeşit yağlar serbesttir. Fakat so­ğan, soslar vs., dahil hiçbir şey eklemeden bun­ları yiyoruz. Sirke ve baharatlar kullanabiliyoruz. Günde sadece iki küçük tabak yeşil salata yiyo­ruz. Tuz atılabilir, ama limon yok.

İÇECEKLER ise; su ve ıhlamur ve ada çayı gibi bitki çayları. Klasik çay illa da içecekseniz bulaşık suyu gibi tabir ettiğimiz çok açık olmalı, elbette şeker ve tatlandırıcı olmayan çay olabilir. Kaldı ki şeker ve tatlandırıcılar birinci derecede yasak. Lütfen aklınıza şu yiyecek veya içecekde mi yok diye soru getirmeyin, cevabım; evet o da yasak olacak. Pazarlıksız, saydıklarım dışında her şey yasak.
Sabah kahvaltılarda aşırıya kaçmadan biraz çok yağlı eritme veya gravyer peyniri cinsi olabi­lir, ama beyaz peynir, kaşar vs., olmaz. Ve yine biraz da siyah zeytin soframızda bulunmalıdır.

Özellikle başlangıçta ekmek vs., olmayacağından kar­nımız da şişmeye alışmış ve biz bunu doyma sı­nırı olarak almışız. Buna bağlı ilk bir hafta açlık çekeriz. Ama bu 1 hafta kadar sürer. Metaboliz­ma disipline girip bedende birikmiş yağlan yak­maya başladığında bu his kaybolur. Önce sabre­din, açlık hissedince su için. Ama isterseniz 7 öğün yiyebilirsiniz. Tek kuralımız var, tıka basa mideyi doldurmadan yiyeceksiniz. Her acıkmada yiyebilirsiniz.Bu diyeti karaciğer ve böbrek yetmezliği olan dostlarımız dışında herkes uygulayabilir.

Bu diyetin ilk 14 günlük uygulaması çok katıdır. Başlanıldığında “yahu şu kadarcık bir şey attım” deme şansı yoktur ve tekrarlanmaz. O yüzden iyi konsantre olunup başlanıldığında hiç bozulmadan 14 günün tamamlanması gerekir.
14 gün süresince günde bir veya gün aşı­rı kaliteli bir multivitamin almak yararlı olur.Daha sonra bu konuya değineceğim, ama vita­min işini abartmadan kullanmalıyız.14 güne başladığımız sabah tartılıp sonra da aynı terazi ve aynı tartıldığımız kıyafetle 3 günde bir veya merak ettikçe tartılacağız. 14 gün so­nunda 6 ila 8 kilo vermek normaldir. Eğer diye­te tam uyup daha az kilo veriyorsanız, bu meta­bolizma hızınızın yavaş olduğu anlamına gelir. Sabırla ve bir aydan sonraki süreci biraz uzatarak sonuçta aynı şekilde kilo verilir. Bu tür okuyucu­ların biraz daha az yemelerini ve kilo muhafaza­sında daha dikkatli olmalarını tavsiye ederim.
14 günün bitiminden itibaren özellikle kah­valtılarda masadan cevizi eksik etmiyor, aynı şe­kilde biraz da fındık yiyoruz. Yağlı olan tarif et­tiğim peynirler ve ilk 14 günün yiyeceklerine ay­nen devam ediyoruz. Ama brokoli, karnabahar, yeşil sebzeler, ıspanak, pazı gibi olabildiğince ye­şil sebzelerden günde iki veya üç tabak ilave edi­yoruz.

Bunların pişirilmesini hanımlar mutlaka da­ha iyi bilir, ama lütfen ileride yemek pişirimleri ile ilgili vereceğim tavsiyeleri iyice okuyup dikka­te alınız. Yoksa yaptığınız yemekler pek bir işe yaramaz. Bu şekilde 1 ayı dolduruyoruz. Canı­mız ekmek, tatlı, meyve vs., gibi yasak şeyler is­te rimize sayıyoruz. İlk 14 günden bu bir aya kadar geçen sürede kilo verme yavaşlar. Bu vücudun direncidir, ama telaş etmeden sabırla 14 gün sonrası uygulamalarına devam edelim. Metabo­lizma hızına göre bir ayın sonunda 8 ila 10 kg. verilmesi normaldir.Bir ayın sonunda ise tamamen metabolizma hızımıza bağlı olarak verdiğimiz kilo miktarına bakıyoruz. Eğer yukarıda belirttiğim gibi normal sınırlar dışında az kilo veriliyorsa bu durumda kendimizce normal diyeceğimiz sınırlara gelene kadar bir aydan sonra da 14 gün sonrasını uzata­cağız (ilk 14 günü değil). Bu süre bünyeye bağ­lı olarak 3 aya kadar uzayabilir. Bu normal diye­ceğimiz kiloyu bulduktan itibaren ve her halü­karda bir aylık süre bitiminden itibaren artık et, tavuklar ve yağları biraz daha azaltarak yemeliyiz.

Artık mutfağımız çeşitlendiğinden ve bün­yemiz yağ yakma moduna geçtiğinden dolayı ilk başlarda çok kısıtlı olduğumuzdan mecburen çok yediğimiz ilk diyet listesini yavaşça azaltıp olabildiğince çeşitli sebzelere yönelmek gerekir. Elbette etli sebze yemekleri vs. yiyebiliriz. Etli ıs­panak, taze fasulye, patatessiz havuçsuz tür­lü., vs.. (Patates ve havuç çok şeker ihtiva eder, bu yüzden o türleri biraz daha sonra formu yakala­dıktan itibaren yiyeceğiz). Ama lütfen şu yemek üstü çay, kahve ve meyve yemeyi terk edelim.İlk bir aydan sonra bünyeye bağlı olarak ay­da ortalama 3 kilo verilmesi normaldir. En çok tartışılan konulardan ve gelen sorulardan biri di­yetin başlangıcındaki 14 günde hızlı kilo veril­menin zararlı olduğu şeklindedir. Bu doğru de­ğil. Çünkü ilk bir haftada çok fazla idrara çıkıyo­ruz. Bunun sebebi aldığımız karbonhidratlar, şe­kerler vs., nin vücudumuzda su tutarak gereksiz bir yük ve şişkinlik getirmesidir. Karbonhidrat kesildiğinde vücut ilk iş olarak bu yükten kurtul­maktadır. Dolayısıyla ilk 14 gündeki 8 kilonun yaklaşık 3 kilosu bu fazla suların atılması ile ger­çekleşir. Bu noktada da aman susuz kalıyoruz te­laşına gerek yoktur. Susadıkça normal suyunuzu içmeye devam edin. Kaldı ki multivitamin bunun için önerilmektedir. Ayrıca 14 gün bitimi hemen ceviz, findik ve sebzeler devreye girdiğinden, olabilecek bir mineral ve vitamin eksikliğini gi­dermektedir. Zaten 14 günde bir eksiklik olsa bi­le vücut dayanabilir.
Görüldüğü gibi dayanmak ve sabır göster­menin dışında çok basit bir uygulamadır. Ama ah tatlılar diyorsanız, kilolarınız ve dahası bir çok hastalıklarla yaşamaya devam edecekseniz, buna bir şey diyemem. Ben tam bir yıl mücadele ver­dim. Bu süre sonunda istediğim formu yakalaya­bildim, çünkü metabolizmam çok yavaştı. Nab­zım dakikada sadece 60 atıyor.Allah korusun bir daha o şişman ve her yanı hastalıktan dökülüp doktor kapıların­dan çıkmayan halime dönmeye hiç niyetim de yok..

Tekrar Kilo Alınırsa Ne Yapılmalı


Bir daha 14 günlük diyete gerek yoktur. 14 günlük diyetteki aşama 3 gün veya durumumu­za göre bir haftaya kadar uygulanmalı, sonra kar­bonhidratlar kısılarak devam edilmelidir. Yeni­den istediğimiz formu yakalayabiliriz. Kaldı ki (Sürekli kilomuzu takip ettiğimizde karbonhidratları azaltarak veya zaman içinde bunu artık Rahmin edip kendimizi buna göre ayarlayarak hiç kilo almadan yaşayabiliriz. Örnek, şekeri yüksek, Küm, incir, muz gibi meyveler yerine elma gibi şekeri az olanlar çoğunlukla tercih edilir. Haftada bir gün sütlü tatlı yemek, şekerli meşrubatlar ve çaylar­dan uzak durmak gibi konulara dikkat edilir.


Önceki sayfalarda ilk on dört günlük diyette neler yenileceğini tarif etmiştim. Ve çok sıkı ola­rak bu kurallara uymak gerektiğini, en ufak hata­nın diyeti bozacağını ifade etmiştim. Çok kısa olarak neden böyle oluyor sorusuna cevap ve bu diyetin mantığını yeniden hatırlatmak istiyorum. “Metabolizmamız, şu anki beslenme siste­minde aşırı karbonhidrat yükü altındadır. İlk 14 gün biz bunu tamamen keserek tekrar yağları yakmaya yöneltecek, hatta zorlayaca­ğız.
Diyetin asıl mantık ve işleyişi budur. Bu ne­denle de yiyeceklerin çok aşırıya kaçmadan, bi­razcık yağlı olması tercih edilmelidir. Bu meta­bolizmanın çabuk adaptasyonunu sağlar. Günü­müzde artık tabii besin neredeyse kalmadı. Özel­likle arıtılmış unlar, ekmekler, şekerler, çikolata­lar, tatlılar yetmez gibi şimdi bir de son moda olarak “fast food” denen hamburgerler, çiğ köfte­ler, dürümler, pastalar, pilavlar çıktı. Gerçekten bazen insan dayanamıyor. Ama sağlıktan olma­mak için önce biraz sabredelim, sonra ileride de­ğineceğim gibi her şeyden ölçülü olarak yiyece­ğiz.

Diyet ve Spor


Her diyette mutlaka spordan ve hareketten söz edilir. Benim önerdiğim diyette bütünleyici olarak spor vs. gerekmiyor. Ancak hareketsiz bir yaşam, çoğu insan bilmez ama önce psi­kolojik sorunları ve stresi getirir. Doktoru­muz sayın psikiyatrist Doç. Dr. Sefa Saygılıya “merhaba” dediğinizde size ilk cümlesi “günde hiç olmazsa yarım saat yürüyün ve stre­si atın” olacaktır. İşte bu açıdan hem bedenen hem de ruhen sağlıklı olabilmenin günümüz­de neredeyse tek yolu egzersiz ve spordur. Burada size şimdiye kadar öğrendiğim “en ve­rimli spor nasıl ol malt” meselesini konumla da bağlantılı olarak aktaracağım.


Önce yürüyüş diyorum. Bu belli bir hızda ve tempoda olmalı. Ne hızlı, ne yavaş. Mutlaka 40 dakika şartı olmalı, Çünkü vücut bu şekilde yağ yakıyor. Tabi bu şartlar spor olarak, normal yü­rümeler hariç. Tempo pratik olarak şöyle ayarla­nabilir: Yürürken tempoyu artırdığımızda adımızı nefesimiz tıkanmadan söyleyebilmeli, biraz konuşabilmeliyiz. Bunun üzerindeki bir tempo­da vücut yağ yakmadığı gibi pek yaran da olmaz. Spora başlamadan kendimizce basit bazı hare­ketlerle vücut ısıtılmalıdır. Spor bitince de bu hareketler tekrar edilmelidir. Bir çoğumuz bi­linçsizce haftada bir gün halı sahada top oynar, kendini sıkıştırır. Çoğu, maçtan önce ısınmaz, maç bitimi de böyle. Bu arada tempoyu çok bi­linçsiz artırıp, kendini aşırı olarak yorar. Bu tempo­da vücut savunmaya geçerek yağ stoklamayı artırır. İyi ısınılmamışsa vücuttaki hazır glikozlar yakılır ve artık vücuda işkence yapılır. Isınma ya­pıldığında vücut yağlan eritip düzenli yağ yakma moduna geçer. Nefessiz kalmayacak şekilde tem­po güzel ayarlandığında istenen sonuç alınır. Ae­robik kelimesi aslında bunu anlatır. Nefessiz kalmadan spor.

Spor asla ihmal edilmemeli. Sokakta, ba­yırda, neredeyse her fırsatta, hiç olmazsa yü­rüyüş yapılmalıdır. Elbette herkes yaşına, sağlık durumunun elverdiğine göre spor yapılmalıdır.

Diyet Yaparken Aynı Kiloda Nasıl Kalınır


Elbette işin en zor yariı budur. İdeal kiloya geldiğinizde öncelikle çok dengeli bir beslenme­ye yönelmeyi ve besinleri ayırt edebilmeyi öğren­memiz gerekir. Hiçbir şekilde diyetin ilk 14 gü­nünde kullanılan etler, yağlar vs. yendiğinde ya­nında karbonhidratlı, yani şeker ihtiva eden hiç­bir madde yenmemelidir.

Örnek olarak bir öğünde et ızgara, yiyorsak, yanında ve yakınında, ekmek, pilav, makarna, pa­tates, şekerli soslar, fazla soğan vs. yenmemelidir. Açıkça bu öğünü yiyip yanında sadece yeşil sala­talar yenebilir ki bunun da yemek öncesi alınma­sı gerektiğini daha önce belirtmiştim. Salatadan sonra biraz bekleyip doyasıya etinizi yiyebilirsi­niz. İki üç saat geçmeden çay, kahve içmeyiniz. Yine bu sürede meyve vs. yemeyiniz. Bol su içi­niz, bu tüm ihtiyaçlarınızı karşılar.


Diğer öğünde sadece karbonhidrat yemelisi­niz. Ama onlara da ilk 14 gün yiyeceklerini bu­laştırmayınız. Örnek bu akşam etsiz kuru fasulye,yanında az zeytinyağıyla yapılan pilav, serbest sa­lata. Mide biraz inince biraz tatlı, çikolata vs. Bu kez bunlar bitmeden diğerlerinden yemek yok. Yine bu öğünde meyveler, elbette sindirimle ilgi­li tavsiyelerim geçerli. Bu arada fasulyenin suyu­nu, gaz yapar diye asla döküp posasını yemeyin. Yine makarnanın haşlama suyunu dökmeyin. Su­yunu öyle bir koyun ki piştiğinde çekmiş olsun. Üstüne yağsız soslar, peynir vs. koyabilirsiniz. Tüm sebzeler, patates, börek, çiğ köfte serbest. Ancak unutulmamalıdır ki kilo almanın en büyük sebebi karbonhidrat olduğundan, bu tür tüketimde sınırlı davranmak gerekli. Sabahlan gerçek kepek ekmeği (ayrışmamış tam undan yapılan tam ekmek) tercih edilip, az yenmeli. Ya­nında zeytin, yağsız peynir ve sebzeler tercih edilmelidir.

Birinci aşamada az kilo verenler yukarıda an­lattığım karbonhidratları daha az tercih etmeli­dir. Miktar olarak daha az yemelidir. Her insanın metabolizması ayrıdır. Bu yüzden kendimizi kontrol altında tutup, kilomuzu takip etmeliyiz. Eğer kilo çoğalıyorsa ona göte karbonhidrat kısılmalıdır. Tatlı, pasta vs. arada bir yenmelidir. Metabolizmamızı dinleyip, ne kadar karbonhid­rata izin veriyorsa o kadar yemeliyiz. Bu arada öğün aralarında abartmadan meyve yemeliyiz. Özellikle elma, ama vitamin vs. kaygılarına kapı­lıp aşın meyve vs. yüklenmemeliyiz. Unutmayalım Allah’ın yarattığı tabiat sofrası cömerttir. Her şey mevcuttur. Ama biz içinden kendimize uy­gun olanı ve yetecek kadarını alalım. Nasıl ki bir mağazaya girdiğimizde, her türlü elbise olması­na rağmen biz kendi bedenimize uyanı ve belli bir miktarla alıyorsak, yiyeceklerde de öyle dav­ranmalıyız. 50 beden giyen biri 56 beden veya 46 bedeni giyemezse, metabolizma da her önü­ne geleni yiyip tüketemez.
Bu diyete biraz alışıldığında artık bir yaşam biçimi oluşuyor. Damak lezzetleri değişip naturel hale geliyor. Örnek: Ben eskiden her şeyi; eti, peyniri ekmeksiz yiyemezdim. Şimdi ekmekle tat alamıyorum. Çünkü ne yersem yiyeyim ekmek tadı var. Oysa şimdi yalın olarak et, peynir her ne yiyorsam hissediyor, tadını alıyorum. Bozuk olursa hemen hissediyorum, hiçbir hazım prob­lemi yaşamıyorum. Keza içeceklerde. Özellikle toplumumuzdaki çay çok yaygın. Ruslar yavaş yavaş votkadan vazgeçiyorlar, ama biz çayı daha da arttınyoruz. Ucuz ve kolay, ama bir işe yara­mıyor. İçine şeker atılıp öyle çaylar içiliyor ki, ta­mamen zarar. Şeker olmasa asla içilmez. Halbu­ki gerçekte çay insanın ağzını burmaz ve altın renginde olur; şekersiz içtiğinizde keyif alırsınız, tadını daha iyi hissedersiniz.

Piyasadaki meyve sularında şekerden başka hiçbir vitamin olmadığını bir çok ilim adamı söy­lemekte. Kolanın zararları bilinmekte. Hal böyle iken naturel (tabii) içecekler tercih edilmeli ve şekerden, reçeller vs. den uzak durulmalıdır.

Aslında zor gibi görünen diyet gerçekte biraz alıştıktan sonra çok kolay ve keyiflidir. Ben bu kurallar içinde her şey yiyorum, ama iyi ve sağlıklıyım. Kolesterolüm vs. harika. İnşallah yapanlara da bir faydası olur.

Diyet Yapmak, Diyete Başlangıç


İlk yapılacak iş tartılmak ve başlangıç ki­lonuzu not almaktır. Tartılar arasında farklılık­lar olacağından, her zaman aynı tartıda ve aynı giysilerle tartılınız. Mümkünse sabah aç karnına en iyisi ama, olmazsa aynı zamanda aynı ölçüler­de yemiş içmiş halde tartıya çıkmak gerekir. Bu, 14 günün sonunda metabolizmanızın işleme hı­zını göstereceğinden çok önemlidir.
Kolesterol değerlerini gözden geçirmele­rini ve problemi olanların belki doktorca önerilecek kolesterol ilaçları içerek bu diyeti yapmalarını tavsiye ederim.


14 gün boyunca günaşırı, kaliteli multi vita­min almaları yararlı olur.
Günde 40 dakika yürüyüş çok faydalı olur. Kaldı ki bunu yaşam prensibi haline ge­tirmek ve hiç vazgeçmemek gerekir.
İlk iki üç gün halsizlik olacaktır. Bunun sebebi, vücudun karbonhidrat bağımlılığıdır. Hatta hafif ateş de olabilir, bu yüzden diyete haf­ta sonu gibi başlayıp bir iki gün dinlenmek çok yararlı olur. Bu durumda müshil vs. hiçbir şey kullanmayın. Kendiliğinden düzelir, bunu bekleyin. Yine bir iki gün fazla idrara çıkılır, bunun sebebi vücutta tutulan ve atılmamış fazla suların atılmasıdır. Çünkü karbonhidratlar, vücutta su tutulmasını artırır. Fazla suyun atılması tansiyonu vs. olanla­rı rahatlatıyor ve yüksek tansiyonun düşmesine yardımcı oluyor.

Diyet oturduğunda ise, artık yemekler­den sonra çöken ağırlıklar kaybolacak, uyku­larınız düzene girecek, kendinizi atletik ve çok güçlü hissedeceksiniz. Tüm zorluk iki üç gün, azami bir haftadır.
14 günün sonunda tartılıp kaç kilo verdiği­nizi kontrol edin. Normalde metabolizmanı­zın hızına göre 6 ila 8 kg. vermeniz gerekir.
Tabii yeşillik ve serbest peyniri vs. çok kaçırmadıysanız. Ya da her oturuşta patlayana kadar yemediyseniz. İşte bu alacağınız sonuca göre diye­tin ikinci bölümünde neler serbestçe yenecek onu belirleyeceğiz.

14 GÜNÜN SONU
İlk 14 günlük süre sonunda tekrar tartılıp verdiğimiz kiloyu kontrol edelim. Eğer verilen kilo 6 ila 8 arası ise iyidir. Ancak diyeti tam uy­gulayıp buna rağmen daha az kilo verdiysek, o zaman işimiz biraz daha uzun olacak ve kilo ko­ruma safhalarında daha dikkadi olacağız demek­tir. Ama kilo vermemek diye bir şey yoktur. Bu açıdan konuyu 6 ila 8 kilo verenlerle, daha az ve­renler şeklinde iki bölümde böylelikle ele alacağız.
a) 6 ila 8 kilo verenler: Bunun anlamı me­tabolizma yeterince hızlı çalışıyor demektir. Bu nedenle ilk 14 günden sonra ilk yapılacak iş bi­raz fındık ve ceviz yemek olmalıdır. Bunlar en fazla mineral ve faydalı yağlar içerir. Elbette abartmadan, takribi 15 gram ceviz ve 20 gram veya fazla yerseniz diğer yiyecekleri azaltıp aşırı yüklenme yapmayın. İkinci olarak tüm öğünlere veya yaptığınız yemeklere yeşilli sebzeler ekleyin. (Sebzeleri asla fazla pişirmeyiniz. Hele haşlama sularını asla dökmeyiniz. Aksi halde tüm vitamin ve mineralleri kaybedip zararlı posası kalacaktır.) Bu sebzeler seçilirken glikoz endeksleri yani şeker oranları düşük olanlar tercih edilmelidir. Örnek: Kereviz, kuşkonmaz, mantar, kabak, pat­lıcan, ıspanak, taze fasulye, bamya, karnabahar v.s. Soğan istenirse sembolik ve çok az konabilir ama patates, havuç, bezelye, sadece yarım doma­tes dışında bu ürünler de olmamalıdır. Sebzeyi ya ikinci bir yemek veya diğer et vs. ile karma ya­pabilirsiniz. Bunun ölçüsü de günde herhangi bir öğüne ek olabilir. Örneğin akşam veya öğlen­de. Veya tek başına ara öğün, artık nasıl severse­niz öyle yapın. Bu durum da bir ikinci 14 gün sürecek.

Böylece 1 ay sonuna gelinecek. Bu arada ar­tık hızlı kilo kaybı olmaz. Bilindiği üzere bu iyi değildir. Metabolizma direnişe geçer bir süre ki­lo verme durur. Ancak bu ortalama 10 gün kadar sürer. Sonra ikinci ay tarif edilen sebzeler biraz soğan, limon ilaveli daha toleranslı olarak iki, üç tabağa çıkartılır. Böylece vücudun her türlü vita­minle dengelenmesi sağlanır. Bundan sonraki kontrol artık sizdedir. Eğer yeterli kiloya ulaştım diyorsanız, üçüncü aşamaya, yani kiloyu nasıl koruyacağınız safhasına geçiniz. Aksi halde ol­mayı isteyeceğiniz kiloya kadar devam ediniz. Bu normal diyetle ayda ortalama 3 kilo vermeniz doğaldır. Tabii safhalara geçerken birden saldır­maya da gerek yoktur. Yiyecekler yavaşça çeşitlenmelidir.

b) 6 kilonun altında kilo verenler için de aynı işlemler geçerlidir. Ancak çok koyu yeşil sebzeler tercih edilmelidir. Süre bir ay yerine bir buçuk veya iki ay olabilir. Sabredilip diyete sadık kalınmalıdır. Yine ideal kiloya ulaşınca koruma safhasında daha dikkatli davranılmalıdır. Bunları aşağıda açıklayacağım.
Özetle yukarıdaki (a) grubu diyeti biraz da­ha koyu sebzeler, limonsuz, soğansız ve daha az miktarda uygulayarak, belki biraz daha uzun sü­rede amaca ulaşılacaktır.

Kısa Süre Diyet Yapmak


İLK 14 GÜNLÜK DİYET

1- ET VE MAMULLERİ: Hamuru un vs. içermeyen köfteler, şiş, kıyma, sucuk, salam, so­sisler vs. her şekilde pişirilebilir. Yağda, firında, ızgarada. Ancak patates vs. konulmadan ve so­ğansız olmalıdır.


2- KÜMES HAYVANLARI VE AV ET­LERİ: Tavuk, hindi, kaz, ördek etleri ve bunla­rın hamur vs. içermeyen mamulleri. Yine her şe­kilde pişirilebilir.

3- YUMURTALAR: Her şekli ile tereyağda, sucuklu, rafadan vs. unsuz, domates ve so­ğansız, yumurtanın her türlüsü yani bıldırcın, ör­dek vs. yenilebilir.

4- BALIKLAR: Her türlüsü, her şekli ile (kızartmalarda asla un olmayacak şekilde) ve özellikle balıklar bol yenmelidir. Balıklarda da­ima etlerin aksine yağlı olanları tercih edilmeli­dir. (Uskumru, lüfer vs. gibi) Bilindiği üzere ba­lıkların yağı şifadır ve hap olarak da satıldığını aklımızda tutalım.

5- YAĞLAR: Diyeti mizde her türlü sıvı yağ ve tereyağı ser­besttir. Ancak yağların hası zeytinyağı sızma ve naturel şekilde her yemekte daima kulla­nılmalıdır.

Küçük bir hatırlatma yapmak isterim. Meta­bolizmamız hayvanı yağları, fırsat verirsek enerji olarak tüketir, ancak sıvı yağlardan aynı zamanda kendisi için müphem olan TEMEL YAG asitlerini de üretir. Çok yüzeysel olarak bu yağlar damarları­mızda gezip temizlik yapar ve diğer katı yağları harekete geçirip birikmiş yağların yakılmalarını sağlar.

Eksiklikleri şişmanlık ve bir çok hastalığı beraberinde getirir. Bu temel yağ asidini 3 ayrı yağ asidinden kendisi yapar. Burada ayrıntısına girmeden, eğer bir insan günlük beslenmesinde ağırlıklı olarak zeytinyağı, biraz ayçiçek yağı ve bu arada çeşitli yeşilliklerden yiyorsa bu eksikliği gidermiş olur.

Ancak bir cinsi var ki çok az bu­lunmaktadır, onu sağlamanın en iyi yolu ise her gün mutlaka az bir miktar da olsa ceviz yemek tir. Bu aynı zamanda kalp sağlığını da korur. Ay­rıca zeytinyağı ve balık kolesterol düşmanı­dır. Bunu herkese tavsiye ederim.)

6-YEŞİL SALATA: Günde iki orta büyük­lükte tabakta bol zeytinyağlı, istenirse sirke ko­nabilir, ama limon ve soğansız olarak zevkle yenebilir. Özellikle marul, roka, maydanoz vs. tercih edilmeli, bir anlamda bunlar doğranıp yenmelidir.

7- BAHARATLAR: Karabiber, kimyon ve az miktar pul biber ve şeker içermediğinden emin olunan diğer baharatlar abartılmadan yene­bilir.

8- ZEYTİN VE PEYNİRLER: Zeytinler özellikle naturel siyah zeytin ve tam yağlı eritme ve diğer peynirler az olarak yenmelidir. Esasında sabahları et haşlama vs. daha çok tercih edilme­lidir.

Yukarıda sayılan ürünler serbestçe yenip birbirleri ile beraber çeşitli yemekler yapılabi­lir. Ancak burada adı verilmeyen başka hiçbir şey yenilemez ve yemeklere katılamaz. Diyet bu yönü ile çok katıdır. Örneğin domatese mi yasak, evet.

Bunların yasak olmalarının temel sebebi, içerdikleri şeker oranlarındandır. İlk başta vücut yağ yakmaya zorlanacağından çok dikkatli olunup şeker ihtiva eden gıdanın metabolizmaya girmemesi gerekir. Elbette bu geçici olarak bir süre içindir.

SERBEST İÇECEKLER

Çay ve kahve kesinlikle yasaktır. Her türlü alkol de keza öyle yasaktır. Bunun en baş sebebi içerdikleri kafeindir. Alkol ve kafeinler, pankreası uyarıcı etkiye sahiptir. Boş yere pankreası uyarıp insülin salgılanmasına sebep olurlar. Bu ise kan­da bulunan şekerin düşmesine, elbette konu­muzla ilgisi yönünden kandaki şekerin yağa çev­rilip stoklanmasına sebebiyet verirler.

Burada belirtmeden geçemeyeceğim. Ülke­mizdeki çay içme alışkanlığı, birçok yanlış sözde şifa bilgileri ile had safhadadır. Birçok insan çayın zayıflattığını, yağları erittiğini bile düşünür. Halbuki özellikle koyu çaylar burada anlattı­ğım gibi durduğu yerde insanı şişmanlatmak­tadır.

İsteyen kendini denesin, yemekten sonra çay içmesinler. Şişkinlikleri olmadığını göreceklerdir.

Yemekten sonra içilen çay ve kahvenin haz­mettirdiğine inanılır. Oysa insülin salgılanması olduğundan insan bir an açlık hissine kapılır, ya­ni bu olay hazımla ilgili değil insülin salgılanmasıdır ve elbette şişmanlama habercisidir. Çayda benim bildiğim tek faydalı şey, manganez mev­cuttur, ama bunu gerektiği kadar herşeyden sağ­lamaktayız.

Şahsen ben çayın başka bir yararını bulamadım. Herşeye rağmen apok tiryakiyim, bıraktım’ diyorsanız, şekersiz ve abdest suyu cinsinden çok açık ve az içebilirsiniz. Yine çok kahve seviyorsanız, şekersiz ve kahvesi çok az ka­tılmış, kafeinsiz kahve içebilirsiniz, tabii ki az miktarda.

Yine içecek konusu gelmişken söyleyelim; bazı diyetlerde yemekten önce çok su veya orta­sında çok su gibi bazı yanlışlıklar mevcuttur. Ne yemekten önce, ne ortası, ne de sonrası su iyi değildir. Çünkü mide asitleri seyreleceğinden hazım güçlüğü yaşanır. Bu nedenle yemek üstü­ne sıvılar çok az içilmeli, mide bir iki saat sonra yükü azaldığında ve tam bu sırada me­tabolizmanın ihtiyaç duyduğu sırada alınma­lıdır.

Deneyin, çok rahat edeceksiniz. Bu aynı zamanda abur cubur atıştırmaları da bertaraf edip su içilmesini sağlayacaktır. Bu arada diyeti bırakıp başka konulara da değiniyorum, ancak bunlar da diyetin sağlıklı uygulanması açısından elzemdir.

Sütte ve yoğurtta, ayranda yüksek oran­da karbonhidrat olduğundan bu bölümde onlar da yasaklar arasındadır.Kısaca hiç karbonhidrat yani şeker içerme­yen ıhlamur, ada çayı, kuşburnu gibi tabii bitki çayları içilebilir. Artık neyi severseniz.
Hiçbir meyve suyuna yer yoktur. Sadece su ve tabii aromasız maden sulan içilebilir.

Meyveye Yer Yok

Bu aşamada hiçbir meyve türüne de yer yoktur. Bilindiği üzere hepsi şeker ihtiva eder. Bir ay meyve yememekle hiçbir şey olmaz. İleri­de meyvenin ne zaman ve nasıl yeneceğini açık­layacağım, ancak yeri gelmişken belirteyim, top­lumumuzda yemek üstüne meyve ikramı adet ol­muştur. Bu son derece yanlış bir alışkanlıktır. Çünkü yemek üstüne yenen meyvelerin öz sular mide asitleri ile fermantasyona girerek mide asitlerini nötralize eder, yani gücünü yok eder.

Vücut, bir yandan fazla asit üretme gayretine gi­rer (ki bu zamanla sürekli hale gelip birçoğu­muzda olan asit şikayetlerini meydana çıkanr ve anti asit ilaçlarla dolaşırız), bir taraftan da dolu olan yiyecekleri eritemez. Sıcak ve küflü ortamda çürüyen meyveler yarar yerine zarar verir. Çilek ve benzeri birkaç meyve türü bunun istisnasıdır.

Bu arada buluğ çağına ermemiş çocuklar bu olayın dışındadır. Nasıl yeni doğan bebeklerde anne sütünü emmek için küçük dilleri vantuz gi­bi büyük olur, sonra küçülürse, baliğ oluncaya kadar insanların mideleri herşeyi birden hazme­debilir, ama sonra bu özelliği kaybolur. Bu nedenle meyveler, daima midenin içindekileri hazmettiğinden emin olduktan sonra, yani mide boşken yenmelidir. En fazla yemekten ya­rım saat önceye kadar meyve yenir, çünkü hazmı en ağır meyve dahi, mide boşken 25 dakikada hazmedilir.

Yine konu gelmişken belirtelim ki, salatala­rı da yemekten önce yemek gerekir. Birçok ül­kede bu böyle yerleşmiştir. Çünkü salatalarda kullanılan birçok malzeme meyvelerle aynı özel­likleri taşır. Örneğin domates, salatalık gibi. Ön­ce salata yenilip biraz dinlenip yemek yenildiğin­de görülecektir ki hiçbir ağırlık hissedilmeyecek ve salatadaki tüm vitaminlerin eksiksiz vücuda alınması sağlanacaktır. Biraz denemekle ne kay­bedersiniz?

Diyetimizde yemeklerde özellikle hazır sos­lar, mayonez, ketçap kullanılmayacaktır. Çünkü bunların içeriğinde şeker bulunmaktadır. Bu ne­denle serbest baharatlar kullanılmalıdır. Bu arada tuzla ilgili özel bir rahatsızlığınız yoksa, kısıtla­ma yoktur.

Diyetimizin en zor ilk 14 günü bu şekilde­dir. Yeme ölçüsü olarak bir kısıtlama yoktur. O günlerde kendini çok şişirmeden yemeyi bırak­mak esastır. Eğer bir iki saat sonra açlık duyulur­sa yine bir şeyler yenebilir.

Günlük öğün sınırlaması da yoktur. Ben ilk zamanlar sabahları reçelli, bol ekmekli kahvaltıla­ra alışık olduğumdan doymak bilmezdim. Sabah kahvaltıdan sonra yanımda salam, but, biftek ne bulursam gezdirir acıktıkça atıştınrdım. Bu siz­lerde de böyle olabilir ama çok kısa sürecektir. Metabolizma stoktaki yağları eritmeye başladı­ğında iştah kapanıyor ve hiçbir açlık hissetmiyor­sunuz. Günlük normal üç öğünü bile zor yiyor­sunuz.

Bu diyette daha hızlı kilo vermek için az ka­lori alındığında da vücutta sarkma vs. olmuyor, çünkü aldığımız yiyecekler protein yüklü oldu­ğundan kaslar sürekli besleniyor, sadece stok yağlar tüketiliyor.

Diyetimizin en zor yanı, sabah kahvaltı alış­kanlıklarımız. Ben şu an klasik kahvaltı etmiyo­rum. Akşam evde yapılan, diyetime uygun et haşlama, ızgara, balık ızgara, tavuk, hindi, yani ne varsa akşamdan ayırıyor ve sabah ısıtıp doya­sıya yiyorum.

Diyet ve Kanser


Beslenmenin kanserin oluşmasındaki rolü, giderek da­ha fazla araştırmacı tarafından incelenir olmuştur. İngilte­re Kanser Araştırma Kurumu, yürütülen araştırmalann kanser vakalanmn 9610 ila 70′inin diyet değişikliğiyle önlenebileceğini gösterdiğini belirtmiştir. Ancak bu tür bir araştırmayı yürütmek için, insanlann beslenme biçimlerini randomize kontrol testleriyle denetlemek pek uygulanabi­lir bir yöntem değildir. Bunun yerine, pek çok sağlıklı in­sandan oluşan bir grubun beslenme alışkanlıklan bir süreligine kaydedilerek, daha sonra bu insanların hangilerinin hasta olduğu ve hangi hastalığa yakalandıklan gözlemle­nebilir. Avrupa çapında yürütülen büyük bir proje, yukarı­da bahsedilen uygulamayı yürütmektedir. Araştırmayı yü­rüten kuruluş, önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde, diyet ve kanserle ilgili bir bildiri sunabilecek hale gelecektir.
Bugüne kadar yürütülen geniş çaplı araştırmalara bak­tığımızda, ayrıntılar farklılık gösterse de, meyve-sebze, baklagiller, tahıl ve yağ oranı düşük gıdalardan oluşan di­yetlerin kanser riskini azalttığını, öte yandan kırmızı ve kı­zarmış et, hayvansal yağ, ızgara ve turşu yönünden zen­gin diyetlerin bu riski arttırdığını görüyoruz.

Japon ve Amerikalı kadınlann göğüs kanserine yaka­lanma oranlan, araştırmacılann ilgi odağı olmuştur. Japon­ya’da yaşayan kadınların kansere yakalanma oranı, Ame­rikalı kadınlarınkine nazaran oldukça düşüktür. Ancak bu kadınlar Amerika’ya yerleştikleri zaman, kanser riskleri bir hayli artmaktadır. Araştırmacılar bitkisel (fito) östrojen ba­kımından zengin bir soya diyetinin göğüs kanseri riskini azaltacağını düşünürler. Ancak araştırmalann hepsi bu so­nucu vermemektedir: Dolayısıyla soyanın göğüs kanseri riskini azaltıcı etkisi veya daha önce soya tüketmiş kadın­ların göğüs kanseri hastalıklarının seyri üzerindeki etkisi konusunda geçerli bir sonucada ulaşılamamıştır.


Hiçbir anti-kanser diyetinin mevcut kanserleri tedavi edebileceği sonucuna vanlmamıştır. Ancak araştırmalar, di­yetin dikkatli bir şekilde yürütüldüğü durumlarda yaşam kalitesini arttırabileceğini ve bazı kanser hastalarının daha uzun süre hayatta kalmasını sağlayabileceğini göstermiştir. Son araştırmalar fito-kimyasallar olarak bilinen bitkisel kimyasallann önemine dikkat çekmektedir. Bu kimyasal­lar, bağışıklık sistemini güçlendirebilir, hasar görmüş hüc­releri onarabilir ve bu hücreleri tehlikeli bir genetik bozul­maya karşı koruyabilirler.
Kansere çözüm bulunmasını beklerken, mutfakta ve evde bize oldukça yakın yardımcılanmızın olduğunu unut­mamalıyız. Brokoli, soya, Japon mantan, sanmsak ve taze yoğurdun bağışıklık sistemini güçlendirdiği, göğüs dokusu üzerindeki hormon etkilerini engellediği, karaciğerin kan­serojen maddelerle savaşını güçlendirdiği ve DNA’ya veri­len hasan durduğu tespit edilmiştir. Bu gıdalan tüketmek belki göğüs kanserinin önlenmesinde faydalı olabilir. Eğer böyle bir faydası olmazsa da, en azından sağlığınıza her­hangi bir zaran dokunmaz.

Şişmanlık


Gereğinden fazla kilo, hiç şüphesiz arzu edilir bir durum değildir. Fazla kilo vücudun bütün sistemlerini yorar, özellikle kalp ve kan dolaşımı üzerinde olumsuz etkiler oluşturur. İdeal ağırlığın üzerindeki kilolar, insanın ortalama ömrünü de etkiler. Damar tıkanıklığı, damar sertliği ve şeker, şişman kimselerin yakalanabileceği hastalıkların başında gelir.sismanlik

Alman besinler enerjiye dönüşmezse veya alman kalori yalalandan fazla olursa vücudun depoladığı yağ miktarı artar. Bu durum vücudun ağırlığını da arttırır. Şişmanlamanın temel prensibi budur. Yağlı etler, unlu gıdalar, tatlılar, konserveler, pilavlar, kuru yemişler ve ekmekten mümkün olduğunca uzak durulur. Sevilen yemekten bir porsiyondan fazla yenmez. Unlu, şekerli ve tuzlu gıdalara dikkat edilir. Et ve sebzelerden yapılan yemekler yağsız, günlük ekmek tüketimi en fazla üç dilim olmalıdır.

Kilo verme ve diyet endüstrisi son yıllarda milyarlarca doların döndüğü ticari bir yapı hali­ne de gelmiştir. Bir takım diyet listeleriyle, ol­dukça sağlıklı ve kendisiyle barışık kişiler bi­le zayıflama çılgınlığına itilmektedir. Reklamlardaki ve televizyonlardaki vücut tipi, sağlıksız bir şartlanma oluşturmaktadır. Sopa gibi zayıf ol­ma modası son derece sağlıksızdır.
Ancak aşırı şişmanlık da pek çok sağlık so­runlarına yol açmaktadır; yüksek tansiyon, diyabet, kalp rahatsızlıkları, aşırı uyku ve horlama, böbrek problemleri ve eklem iltihaplanmaları bunlardan sadece bir kaçıdır.
Kilo vermek kan basıncını düşürdüğü gibi; kolesterolü azaltır, ayrıca kalp krizi geçirme riski­ni de düşürür. Aşırı kilolu olanlar, normal kilolu­lara oranla hastalıklara karşı daha büyük risk al­tındadır.
Kaç kilo vermeliyiz? Bunu doktorunuz be­lirleyecektir ama ideal kiloya ulaşayım diye kendinizi zorlamayınız. Fazla kilolarınızın bir kıs­mını vermeniz ve daha sonra kilonuzu koru­manız, sağlığınız için yararlı olacaktır. Böyle­likle kendimizi daha zinde ve enerjik hissedersi­niz.

Kim şişmandır?

Kilolarla, santimlerle ölçmenin yanısıra şiş­man olup olmadığınızı ortaya koyan pek çok usûl vardır. Parmakla­rınızla içi yağ dolu de­rileri tutabiliyor musu­nuz? Asıl test ise, dürüstlükle aynaya bakmanız olacaktır. Vücudunuzda fazla yağ varsa bunu bi­lecek, görecek, hissedeceksiniz. Bırakın en iyi ha­kem, gözleriniz olsun.
Kişinin şişman olup olmadığını anlaması için birinci metod, boyu kilo olarak söylemektir. Bu rakamı erkekler için aynen, kadınlar için 3 eksil­terek söylersek normalin üst, şişmanlığın alt sını­rını buluruz. Sözgelimi 1.78 boyu olan bir erkek için şişmanlık sınırı 78′den, hanımsa 75′ten iti­baren başlar diyebiliriz.
Fakat şişmanlığın değerlendirilmesinde en son kriter, beden kitle indeksi (BKI) ölçül­mesidir. BKI’nin 20-25 arasında tutulması sağıklı hayat göstergesi olarak kabul edilir. BKI’sı 25-30 arasında olan kişiler toplu, 30′un üzerin­de olanlar şişman olarak kabul edilir.
Şimdi kilosu 79 ve boyu 1.79 olan kişiyi ele alalım:
BKI= Ağırlık (kg) / Boy (m)* idi.
BKI= 79: (1.79)2 = 79:3.2041 = 24.2 bul­duk.
Bu 20-25 arasında bir rakam olduğu için ki­şi normal sınırlar içerisinde demektir.

İştahsızlığın Bitkisel Tedavisi


Yemek zamanlarında yenmesi gereken gıdaları yiyememe ve yemede isteksizlik gösterme, iştahsızlık olarak adlandırılır. Bir çok hastalıkta ve ateş yükselmesinde iştah kesilir. Duygusal bir sebep olmaksızın iştahı kesilmiş olanlar bir hekime görünmelidir. İştah açıcı olarak aşağıdaki karışımlardan da faydalanılır.

Tedavisi:

* Beş litre suya, bir kilo siyah üzüm, yarım kilo keçi boynuzu, bir kilo kuşburnu ve 100 gram lanakına

konur. Malzemenin üçte biri buhar-laşıncaya kadar kaynatılır, sonra süzülür. Karışımdan yemeklerden önce günde üç defa birer bardak içilir.

* Yemeklerden önce birer kaşık balık yağı içilir.

* Toz kekikle pul biber, zeytinyağı ile karıştırılır, bol limon suyu eklenir ve taze ekmekle yenir.

* 10 gr. acı yonca 200 cc. suda bir dakika kaynatılır, balla tatlandırılarak içilir.

* Roka, turp, soğan ve sarımsak bol miktarda yenir.

* Kaynamakta olan bir litre suya, 100 gr. kuru incirle 50 gr. anason konur, kaynatılır. Yemeklerden önce günde üç defa birer bardak içilir.

* 50 gr. çam fıstığı, 100 gr. badem ve 100 gr. findik iyice ezildikten sonra, macun kıvamına gelinceye kadar bal ilave edilir. Yemeklerden sonra 1 – 2 kaşık yenir.

* 50 gr. çörekotu ile 20 gr. damla sakızı yarım kilo balla iyice karıştırıldıktan sonra yemeklerden önce 1 – 2 kaşık yenir.

* Bal kabağı pişirilir ve hurma ile beraber yenir.

* Kahvaltılarda bol miktarda bal ve kaymak karışımı yenir.

* Yemeklerden önce bir tatlı kaşığı çörekotu, balla karıştırılarak yenir. Kaynamakta olan bir buçuk litre suya, 100 gr. kantaron, 50 gr. portakal kabuğu, 10 gr. karanfil ve 20 gr. nane konur, on beş dakika daha kayna

tılır. Balla tatlandırılarak, yemeklerden önce birer bardak içilir.

* Yemeklerden önce greyfurt veya portakal suyu içilir.

* 50 gr. zencefil, 50 gr. karanfil ve 20 gr. kırmızı pul biber toz haline getirildikten sonra, bir kilo balla karıştırılır ve yemeklerde birer kaşık yenir.

* Tuzlu soğan ve sarımsak yenir. Bol sirkeli, zeytinyağlı ve pul biberli salata yemeklerle birlikte yenir. Çorbalara limon, kekik, sumak ve kara biber konur, içilir.

* 10 gr. zencefil, 10 gr. havlıcan ve 20 gr. beyaz biber, ayva reçeli ile macun haline gelene kadar karıştırıldıktan sonra, yemeklerden önce 1 -2 yemek kaşığı yenir.

* 10 gr. kınakına, 20 gr. turunç kabuğu ve 20 gr. portakal kabuğu, bir litre suda on beş dakika kaynatılır. Yemeklerden önce birer çay bardağı içilir.

* 100 gr. kara üzüm, 10 gr. kişniş, 10 gr. turunç kabuğu bir litre suda on beş dakika kaynatılır, yemeklerden önce birer çay bardağı içilir.

P ve C Vitaminleri


Vitamin P’nin yapısı citrin ve rutin karışımıdır. Suda erirler. Eriyikleri açıkta harap olur. Vitamin P, doğada yaygındır. Purunçgil meyvaları ile yeşil yapraklı sebzelerde bol bulunur. Damarlar için önemli bir vitamindir. İskorbüt, purpuralar (deri, mukoza ya da özek doku kılcal damarlarının kanaması) tansiyon, yüksekliği koroner daralması, damar hastalıkları siroz, kolitlerde kullanilır. Genellikle Vitamin C ile birlikte günlük ihtiyaç 6 – 12 mg.dır.

VİTAMİN C, yetmezliği sonucu meydana gelen iskorbüt hastalığı, Çok eskiden beri bilinmektedir. Hastalık yaygın olarak uzun deniz yolculukları sırasında taze meyva ve sebze yemeyen gemi yolcu ve tayfalarında görülmüştür. Hastalığın nedeni aranmış, limon ve portakal suyu içenlerin iyileştikleri görülmüş uygulamaya yıllar boyu devam edilmiştir. Vitamin C, beyaz, çok açık san renkte, billursu bir maddedir. Özel bir kokusu, ekşi tadı vardır. Suda erir, viamin billurları oldukça dayanıklıdır. Eriyikleri, hava ve ışıkta hızla harap olur.

p vitamini

Vitamin C, çabuk okside olduğundan rendelenmiş ya da kabuğu soyulmuş meyvalar bekletilmeden yenmelidir. Isıya dayanıklı değildir. Pişirme sırasında büyük bölümü kaybolur. Soğukta saklanan besinlerde ise, uzun süre varlığını korur. Eksikliğinde iskorpit ve Barlow hastalığı ortaya çıkar. İskorpit, vücudun bağ dokusunu yeniliyememesi sonucu ortaya çıkar. Diş etlerinin kanayıp, şişmesi, dişlerin dökülmesi, bacakların guçsüzleşmesi, sırt ve kalçaların kıllanması, saçların kıvırcıklaşması ve deri altı kanamaları şeklinde belirtiler verir. Ayrıca kapanmış yaralar duyarlılık kazanır. Yeni yaralar güç iyileşir. Barlow hastalığı, sterilize sütle beslenen bebeklerde görülür. Hastalığın belirtileri, kansızlık, bağırsak bozukluğu, kemik ağrısı ve kemik zarı altı kanamalarıdır. Vitamin C-nin diğer kullanıldığı durumlar: bulaşıcı hastalıklar gidişi sırasında, kalp yetmezliklerinde, damar hastalıklarında, psikopatilerde, diş çürükleri ve piyorede, serum hastalığı, mide ülseri demir tedavileridir. Vitamin C, günlük ihtiyacı yaş ve duruma göre değişiklikler gösterir. Gebelik sırasında 100 mg. emzirmede ise 150 mg’a yükselir. Meme emen çocukların 30 mg. 1-3 yaşlarda 35, 4-6 yaşlara ise 50 mg. dır.

c-vitamini

Vitamin C’nin önemli fonksiyonlarından biri de organizmada hücreler arası maddenin (kollagen) meydana gelmesindeki rolüdür. Kollagen kemik, dentin ve doku hücreleri arasındaki boşluğu dolduran mad-’ dedir. Bu madde kollagen doku hücreleri tarafından salgılanır. Kemiklerde sık kırılma, yaraların geç kapanması kanamalar vitamin C yetmezliği sonucu kollagen maddenin meydana gelmesinden ileri gelir. Çocukların yaşları ilerledikçe, vitamin C ihtiyaçtan da artar. Meme emen çocuklarda günlük C vitamini 30 mg.’dır. İnek sütünde yeterli C vitamini bulunmadığından, anne sütündeki C vitamini doğumdan bir kaç hafta sonra azalacağından meme emen çocuğa ek, vitamin C verilmelidir. Bu daha çok vitamin C yönünden zengin meyvalardan karşılanır.

Çocuk Beslenmesinde Proteinin Önemi

Proteinler, çocuğun yapı taştandır. Büyüme ve gelişme çağındaki çocuklar için gerekli aminoasitler, dışarıdan alacakları proteinlerle karşılanır. Bir yaşma kadar bebeğin protein kaynağı süttür. Ancak iki yaşına gelen bir çocuğun protein ihtiyacını sütle karşılamak mümkün değildir. Çünkü yalnız sütten aldığı protein büyüme hızını karşılamaz. Bu yaşta, çocuğa sütle birlikte proteince zengin besinlerden yumurta, peynir, et… verilmelidir.

Çocukla protein yetersizliği önemli vücut ve beyin hastalıklarına neden olur. Çocuk gerektiği şekilde gelişemez. Hem vücut hem de zihinsel açıdan gerilemeler görülür. Çocuğun karbonhidratlı besinlerle büyümesi, şişmanlaması, sağlıklı geliştiği anlamına gelmez. Oyun çağındaki bîr çocuk günde 40-60 gram protein atmalı, günlük kalorinin % 15′ini proteinle karşıtamalıdır. Başka bir deyişle 1 – 3 yaşlarındaki çocuklara günde kilo başına 2,5 – 3,5 gr, 4-6 yaşlarında ise 2,5 gr protein gereklidir.

Protein yönünden zengin besinler, et, süt, yumurta, yoğurt beyaz peynir, karaciğer, bezelye, mercimek, yulaf, mısır irmiği, pirinç, arpa, un, pamuk yağı, susam yağı, badem, yer fıstığı ve havuçtur.

A Vitamini


Yağda erir vitaminlerdendir. İnsan ve hayvanlar için çok gereklidir. Yetmezliğinde gece körlüğü ve büyümede gecikme olur. Gece körlüğü çok eskilerde bilinen biı hastalıktır. Çinliler, karaciğer, bal, yarasa pisliği ve kaplumbağa kabuğu karışımından yararlanarak gece körlüğünü tedavi etmişlerdir. Hipokrat, hastalık için karaciğer ve balı önerir. Yirminci yüzyılın başlarında pek çok ülkede vitamin A eksikliğine bağlı görülen hastalıklar, araştırmacıları bu alanada yöneltmiştir.

Vitamin A’nın A 1, A 2, A 3 olarak, üç türü vardır.

Vitamin A 1, hayvanların ve deniz balıklarının karaciğerlerinde,

Vitamin A 2, tatlı su balıklarının karaciğerinde,

Vitamin A 3 ise hem deniz hem de tatlı su balıklarının karaciğerlerinden elde edilir.

Genellikle vitamin A, denilince A 1 vitamini akla gelir. Vitamin A.açık sarı billurlar şeklindedir. 63-64 derecede erirler. Güneş ışınları vitamin A’nın etkinliğini azaltır. Vitamin A, hayvansal ve bitkisel kaynaklı besinlerde aktif vitamin ve provitamin A; şeklinde bulunur. En zengin ve etkili vitamin balıkların karaciğer yağlandır. Bunlardan ençok kullanılanı morina karaciğeri yağıdır. Diğerleri ise tereyağı, yumurta şansı, peynir, süt, sığır karaciğeridir. Vitamin A,bitkilerde genellikle provitamin A şeklinde bulunur. Havuç , ıspanak, yeşil fasulye, yeşil salata, karnabahar, lahana, provitamin A yönünden,zengin sebzelerdir.

A Vitamini

Vitamin A eksikliği, alınan besinlerin yetersiz olması, emilim ve depolama bozukluğu, sonucu ortaya çıkar. Süreğen barsak, karaciğer ve pankreas hastalıklan meydana gelir. Kilo alma ve büyümeyi olumsuz yönde etkiler. Gece körlüğü, gözde kornea tabakasının enfeksiyonlara karşı direncin azalması, derinin keratinleşmesi, iltihap, dökülen epitel hücrelerinden meydana gelen idrar yolu taşlan hastalıklar^ ortaya çıkar. Hafif eksikliklerde vitaminin besin yolu ile alınması daha çok sağlıklıdır.

Tedavisi sırasında vitamin A dan yararlanılan hastalıklar vardır. Sarılık, ishal, karaciğer iltihaplan, tiroid büyümesi, şeker hastalığı, ülserler, kolitler, konjonktivit, cilt yaralan, raşitizm, kadınlarda rahim ve vajina iltihapları bunlar arasındadır.

D Vitamini

Vitamin D, yağda eriyen, kemik sağlığının korunması ve gelişmesi yönünden önemli bir vitamindir. Isı, asit, alkali ve oksidasyona karşı dayanıklıdır. Vitamin D etkisi gösteren en az on bileşik vardır. Bunların en önemlileri,D 2 ve D 3′-tür. Vitamin D 3, hayvansal kaynaklıdır. Balık yağı süt ve yumurtada çok bulunur. Vitamin D 2 ise bitkisel kaynaklıdır. Daha çok maya ve mantarlarda bulunur.

Raşitizm olarak bilinen hastalık vitamin D eksikliğine bağlıdır. Vitamin D vücutta kullanılabilir duruma gelebilmesi için güneş ışığının mor ötesi (ultraviyole) ışınları gereklidir. Eğer mor ötesi ışınları yeterince alınmazsa, vitamin D, vücutta işlenemez. Başta kemiklerin birbirine geçiyormuş gibi duygu vermesi önemli belirtilerden biridir. Bıngıldaklar ve kafatası büyür. Bıngıldakların kapanması dişlerin gelişmesi gecikir. Diş minesinde gelişim bozuklukları olur. Kalıcı dişlerin çıkışında aksamalar görülür.

Kol ve bacaklann uç kısımlannda genişleme olur. Uzun kemiklerin uç kısımları üçgerı biçiminde gelişir. Anne, baba çoğu kez bunu, çocuğun kemiklerinin iyi geliştiği biçiminde yorumlar. Bu nedenle bebeğin diğer bulguları çıkmadan hekime götürülmesi gecikir. Diğer kemiklerde, omurgada, eğrilikler sık görülür. Göğüste güvercin göğüs denilen kayık ya da gemi göğsü gibi çıkıntılı bir durum olur. Kann zarının bağlantıları bozulur.

Kol ve bacaklar genişler. Uzun kemik yapılannda eğilmeler meydana gelir. Yaş ağaç kırıkları ortaya çıkar. Eklemlerde tendon bozukluklarına ve kemik gelişiminin aksamasına bağlı yapısal bozukluklar gelişir. O bacak ya da çarpık ba-caklılık gelişir. Kabızlık sık görülen bir belirtidir. Boy kısalığına yol açabilir. Bacak ve vücut oransızlığıda olur. Yenidoğanda tetaniye yol açar. Bu kalsiyum eksikliği nedeniyledir. Çocukta görülen acil durumlar arasındadır.

Röntgende hekimlerin tanı koymasını kolaylaştıran birçok bulgu vardır. Kemik gövdeleri daha koyudur ve kemikteki çizgilenmeler artar.

Gerekli tedavi hekim önerisine göre yapılır. Çocukların kısa kollu gömlek ve kısa pantlonlarla açık havada oynamaları sağlanmalıdır. Özellikle güneş ışınlarının dik gelmediği saatlerde, çocuklar güneşe çıkarılmalıdır.

Popüler Yayınlar

Related Posts with Thumbnails
Pasta Tarifleri

Uyarı

Bu site yayınlanan sağlık ile ilgili bilgiler , ziyaretçilerini bilgilendirmek amacıyla yayınlanmaktadır. Burada yayınlanan yazıların tamamı bilgilendirme amaçlı olup, hiçbir şekilde hekim muayenesi ve konsültasyonunun yerine konulmamalı, hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Sağlığınızla ilgili acil durumlarda, bekleme süresi sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebileceği için, zaman geçirmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanızı öneririz.
Genel Kişisel Web