Şifalı bitkilerle cilt bakımı ve güzellik kürleri. Ayrıca Uzmanlar tarafından Çeşitli kürler ve tavsiyeleri,Çocuk ve bebek sağlığı
Hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hamilelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Mayıs 2009 Pazartesi
Pilatesin Hamileler için Faydaları Nelerdir
Hamilelikte pilates yapılabilir ama bu konuda kesinlikle uzmanlaşmış kişilerin gözetiminde yapılmalıdır. Hamilelikte 8. Aya kadar pilates yapılabilir. Genelde pilates topuyla yapılan çalışmalardır hamilelikte yapılan çalışmalardır. Normalde yerde yapılan egzersizlerin otururken destek alınarak yapılabileceği format olduğu için. Özellikle doğum sonrası toparlanmada çok büyük destek olur. Ama öncesinde de doğumdan önce yapılmasında da çok büyük fayda vardır. Doğum sonrasında karın ve bacak bölgesinin toparlanmasında mutlaka pilates uzmanları eşliğinde yapılması tavsiye edilir
Hamilelikte pilates yapılabilir mi
Hamilelerde kesinlikle pilates yapabilir, Dünyada bunun üzerine özel uygulamalar vardır. Özellikle pilates hamilelerin uygulayabileceği en güvenli egzersizler arasında görülür. Fakat burda bazı ön koşullar vardır, daha önce egzersiz hayatı olmayan bir kişinin ben hamileyim ve hemen pilatese başlamak istiyorum iyi geldiğini duydum diyip pilatese başlaması çok risklidir. Önce doktorundan izin alması gerekir. Ayrıca hamilelerin pilates yapmaları için bazı riskli faktörleri üzerinde bulunup bulunmadığına bakmak gerekir.
Bu riskli faktörler:
35 Yaş üzerinde hamile kalmış olmak,
Daha önce düşük yapış olmak,
Tüp bebek tedavisi görmüş olmak.
Bu gibi riskli faktörler arasında kişilerin en azından ilk 3 ay boyunca pilates yapmamaları ön görülmektedir.
Daha sonraları ise pilates aylara göre değişen bebek ve anne hormonlarına göre farklı egzersiz programlarına tabi tutulur ve bu konuda uzman kişiler yardımı ile pilates yapılabilir. Daha önce pilates ya da egzersiz hayatınız varsa ve eğitmeniniz size tanıyorsa ara vermedende pilates ve egzersizlerinize devam edebilirsiniz.
Bu riskli faktörler:
35 Yaş üzerinde hamile kalmış olmak,
Daha önce düşük yapış olmak,
Tüp bebek tedavisi görmüş olmak.
Bu gibi riskli faktörler arasında kişilerin en azından ilk 3 ay boyunca pilates yapmamaları ön görülmektedir.
Daha sonraları ise pilates aylara göre değişen bebek ve anne hormonlarına göre farklı egzersiz programlarına tabi tutulur ve bu konuda uzman kişiler yardımı ile pilates yapılabilir. Daha önce pilates ya da egzersiz hayatınız varsa ve eğitmeniniz size tanıyorsa ara vermedende pilates ve egzersizlerinize devam edebilirsiniz.
14 Aralık 2008 Pazar
Doğum sonrasında 15 önemli soru
15 önemli soru! Aylar süren heyecanlı bir bekleyişin ardından bebeğiniz kucağınızda. Aklınızı kurcalayan bazı soruları Dr. Senai Aksoy sizin için cevaplandırdı.
* Akıntım ne zaman bitecek?
Genelde 4-8 hafta kadar devam eder. Doğumun ardındaki ilk günlerde açık kırmızı renkte ve oldukça yoğundur. Sonraki günlerde önce pembe ardından da kahverengi olur. Sonlara doğru sarı-beyaz veya renksiz olur ve iyice azalır. Bu zaman içerisinde tampon kullanılmaması önerilir. Doğum sonrası rahim yavaş yavaş toparlandığı için normal ped kullanılması daha isabetli olur.
* Eski kiloma/formuma ne zaman kavuşurum?
Şöyle derler: Karın 9 ay büyür, 9 ayda da ortadan kaybolur. Bu böyle midir değimlidir bir kenara, kesin bir şey var ki aniden eski hatlarınıza kavuşmanız mümkün değil. Kilo vermek normalde de çok kolay değildir. Bu biraz kişiye özeldir, ayrıca beslenme ve yaşama tarzınızla da ilgilidir. Fakat ortalama olarak 3-6 ay içerisinde eski kotlarınıza sığmanız mümkün.
* Doğum sonrası diyet yapılabilir mi?
Yapmasanız daha iyi olur. Özellikle de emzirdiğiniz sürece. Bu dönemde sağlıklı ve yeterli beslenmeniz çok önemli. Yedikleriniz sütle bebeğe de geçiyor.
* Rahmin eski haline dönmesi ne kadar sürer?
Rahim doğum sonrası daha ilk günlerde tekrarlanan kasılmalarla eski ebatlarına dönmeye başlar, yani küçük bir armut büyüklüğüne. Arada sırada sırtüstü yatmak ve göbek deliği altındaki bölgeye hafif masaj yapmak da rahmin toparlanmasını sağlar.
* Egzersiz yapmaya ne zaman başlayabilirim?
Doktorunuzun tavsiye edeceği egzersizlere doğumdan sonraki ilk günlerde başlayabilirsiniz. Bunlar zayıflayan kaslarınızı toparlamaya yarayacaktır. Günde bir defa uzun uzun ve yoğun bir şekilde yapmaktansa egzersizleri günde birkaç defa azar azar, fırsat buldukça yapabilirsiniz.
* Ne zaman eskisi gibi banyo alabilirim?
Akıntı bitince eskisi gibi banyo yapabilir fakat o zamana kadar sadece duş alın çünkü rahim tam kapanmadan enfeksiyonlara karşı savunmasızdır.
* Eşimle normal seks hayatımıza ne zaman dönebiliriz?
Aslında siz ve eşiniz buna ne zaman hazır hissederseniz o zaman. Fakat doğum sırasında cerrahi müdahale yapıldıysa belki önce iyice iyileşmeyi beklemeniz sizin de rahat hissetmeniz açısından iyi olur.
* Hamilelikten korunmalı mıyız?
Mutlaka. Emzirmek sizi hamile kalmaktan korumuyor. Aslında hassas bir konu çünkü emzirdiğiniz için hap almanız önerilmiyor. Spiral taktırmanız için de rahim toparlandıktan sonraki ancak ilk adet döneminizi beklemelisiniz ki bu da en az 8 haftalık bir süreç demek.
* İçki içebilir miyim?
Emzirdiğiniz sürece alkol almamanız tavsiye ediliyor çünkü süte karışır. Fakat bir kutlama veya benzer güzel bir olay söz konusuysa ufak bir kadeh beyaz şarap/şampanya veya bira içmenizde sakınca yok.
* Ağır kaldırabilir miyim?
Doğumdan sonraki özellikle ilk günlerde ağır kaldırmayın. Çok fazla ve aşırı hareketlerden de kaçının. Özellikle sezaryen olduysanız 5 gün kadar iyice istirahat edin. Bebeği kucağınıza alırken de ani hareketlerden kaçının.
* Parfüm veya kokulu vücut losyonları kullanabilir miyim?
Kullanmasanız çok daha iyi çünkü bebeğinizin görme yeteneği henüz zayıf olduğu için sizi kokunuzdan tanıyor. Onun çok iyi tanıdığı ve sevdiği bu kokuyu değiştirerek onu "zor" durumda bırakmayın.
* Uykusuzlukla nasıl baş edebilirim?
Yeni doğan bir bebek sahibi anneyi oldukça yorucu bir dönem bekliyor. Bunun başlıca nedeni ise geceler dahil olmak üzere 2 saatte bir tekrarlanan emzirmeler. Bu tahmin edildiğinden daha yıpratıcı çünkü anne başka hiç bir şey için rahat zaman bulamıyor, kısacık bir duş için bile çünkü sürekli "ya bebek uyanırsa" diye endişeleniyor. Uykusuzluk ve yorgunluk anneyi yıpratıyor, çoğu zaman sinirli ve sabırsız yapıyor. Bırakın başkaları size yardım etsin. Zaman zaman bebeği eşinize, annenize veya size yardım edebilecek kim varsa ona bırakın ve biraz nefes alın.
* Doğum sonrası formaliteler neler?
Bebeğinize nüfuz cüzdanı çıkartmalısınız. Ayrıca doktorunuzun size bildireceği ve yapılması gereken bazı rutin aşı ve kontroller var.
* Akıntım ne zaman bitecek?
Genelde 4-8 hafta kadar devam eder. Doğumun ardındaki ilk günlerde açık kırmızı renkte ve oldukça yoğundur. Sonraki günlerde önce pembe ardından da kahverengi olur. Sonlara doğru sarı-beyaz veya renksiz olur ve iyice azalır. Bu zaman içerisinde tampon kullanılmaması önerilir. Doğum sonrası rahim yavaş yavaş toparlandığı için normal ped kullanılması daha isabetli olur.
* Eski kiloma/formuma ne zaman kavuşurum?
Şöyle derler: Karın 9 ay büyür, 9 ayda da ortadan kaybolur. Bu böyle midir değimlidir bir kenara, kesin bir şey var ki aniden eski hatlarınıza kavuşmanız mümkün değil. Kilo vermek normalde de çok kolay değildir. Bu biraz kişiye özeldir, ayrıca beslenme ve yaşama tarzınızla da ilgilidir. Fakat ortalama olarak 3-6 ay içerisinde eski kotlarınıza sığmanız mümkün.
* Doğum sonrası diyet yapılabilir mi?
Yapmasanız daha iyi olur. Özellikle de emzirdiğiniz sürece. Bu dönemde sağlıklı ve yeterli beslenmeniz çok önemli. Yedikleriniz sütle bebeğe de geçiyor.
* Rahmin eski haline dönmesi ne kadar sürer?
Rahim doğum sonrası daha ilk günlerde tekrarlanan kasılmalarla eski ebatlarına dönmeye başlar, yani küçük bir armut büyüklüğüne. Arada sırada sırtüstü yatmak ve göbek deliği altındaki bölgeye hafif masaj yapmak da rahmin toparlanmasını sağlar.
* Egzersiz yapmaya ne zaman başlayabilirim?
Doktorunuzun tavsiye edeceği egzersizlere doğumdan sonraki ilk günlerde başlayabilirsiniz. Bunlar zayıflayan kaslarınızı toparlamaya yarayacaktır. Günde bir defa uzun uzun ve yoğun bir şekilde yapmaktansa egzersizleri günde birkaç defa azar azar, fırsat buldukça yapabilirsiniz.
* Ne zaman eskisi gibi banyo alabilirim?
Akıntı bitince eskisi gibi banyo yapabilir fakat o zamana kadar sadece duş alın çünkü rahim tam kapanmadan enfeksiyonlara karşı savunmasızdır.
* Eşimle normal seks hayatımıza ne zaman dönebiliriz?
Aslında siz ve eşiniz buna ne zaman hazır hissederseniz o zaman. Fakat doğum sırasında cerrahi müdahale yapıldıysa belki önce iyice iyileşmeyi beklemeniz sizin de rahat hissetmeniz açısından iyi olur.
* Hamilelikten korunmalı mıyız?
Mutlaka. Emzirmek sizi hamile kalmaktan korumuyor. Aslında hassas bir konu çünkü emzirdiğiniz için hap almanız önerilmiyor. Spiral taktırmanız için de rahim toparlandıktan sonraki ancak ilk adet döneminizi beklemelisiniz ki bu da en az 8 haftalık bir süreç demek.
* İçki içebilir miyim?
Emzirdiğiniz sürece alkol almamanız tavsiye ediliyor çünkü süte karışır. Fakat bir kutlama veya benzer güzel bir olay söz konusuysa ufak bir kadeh beyaz şarap/şampanya veya bira içmenizde sakınca yok.
* Ağır kaldırabilir miyim?
Doğumdan sonraki özellikle ilk günlerde ağır kaldırmayın. Çok fazla ve aşırı hareketlerden de kaçının. Özellikle sezaryen olduysanız 5 gün kadar iyice istirahat edin. Bebeği kucağınıza alırken de ani hareketlerden kaçının.
* Parfüm veya kokulu vücut losyonları kullanabilir miyim?
Kullanmasanız çok daha iyi çünkü bebeğinizin görme yeteneği henüz zayıf olduğu için sizi kokunuzdan tanıyor. Onun çok iyi tanıdığı ve sevdiği bu kokuyu değiştirerek onu "zor" durumda bırakmayın.
* Uykusuzlukla nasıl baş edebilirim?
Yeni doğan bir bebek sahibi anneyi oldukça yorucu bir dönem bekliyor. Bunun başlıca nedeni ise geceler dahil olmak üzere 2 saatte bir tekrarlanan emzirmeler. Bu tahmin edildiğinden daha yıpratıcı çünkü anne başka hiç bir şey için rahat zaman bulamıyor, kısacık bir duş için bile çünkü sürekli "ya bebek uyanırsa" diye endişeleniyor. Uykusuzluk ve yorgunluk anneyi yıpratıyor, çoğu zaman sinirli ve sabırsız yapıyor. Bırakın başkaları size yardım etsin. Zaman zaman bebeği eşinize, annenize veya size yardım edebilecek kim varsa ona bırakın ve biraz nefes alın.
* Doğum sonrası formaliteler neler?
Bebeğinize nüfuz cüzdanı çıkartmalısınız. Ayrıca doktorunuzun size bildireceği ve yapılması gereken bazı rutin aşı ve kontroller var.
8 Ekim 2008 Çarşamba
Sezaryenle Dogumda Patlama

Sağlık Bakanlığı, Türkiye'nin aralarında bulunduğu birçok ülkede sezaryenle doğum oranlarında artış olduğunun belirlendiğini açıkladı. Bakanlık olması gereken oranı da açıkladı.
Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması (AÇSAP) Genel Müdürlüğü Kadın Sağlığı ve Aile Planlaması Daire Başkanı Dr. Rukiye Gül, geçen yıl hastanelere kayıtlı 1 milyon 126 bin canlı doğum yapıldığını, bu rakamın yüzde 42,5'inin sezaryen, yüzde 57,5'inin normal doğum olduğunu bildirdi.
Gül, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Türkiye'nin aralarında bulunduğu birçok ülkede sezaryenle doğum oranlarında artış olduğunun belirlendiğini söyledi.
Sezaryenin ilk başlarda anne adayının hayatını kurtarmak için ''umutsuz'' yapılan bir ameliyat, sonralarında bebeğin yaşamını kurtaracak ''düşük riskli bir operasyon olduğunu ifade eden Gül, şimdilerde ise tıbbi zorunluluğun dışında ''anne adayının istediği ve hekimin hayatını kolaylaştıran bir tercih'' olduğunu kaydetti.
Normal doğumun doğal ve fizyolojik bir süreç, sezaryenin ise gerektiğinde kullanılması gereken bir ameliyat olduğunu ifade eden Gül, normal doğumdan hemen sonra bebek ile doğrudan tensel ve duygusal iletişim mümkünken, sezaryende bu ilişkinin ertelendiğini belirtti.
Gül, annenin normal doğumdan sonra daha kısa sürede iyileştiği için günlük yaşama geçişinin çok hızlı olduğunu, sezaryenden sonra bu sürecin daha fazla zaman aldığını; normal doğumda annenin kanama, enfeksiyon, organ ve doku hasarı, pıhtı oluşumu riskinin sezaryene göre daha düşük ve ekonomik açıdan daha uygun olduğunu bildirdi.
Sezaryenin 1960'larda doğum kanalının dar ya da plesantanın yerleşim yerinin uygun olmaması gibi nedenlerle uygulandığını anlatan Rukiye Gül, şunları kaydetti:
''Annenin doğum sürecinde çektiği ağrılı döneme ilişkin korku ve endişe sezaryen isteğini artırmaktadır. Bu nedenle özellikle gebelik dönemi izlemlerinde kadının bu endişelerini gidermeye yönelik danışmanlık yapılmalı, gerekirse profesyonel yardım alınmalıdır.
Ağrısız doğum olarak bilinen epidural anestezi ile yapılan doğumları artırmak amacıyla uygulamanın yaygınlaştırılmasına yönelik programlar düzenlenmelidir.''
-''ORANI YÜZDE 25'LERE İNDİRMEK İSTİYORUZ''-
Gül, tüm doğumlar arasındaki sezaryen oranlarının İngiltere'de 1990'da yüzde 11,2, 2005'te yüzde 14,1 ve 2002'de yüzde 21,6, Fransa'da 1990'da yüzde 13,9, 1995'te yüzde 14,9 ve 2003'te yüzde 18,7, Almanya'da 1990'da yüzde 15,7, 1995'te yüzde 17,2, 2003'te yüzde 24,8, ABD'de 2002'de yüzde 21, 2003'te yüzde 27,6 ve 2006'ta yüzde 31 olarak belirlendiğini bildirdi.
Avrupa ülkelerinde olduğu gibi son 10 yıl içinde Türkiye'deki doğumlarda da sezaryen oranlarının ciddi artış gösterdiğini dile getiren Gül, şunları kaydetti:
''Her 5 yılda bir yapılan Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) verilerine göre, 1998 yılında tüm doğumlar arasındaki sezaryen oranı yüzde 14, 2003'te yüzde 21,4 iken Sağlık Bakanlığı verilerine göre hastane doğumları arasındaki sezaryen oranı 2005'te yüzde 40,7, 2006'da 40,3 ve 2007'de yüzde 42,5'tir.
Yıllara göre sağlık kuruluşunda doğum oranları ise 1993'te yüzde 59,6, 1998'te yüzde 72,5 ve 2003'te yüzde 78'dir.
Yine 1993'te yapılan doğumların yüzde 75,9'u, 1998'deki doğumların yüzde 80,6'sı ve 2003'teki doğumların yüzde 83'ü sağlık personeli yardımıyla gerçekleştirilmiştir.''
Gül, devlet hastanelerinde yapılan doğumların yüzde 36,4'ünün, özel hastanedekilerin yüzde 59'unun ve üniversite hastanelerindekilerin yüzde 56'sının sezaryenle yapıldığını söyledi.
Dünya Sağlık Örgütü'nün, tüm doğumlar içinde sezaryen oranı yüzde 5-15 olarak belirlediğini dile getiren Rukiye Gül, ''Sağlık Bakanlığı olarak şu an yüzde 42,5 olan sezaryen oranını yüzde 25'lere indirmek istiyoruz. 2007 verilerine göre, 81 ilin 40'ında sezaryenle doğum oranlarının Türkiye ortalamasının üstünde olduğunu tespit ettik'' dedi.
-''DOĞUM VE SEZARYEN PROGRAMI BAŞLATILDI''-
Gül, her yıl sezaryen oranlarında artış görülmesinin tespit edilmesi üzerine Sağlık Bakanlığınca geçen yıl ''Doğum ve Sezaryen Programı'' başlattıklarını söyledi.
''Her gebeye normal doğum şansı'' sloganıyla hareket ettiklerini belirten Gül, Sağlık Bakanlığı Eğitim Araştırma Hastaneleri ve çeşitli üniversitelerdeki öğretim üyeleriyle uzman dernek yöneticilerinin temsilcilerinin aralarında bulunduğu bir Bilimsel Kurul oluşturarak ''Doğum Eylemi Yönetim Rehberi'' hazırladıklarını ve 81 ilde uygulanması için genelge yayımlandıklarını bildirdi.
İllerde sezaryen ve normal doğuma yönelik eğitici çalışmalar ve durum değerlendirmesi yaptıklarını ifade eden Rukiye Gül, Sağlık Bakanlığı olarak tıbbi zorunluluk dışında sezaryen yapılmasını önermediklerini, anne bebek sağlığı açısından normal doğumun desteklenmesini amaçladıklarını dile getirdi.
-SAĞLIKTA PERFORMANS VE KALİTE YÖNERGESİ-
Sağlık Bakanlığı, yapılan tespitler üzerine harekete geçerek 1 Eylülde yürürlüğe giren Sağlıkta Performans ve Kalite Yönergesi'nde sezaryen oranlarını da kurumsal performans kriterleri arasına koydu.
Buna göre, hastanede gerçekleştirilen sezaryenle doğum oranları hastanenin performansında gösterge olarak kabul edilecek.
Sezaryen oranlarını düşürmek ve normal doğuma yönlendirmek amacıyla belirlenen bu kritere göre, eğitim hastanelerindeki sezaryenle doğum oranının yüzde 20'yi, diğer hastanelerde ise yüzde 15'i geçmemesi gerekiyor.
Sağlık Bakanlığı Performans Yönetimi ve Kalite Geliştirme Dairesi Başkanı Hasan Güler, Türkiye'deki sezaryenle doğum oranlarının yüksek olduğunu, bu oranları sorguladıklarını bildirdi.
Güler, Bakanlık olarak sezaryen oranlarını Dünya Sağlık Örgütü'nün belirlediği oranlara çekmek istediklerini belirterek, ''Sezaryen oranlarını, performans kriterlerinde bir klinik gösterge olarak alıyoruz. Koyduğumuz kriterlere göre, tüm hastanelerde sezaryen oranı yüzde 15'i, eğitim hastanelerinde ise yüzde 20'yi geçmemeli'' diye konuştu.
Hastanelerin hizmet kalite belgesi alabilmeleri için de sezaryen oranının istenilen düzeyde olması gerektiğini ifade eden Güler, ''Sezaryenle doğum oranları belli bir düzeyin üstündeyse o hastanedeki işleyişin sezaryen anlamında iyi olmadığını düşünüyoruz. Kurumsal kalite çalışmalarında sezaryen oranı yüksek olduğu zaman bireysel performansı da olumsuz etkileyebilir. Ek ödemeye, döner sermayeye de olumsuz yansıyabilir'' dedi.
-DERNEKLERİN GÖRÜŞLERİ-
Hastanelerdeki sezaryen oranlarına kısıtlama getirilmesini tepki gösteren uzmanlık dernekleri temsilcileri de sezaryen yapılıp yapılmamasına hekimin karar verebileceğini, bunun sorgulanmasının etik olmadığı görüşünü savundular.
Türk Perinatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Turgay Şener, çok sayıda normal doğum yaptırdıklarını ve bu tür önlemlerle sezaryen oranlarının düşürülemeyeceğini belirterek, ''Zorla kısıtlamalar hekim ve hasta çatışmasını kaçınılmaz kılacaktır. Hasta en ufak bir sorunda acaba normal doğumdan mı oldu diye soracak, hekim ise üzerindeki baskıdan dolayı normal doğuma yönelmemesi gereken durumlarda bile normal doğuma yönelecektir. Baskı arttıkça sorunları da beraberinde getirecektir'' dedi.
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Tıraş da performans sisteminin hastanedeki kadın doğum uzmanları ile diğer hekimleri de karşı karşıya getireceğini savunarak, ''Bir hastaneye sizin hastanenizde sezaryen doğum oranı atıyorum yüzde şu kadar ise ben sizin performans puanlarınızı düşüreceğim. Bu demektir ki hastanedeki bütün uzmanların alacağı parayı düşürüyor. Yani kadın doğum uzmanları üzerinde diğer uzmanlar tarafından baskı artacaktır'' diye konuştu.
Türkiye Maternal Fetal Tıp ve Perinatoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Acar Koç ise ''Bakanlık normal doğumu teşvik etmek istiyorsa bunun reklamlarını yapmalı. Biz hekim olarak vazifemizi yaparız'' dedi.
20 Eylül 2008 Cumartesi
İbrahim Saraçoğlu hamile kalmak-yumurta sayısını artırmak için kuru incir kürü
Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu'dan Yumurta sayısı yeterli olmadığı için hamile kalamayan bayanlarda yumurta sayısını artırarak hamile kalınmasını kolaylaştıran kuru incir kürü:
8-9 adet kuru inciri soğuk su ile iyice yıkadıktan sonra yarım litre suda 8-9 dakika kaynatın. Ilıdıktan sonra elde edilen suyun yarısını sabah kahvaltısından sonra, diğer yarısını öğle yemeğinden önce için.
Her gün taze olarak hazırlanmalıdır. Kolaylık olsun diye fazla miktarda hazırlayamayın.
Bu kür 20-25 gün uygulanmalıdır.
8-9 adet kuru inciri soğuk su ile iyice yıkadıktan sonra yarım litre suda 8-9 dakika kaynatın. Ilıdıktan sonra elde edilen suyun yarısını sabah kahvaltısından sonra, diğer yarısını öğle yemeğinden önce için.
Her gün taze olarak hazırlanmalıdır. Kolaylık olsun diye fazla miktarda hazırlayamayın.
Bu kür 20-25 gün uygulanmalıdır.
19 Haziran 2008 Perşembe
Hamile Kadina 'Mevsimlik' Oneriler

Sıcak hava anne adayları için risk. Peki nasıl korunmalı?
Hacettepe Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tarık Aksu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hamilelerin, sıcak havanın etkisiyle bazı sağlık sorunları ile karşılaşabileceklerini ifade ederek, giyim, spor ve beslenmeye yönelik önlemlerle, sıcak havanın olumsuz etkisinin azaltılabileceğini söyledi.
Mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının yorgunluk, yüksek tansiyon, sırt ağrısı, varis, ayaklarda ödem ve ciltte güneş lekeleri gibi birçok sağlık problemine yol açabildiğini belirten Aksu, özellikle hamilelerin bundan çok etkilendiğini ifade etti. Aksu, "Sıcak havanın etkisiyle vücudun susuz kalması, rahimde kasılmalara, kasılmalar doğum sancılarına ve erken doğuma neden olabilir" uyarısında bulundu.
Aksu, gebelerin, enfeksiyonlara karşı direncinin diğer bireylere göre daha düşük olduğunu vurgulayarak, mantar, idrar yolu ve vajina enfeksiyonların da erken doğuma neden olabilecek sorunlar yaratabileceğine dikkati çekti. Sıcak havanın etkisiyle aşırı terleme, kızarıklık ve kaşıntının çeşitli mantar rahatsızlıklarına yol açabileceğini anlatan Aksu, gün içinde sık sık ılık duş alınmasının faydalı olacağını kaydetti.
"GÜNDE 8-10 BARDAK SU İÇİLMELİ"
Aksu, sıcak havalarda, her zamankinden daha fazla sıvı alınması, günde 8-10 bardak su içilmesi ve bunun yanı sıra taze meyve suları ile limonata gibi içeceklerin tüketilmesi gerektiğini belirterek, çay, kahve, kola gibi kafein içeren içeceklerden uzak durulmasını önerdi.
Hamilelerin, vücudun su ihtiyacını artıracağı ve tansiyonun yükselmesine neden olabileceği için tuzlu gıdalardan uzak durması, baharatlı yiyeceklerden ve az pişmiş etlerden kaçınmaları gerektiğini anlatan Aksu, "Kızartma türü yiyecekler tüketilmemeli, mümkün olduğunca haşlama yiyecekler yenmeli, bol sebze ve meyve tüketilmeli, karbonhidrat ağırlıklı besinlerden uzak durulmalı, sık sık ve az miktarlarda beslenilmeli" diye konuştu.
AÇIK RENK KIYAFETLER
Gebelerin güneşin zararlı etkilerinden korunmak için öğle saatlerinde kesinlikle dışarı çıkmamaları gerektiğini vurgulayan Aksu, çıkılmas halinde ise geniş şapka takılması ve vücudun açıkta kalan yerlerine yüksek faktörlü koruyucu krem sürülmesini tavsiye etti.
Hamilelerin, ter emilimini sağlayan açık renk, pamuklu, keten ve geniş kıyafetler giymesinin uygun olacağını belirten Aksu, sıcak havanın etkisiyle ayakların şişmemesi, nefes alabilmesi ve vücut dengesinin sağlanması için de ortopedik ve rahat ayakkabıların tercih edilmesi gerektiğini söyledi.
Aksu, hava sıcaklığının olumsuz etkilerinden korunmak için hamilelere şu önerilerde bulundu: "Sıcaklığın en fazla olduğu 11.00-16.00 saatleri arasında dışarı çıkılmamalı, sabah ya da güneşin etkisini kaybettiği saatlerde kısa
süreli güneşlenmeler yapılmalı.
Güneşlik altında dahi olsa sıcakta uzun süre kalınmamalı. Dışarı çıkarken geniş kenarlı şapka ve güneş gözlüğü takılmalı, yüksek faktörlü güneş koruyucu ürün kullanılmalı.
Ani tansiyon düşmeleri, aşırı terleme ve su kaybı, bayılmaya yol açabileceği için, vücuttaki su ve mineral kaybını önlemek amacıyla bol su ile birlikte az şekerli limonata, meyve ve maden suyu tüketilmeli, bacaklardaki ödemi gidermek için uzun süre ayakta durulmamalı ve aynı pozisyonda oturmaktan kaçınılmalı, Varis problemi olan hamileler, özel varis çorapları kullanmalı, Ağır ve fazla miktarda yemek yememeye özen gösterilmeli. Sebze, meyve
ağırlıklı beslenmeye dikkat edilmeli, Aşırı sıcağın etkisiyle besin zehirlenmeleri ile karşılaşılmaması için açık yerlerde satılan gıdalar tüketilmemeli,
Kan dolaşımının rahat sağlanabilmesi ve ödemin oluşmaması için uzun uçak yolculuğu yapılmamalı. Özel araçla yapılacak yolculuklarda ise 2 saatte bir mola verilerek 10 dakika kadar yürünmeli."
"YÜZMEK, DOĞUMU KOLAYLAŞTIRIYOR"
Yüzmenin, karın kaslarını sıkıştırdığı için doğumu kolaylaştırdığını belirten Aksu, özel bir durum söz konusu olmadığı sürece anne adaylarına
bol bol yüzmelerini önerdi.
Aksu, hamilelerin çok sıkı olmayan bir mayo ile serbest ve sırt üstü stillerde yüzmesinin hem anneyi hem bebeği rahatlatacağını ve karın
kaslarını sıkılaştıracağını, koruyucu kremlerin de bebeğe zarar vermediğini ifade etti.
25 Nisan 2008 Cuma
Yüksek enerjili beslenen kadınların oğlu oluyor

Enerji bakımından zengin besinler alan kadınların erkek çocuk doğurma olasılığı daha yüksek olabilir...
İngiltere’deki Exeter Üniversitesinden Fiona Mathews ve ekibi, annenin beslenme şekli ve bebeğin cinsiyeti arasındaki ilişkiyi araştırdı.
740 hamilenin, gebelikten önce ve gebelik sırasındaki beslenme alışkanlıklarını inceleyen bilim adamları, ilk çocuğuna gebe kalan ve bebeğin cinsiyetini bilmeyen bu kadınları hamile kalırken, kalori desteklerine göre 3 gruba ayırdı.
Enerji desteğini en fazla alan kadınların yüzde 56’sının erkek, en az alanların yüzde 45’ininse kız bebek dünyaya getirdiği görüldü.
Araştırmada, kahvaltıda tahıl tüketimi, potasyum, kalsiyum, C, E ve B12 vitaminleri bakımından daha zengin ve daha çeşitli besin tüketimi ve erkek çocuk doğurma arasında güçlü bir ilişkinin olabileceği de ortaya çıktı.
Mahthews, “bu çalışmaların, genç kadınların az kalorili beslenme tarzını tercih ettiği gelişmiş ülkelerde neden erkek oranının azaldığını açıklamaya yardımcı olabileceğini” söyledi.
Son 40 yılda sanayi ülkelerinde erkek bebek sayısının az da olsa azaldığı gözleniyor. Bu düşüş, tüketim ürünlerindeki kimyasal maddelere bağlanıyor. Bununla birlikte araştırmacılar, gelişmiş ülkelerdeki genç kadınların değişen beslenme alışkanlıklarının da bu düşüşü açıklayabileceğini belirtti.
Kahvaltı alışkanlığının gelişmiş ülkelerde neredeyse ortadan kalktığını söyleyen araştırmacılar, ABD’de kahvaltı yapan erişkinlerin oranının, 1965’te yüzde 86 iken 1991’de yüzde 75’e düştüğünü vurguladı.
Araştırmacılar, kahvaltıyı atlamanın normal gece açlığı süresinin uzamasına, bu nedenle glikoz seviyesinin düşmesine neden olabileceği görüşünü savunuyor. Daha önce laboratuvarda yapılan araştırmalar, glikozun erkek bebek dünyaya getirme olasılığını artırabileceğini göstermişti.
Araştırma, “Proceeding of the Royal Society” dergisinde yayımlandı.
Etiketler:
erkek çocuk,
Hamilelik,
sağlıklı beslenme,
yüksek enerji
22 Nisan 2008 Salı
Vücudunda ben olanlar Dikkat!

Denizli Devlet Hastanesi Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Fatma Rezzan Er, güneşin, ergenliğin, hamileliğin ve doğum kontrol haplarının benlerde artma ile büyümeye neden olabileceğini bildirdi.
Dr. Rezzan Er, yaşam boyunca vücutta yeni benlerin oluşabildiğini ifade etti. Benlerin en çok ilk 20 yılda ortaya çıktığını ancak 50-60'lı yaşlara kadar devam ettiğini kaydeden Er, "Benler bazen büyüyor, bazen küçülüyor, renk değişimleri yaşanıyor hatta ileri yaşlarda benler kayboluyor. Çoğu zaman bu değişimlerin farkına bile varmıyoruz. Güneşe maruz kalındığında, ergenlikte, gebelik ve doğum kontrol haplarının kullanıldığı dönemlerde benlerde; sayı artması, büyüme, renklerde farklılaşma gibi değişimlerin olabiliyor. Bunlar, korkulmaması gereken fizyolojik değişimlerdir." dedi.
Er, bazı benlerde kötü huylu tümörün (malign melanom) gelişebildiğini de belirterek, "Kötü huylu tümör, yüzde 70 oranında normal deriden kaynaklanırken, yüzde 30 oranında da mevcut benin zaman içinde uğradığı değişiklik sonucu ortaya çıkıyor. Bu noktada, değişimleri önceden fark etmek büyük önem taşıyor. Çok çeşitli klinik görünümleri olabilen benler, zaman içinde ortaya çıkan değişimleri insanları korkutuyor. Bu değişimler fizyolojik olup, insanların kısa zaman diliminde ve hızla oluşan değişiklere karşı dikkatli olmaları gerekiyor." diye konuştu.
Etiketler:
benler,
doğum kontrol hapları,
Hamilelik,
sıcak
19 Nisan 2008 Cumartesi
Hamilelikte Ne Kadar Kilo Almalı?

Hamilelik döneminde önemli olanın çok kilo almak değil, sağlıklı beslenmek ve sağlıklı kilo almak olduğunu söyleyen uzmanlar anne adaylarını uyarıyor. Anne adaylarının hamilelik sırasında aldığı aşırı kilolar doğum sonrasında da peşlerini bırakmıyor. Bu nedenle bu özel dönemde sağlıklı beslenmek ve gerektiği kadar kilo almak çok önemli...
Gebelik ilerledikçe iştah da artıyor ve bu iştah artışı anne adayının ve bebeğin yeterli derecede besin almasını sağlıyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Gökmen İyigün, hamilelik sürecinde kadınların ne kadar kilo alması ve nasıl beslenmesi gerektiği hakkında bilgiler verdi.
Ne Kadar Kilo Alınmalı?
Gebeliğin doğasında anne adayında ortaya çıkan iştah artışı ve sonrasında gelen kilo artışı vardır. Bu iştah artışı anne adayının ve bebeğinin yeterli derecede besin almasını sağlayan doğal bir yoldur. Gebe bir kadın aldığı günlük kaloriyi artırmalıdır. Bir çok hamile kadın hamilelik öncesinde aldığı kaloriden günlük 300 kalorilik bir artışa ihtiyaç duyar ve hamileliği süresince de kilo alır. Boyu ve kilosu orantılı bir kadın için hamilelik süresince alınması gereken ortalama kilo 12.5 olup bu değer önerilen 11 ila 16 kilo arasındadır. Fakat boyu kilosuyla orantılı olmayan daha zayıf olan kadınlar için önerilen kilo artışı 18 kg.’dır. Şişman kadınlar için önerilen kilo artışı 7 ila 11 kg.’dır. Şişman kadınlar hamilelik süresince ne diyet yapmalı, ne de kilo kaybetmeye çalışmalıdır.
Emzirme İçin Gereken Enerji
Annedeki kilo artışı hamilelik süresince anne ve bebek arasında ayrı bir şekilde paylaşılır. Annede yağ, hamileliğin erken dönemlerinde depolanır ve gebeliğin ortalarında besin depolanması en yüksek seviyeye ulaşır. Bu erken depolanma işleminin, hamileliğin son 10 haftasında hızla büyüyecek olan bebek için gerekli olabilecek enerjiyi sağlamak için yapıldığı düşünülmektedir. Hamileliğin son döneminde bebeğin hızlı gelişimi için ihtiyaç duyulacak enerji ve anne adayının artan metabolik ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla gebeliğin ortalarında plasental büyümede ve organların ağırlıklarında hızlı bir artış yanında kan yapımında da hızlanma görülür. Hamileliğin erken döneminde depolanan ve hamilelik süresince kullanılmayan yağ deposu emzirme için gerekli olan enerji ihtiyacını karşılamak için kullanılır.
Sağlıklı Beslenmek Önemli
Sağlıklı beslenme, fazla kilo almadan gerekli besin ve kaloriyi almak için iyi bir yoldur. Örneğin; patates cipsleri, soda ve çikolata yerine meyve, yoğurt ve şekersiz tahıl yemek gerekli besinleri almak için ideal bir yoldur. Gebeliğin ilk üç ayında, yani 1. trimestr döneminde 1.3 kg. ila 3.6 kg. ve bundan 1 hafta sonra da 400-450 gr. Alınması en idealidir. En hızlı kilo artışı son 3 ay içerisinde olur. Bebek doğduktan 1 ya da 2 hafta sonra yaklaşık olarak 8-9 kilo kaybetmelisiniz.
Eğer gebelik süresince aşırı kilo almadıysanız hamilelik öncesi kilonuza 4-6 ay içinde geri dönmeniz oldukça normaldir. Nadiren de olsa bazı kadınlarda gebeliğin son haftalarında sıvı birikimi görülür. Bu sıvı birikimi bir haftada aşırı kilo almaya ve ayaklarda ve yüzde ödem oluşmasına sebep olabilir. İşte bu nedenlerden dolayı doktorunuz her hafta sizi muayene ederek kilo artışınızı ve sağlığınızı kontrol etmelidir.
30 Mart 2008 Pazar
Hamilelere diş sağlığı uyarısı

Diş hekimi Nazan Bozkurt, hamile kalmak isteyen ve hamile olan bayanların ağız-diş sağlıklarına daha çok özen göstermeleri konusunda uyararak, "İlk 3 aylık dönemde bebeğin organ gelişimi olduğu için diştaşı temizliği istenmeyen sonuçlar doğurabilir" dedi.
Medicana Bahçelievler Diş Hastanesi'nden Diş Hekimi Nazan Bozkurt, hamile olan veya hamile kalmak isteyen bayanları ağız ve diş sağlığı konusunda bilgilendirdi. Bozkurt, hamilelik döneminde hormon seviyelerinin değişimine bağlı olarak diş ve dişetlerinde hassasiyetin arttırdığını belirterek, "Bu dönemde gereksiz tedavilerden kaçınmak için hamilelik öncesinde gerekli tetkik ve tedavilerin yapılması ve devamında kontrollere devam edilmesi önemlidir" dedi.
Hamileliğin özellikle ilk 3 ayında gerekmiyorsa, enfeksiyona neden olmamak için diştaşı temizliğinden bile kaçınmak gerektiğini söyleyen Bozkurt, bu dönemde oluşacak enfeksiyon sonucu ortaya çıkan bakteriyemi nedeniyle bebeğin organ gelişiminin olduğu özellikle ilk üç ayda istenmeyen sonuçlar oluşabileceğine dikkat çekti.
Bozkurt, hamileliğe bağlı olarak değişen hormon seviyeleri ,dişeti sorunlarını doğrudan ,diş çürüklerini ise endirekt olarak etkilediğini söyleyerek, hamileliğin erken safhalarında dişetlerinde şişlikler ve kızarıklıkların gözlenebileceğine dikkat çeken Bozkurt, "Bu şekildeki diş etleri oldukça hassastır ve kolayca kanar. Hamilelik gingivitisi , genellikle hamileliğin ikinci ayında başlar, sekizinci ayında en üst seviyeye çıkar, doğumdan sonra kendiliğinden iyileşir. Ancak düzenli ağız-diş bakımı
yapmayan kişilerde oluşan ve diş etinin tahrişine neden olan bakteri plağı ya da diştaşı gibi etkenler hamilelik gingivitisi tablosunu daha ciddi boyutlara taşıyabilmektedir. Hamilelikte her çocukta bir dişin kaybedileceği yönündeki hurafelere inanmamak gerekir, çok yanlıştır. Çünkü hamilelikte, çocuk annenin dişlerindeki kalsiyumu alamaz, böyle bir şey söz konusu değildir. Hamilelik esnasında annenin dişlerinden kalsiyum kaybı olduğuna dair herhangi bir bilimsel kanıt yoktur. Bu dönemde bebeğin ve annenin
kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için annenin günlük ortalama 1200-1500 mg kalsiyum alması gerekir. Anne adayının hamilelikte süt-süt ürünleri ve bol yeşil yapraklı kalsiyumdan zengin sebzelerle beslenmesi gerekir. Eğer gıdalarla alınan kalsiyum yeterli değilse bebek için gerekli olan kalsiyum annenin kemiklerinden sağlanır" ifadelerini kullandı.
Medicana Bahçelieveler Diş Hastanesi'nden Diş Hekimi Nazan Bozkurt, hamilelik döneminde dikkat edilmesi gereken hususları da şöyle sıraladı:
"Hamileliğin ilk üç ayında bebeğin organ gelişimi evresi olan ilk üç ayda mümkün olduğunca dental tedavilerden kaçınılmalıdır.Eğer mutlaka tedavi gerekiyorsa anne adayının jinekoloğu ile görüşüp düşük riskinin varolup olmadığı öğrenilip tedavi ona göre şekillendirilir. Mümkünse tedavi ikinci üç ayda gerçekleştirilir. Hamilelik esnasında günlük ağız-diş bakımı asla kesintiye uğramamalıdır. Hamilelik esnasında oluşan hormon artışı ağız mukozasını dış etkenlere karşı özellikle bakteri plaklarına karşı
daha hassas yapar. Günde iki kez diş fırçası ve diş ipi kullanılarak etkili diş bakımı yapılarak plak birikimine engel olunmalıdır. Ağız gargaraları yada ılık tuzlu su ile gargara yapılarak dişetlerinin rahatlaması sağlanır ve hassasiyeti azaltılır. Hamilelik döneminde kusma oluyorsa hemen ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Hemen diş fırçalama yapılmamalıdır. Çünkü kusma sonucu oluşan mide asidi, fırçalama etkisi ile beraber dişlerde aşınmalar oluşturabilir. Ancak kusmadan bir saat sonra dişler fırçalanmalıdır. Hamilelik esnasında mümkün olduğunca ilaç kullanılmamalıdır. Kullanılması gerekiyorsa anne adayının jinekoloğu ile görüşülüp gerekli ilaç verilmelidir. Dental tedavilerde kullanılan lokal anesteziklerin üretici firmanın önerileri doğrultusunda kullanıldığı taktirde herhangi bir sakıncası yoktur. Hamilelik esnasında tetrasiklin grubu ilaçların alımına bağlı olarak bebeğin dişlerinde giderilemeyecek renkleşmeler oluşur. Kesinlikle bu tür ilaçların alımından kaçınılmalıdır. Ağrı kesici kullanmada dikkatli olunmalıdır. Doktorunuzun vereceği ilaç dışında herhangi bir şey kullanılmamalıdır. Diş hekimliğinde kullanılan röntgen makinelerinde her ne kadar radyasyon oranı düşük olsa da röntgen çekiminden kaçınılmalıdır. Zorunluluk yoksa bu işlem doğum sonrasına ertelenmelidir. Eğer çekilmesi gerekiyorsa anneye özel koruyucu önlük giydirilmeli, hızlı film ve düşük doz uygulaması yapılmalıdır."
Hamilelik döneminde dişlerin neden çürüdüğüne açıklık getiren Bozkurt, "Hamilelik döneminde vücuttaki dengenin bozulması dişlerin çabuk çürümesine uygun bir ortam oluşturur. Bu dönemde tatlıya, abur-cubura olan düşkünlük artar. Bu gıdalar alındıktan sonra fırçalama yapılmazsa ağızda bakterilerin üremesi için uygun ortam hazırlanmış olur, dolayısıyla diş çürüklerinde de artma olur" dedi.
Gebelik döneminde diş tedavileri için ideal dönemin hangisi olduğu konusunda bilgi veren Bozkurt, "Trimestyr olarak adlandırılan 3-6 aylar arası dönem gebelik sürecinde diş tedavileri için ideal dönem olarak kabul edilmektedir. İlk ve son trimestırlarda ise zorunlu olmadıkça dental tedavilerden kaçınılmalıdır. Eğer gerekliyse diş filmleri kurşun önlük kullanılarak çektirilebilir. Diş ve dişeti enfeksiyonlarına bağlı olarak kullanılacak ilaçlar muhakkak hekim gözetiminde tercih edilmelidir. Bu dönemde artan östrojen ve progesteron seviyelerine bağlı olarak tüm vücutta olduğu gibi ağız ve dişeti dokularında da değişiklikler meydana gelir ve dokuların mikroorganizmalara karşı cevabı daha fazla olur. Özellikle dişeti kanaması olan hamile bireyler muhakkak bir periodontoloji uzmanına başvurmalıdırlar" ifadelerini kullandı.
31 Aralık 2007 Pazartesi
Tüp bebekte umutsuzluğa kapılmayın

Tüp bebek yöntemine başvuran ancak başarılı sonuç alamayan çiftler, hayal kırıklığına uğrayıp umutsuzluğa kapılır. Ancak teknolojik gelişmeler ve yeni yöntemler sayesinde tüp bebek tedavisinde başarıyı artırmak mümkün olabilir.
Daha önce başarısızlıkla sonuçlanan tüp bebek uygulamalarında çift tekrar tedaviye alınırken detaylı olarak incelenir ve hangi nedenlerle gebe kalamadığı araştırılır. “Tüp bebek yöntemi ile bir kez gebe kalamamış olan çiftlerde çok endişelenmiyoruz. Ancak iki kez veya daha çok tüp bebek uygulamasında iyi embriyolar verilmesine rağmen gebelik elde edilemiyorsa çok çeşitli testler yapıyoruz” diyen Memorial Hastanesi Tüp Bebek (IVF), Androloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Kahraman, tüp bebek uygulamaları hakkında merak edilenlen noktalara açıklık getirdi.
ÖNCE BAŞARISIZLIĞIN NEDENİ TESPİT EDİLMELİ
Daha önce başarısız tüp bebek tedavisi geçirmiş çiftlerde, başarı şansını arttırmak için öncelikle kadına ait nedenleri araştırıyoruz. Kadınlarda rahim içi yapışıklıklar, rahim içinde miyom veya polip gibi embriyonun tutunmasını engelleyebilen anormallikler var mı? Bunları ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu amaçla ultrasonografi eşliğinde rahim içine sıvı vererek rahim boşluğunun normal olup olmadığını kontrol ediyoruz. Bu basit ve hasta için ağrısız bir yöntem. Rahim filmi (HSG) de bu tür bozuklukları görmek için başvurulan bir yöntemdir.
Ancak HSG yönteminin ağrılı olması ve enfeksiyon gibi riskleri nedeniyle Histeroskopik inceleme günümüzde daha çok tercih edilmektedir. Histeroskopi rahim içine yerleştirilen ufak bir kamera sistemi ile detaylı olarak inceleme şansı veren kolay bir yöntemdir. Aynı zamanda rahim içindeki bozuklukları düzeltme kolaylığı getirmektedir. Histeroskopi tüp bebekte başarısız olmuş vakalarda çok sık kullandığımız bir yöntemdir. Ancak tecrübeli cerrahlar tarafından yapılmalıdır.
TÜPLERDEKİ SIVI ŞANSI AZALTIR
Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer neden de kadının tüplerinde tıkanmaya bağlı olarak sıvı birikmesidir. Ultrasonografi ile tanımlanabilen ve hidrosalpenks adı verilen bu durumda rahim filmi çekilerek veya laparoskopi yapılarak hidrosalpenksin boyutlarını daha net olarak ortaya koymak ve tedavi etmek mümkündür. Tüplerde biriken sıvı rahim içine akarak embriyoların tutunmasını engellemekte veya gebelik oluştuğunda erken düşüklere yol açmaktadır. Bu durumda tüplerin laparoskopi ile çıkarılması veya rahimle birleştiği noktadan bağlanması başarı şansını belirgin olarak arttırmaktadır. Tüplerde sıvı toplanması kadında tüp bebek şansını azaltan en önemli ve en sık görülen nedenlerden birisidir.
Ayrıca hormonal bozukluklar da embriyo gelişimini ve rahimde tutunması engeller. Tiroid bezi hastalıkları, beyinde hipofizden salgılanan süt hormonu (prolaktin) artışı önemlidir. Kanda bakılan hormon seviyeleri ile bu bozukluklar tanımlanabilir. Polikistik over hastalığı ve yol açabildiği insülin hormonu artışı gebe kalmayı zorlaştırdığı gibi düşüklere de yol açabilmektedir. Bu amaçla insülin direncini azaltan şeker hastalığı ilaçları verilerek gebelik şansı arttırılabilir.
EMBRİYOLAR KÜLTÜR ORTAMINDA GELİŞTİRİLİYOR
Biz başarısız tüp bebek uygulamaları olan çiftlerde yukarıdaki tüm araştırmalar normal bulunduğunda rahim içinden doku örneği alıyor ve bu örneği laboratuar ortamında kültüre edip çoğaltarak embriyoları bu kültür ortamında geliştiriyoruz. Endometrial ko-kültür olarak adlandırılan bu teknik ile adetin 21. günü rahim içinden alınan ufak bir doku örneği laboratuar koşullarında üretilerek yapay bir rahim içi dokusu oluşturuluyor ve embriyolar bu doku içinde büyütülüyor. Embriyo gelişimi için gerekli olan büyüme faktörleri, proteinler ve besleyici maddeler yönünden zengin olan rahim içi doku kültürü bu sayede embriyo gelişimini destekliyor, ayrıca ortamda oluşan antioksidanlar embriyo için zararlı olabilecek artıkları uzaklaştırıyor. Bu teknik daha önce başarısız sonuçlanmış tüp bebek vakalarında yapay kültür ortamlarına bir alternatif olarak kullanılmaktadır.
KROMOZOM BOZUKLUĞU EMBRİYOYU ENGELLER
Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer sebep kromozom bozukluklarıdır. Sağlıklı görünen birçok embriyo kromozom bozukluğu nedeniyle rahim içinde tutunamamaktadır. Embriyolarda genetik tanı işlemini yaparak, hem en sağlıklı, hem de tutunma kabiliyeti en yüksek olan embriyoların seçilmesi sağlanmaktadır. Böyle bir seçim ile gebelik şansı arttırılıp, düşük riski azaltılmakta ve aynı zamanda çoğul gebelikler engellenmektedir. Tüp bebekteki nihai amaç tek, sağlıklı ve canlı doğumla sonlanacak bir gebelik elde etmektir. Preimplantasyon genetik tanı bu amaçla tekrarlayan başarısız tüp bebek vakalarında kullanılmaktadır.
Etiketler:
embriyo,
Hamilelik,
kromozom bozukluğu,
sağlık merkezi,
tüp bebek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
Sistit, genellikle bir enfeksiyon sonucunda idrar kesesi (mesane)nin iltihaplanmasıdır .Prof.Dr.İbrahim Saraçoğlu Sistit için en faydalı ot...
-
Badminton , açık havanın olumsuz etkilerini önlemek amacıyla genellikle kapalı alanlarda oynanır. Kort 13.40 m uzunluğundadır. Genişlik tekl...
-
Bazı kimseler beden yapıları açısından veya bazı psikolojik ve sosyal sebeplerle şehvet arzularının azalmasını isteyebilirler. Dinimiz...
-
Kına Kleopatra zamanından bu yana saç boyamakta başarıyla kullanılagelmiştir. Her ne kadar zamanımızda kimyasal boyalar moda olmuşsa da, bir...
-
SEZARYEN Eskiden sonuçları anne için tehlikelerle dolu olduğundan çok ender başvurulan sezaryen, günümüzde ameliyat ye uyuşturma teknikler...
-
2009 yazının en moda saçları nasıl olacak? 2009 yazında dağınık topuzları, örgülü saçları, uzun kakülleri, dalgaları ve bukleleri göreceğiz....
-
Rektal kanama genelde tuvalet kağında veya dışkıda parlak kırmızı renginde kan ile kendini belli eder. Büyük abdestinizdeki koyu kırmızı re...
-
uzunluk: minimum 90 maksimum 120 m genişlik : minimum 45 maksimum 90 m uluslarası maçlarda, uzunluk: minimum 45 maksimum 90 m genişlik : m...
-
Böbrek taşını harekete geçiren kimyasal güç avakado yaprağında bulunan "Methhychavicol" dur. Avakado yaprağını kaynatarak elde ede...
-
Teninize uygun parfüm olduğu gibi burcunuza görede parfümünüz olduğunu biliyormusunuz...İşte burcunuza uygun parfümler SU GRUBU (Yengeç,Bal...
Uyarı
Bu site yayınlanan sağlık ile ilgili bilgiler , ziyaretçilerini bilgilendirmek amacıyla yayınlanmaktadır.
Burada yayınlanan yazıların tamamı bilgilendirme amaçlı olup, hiçbir şekilde hekim muayenesi ve konsültasyonunun yerine konulmamalı, hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır.
Sağlığınızla ilgili acil durumlarda, bekleme süresi sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebileceği için, zaman geçirmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanızı öneririz.
Genel Kişisel Web
Genel Kişisel Web