16 Mayıs 2011 Pazartesi

Zencefil

Zencefil; genellikle ekvatoral iklim özelliklerine sahip olan ülkelerde yetişmekte olan sarımsı gri renklere sahip ve yuvarlak biçimli bir bitkidir. Toprağın yaklaşık olarak iki – üç karış altında yetişmekte ve yapı olarak düğüme benzeyen köklere sahip olmaktadır. Ülkemizde ise zencefilin ticaret amacı güdülmeyen yetiştiriciliği yapıldığı bilinmektedir. Türkiye’de kullanılacak özelliklere sahip olmayan bir bitkidir. Özellikle uzak doğu toplumları (çin, Hindistan, Bangladeş) üretimini yaparak pek çok konuda bitkisel olarak şifa aramaktadırlar.

Yapılan araştırmalarda Uzak Doğu topluluklarında ve özellikle Çin’de yirmi asırdır üretimini yapıldığı bilinmektedir. Hemen hemen toplumun her kesimi tarafından da aktif olarak kullanılmaktadır. Çin’de her türlü sindirim rahatsızlığında ( ishal, su kaybı, mide rahatsızlıkları, bağırsak hastalıkları) aktif olarak kullanılmaktadır. Hindistan’da ise aktif olarak bu bitki çocuk hastalıklarında ve enfeksiyon kaynaklı rahatsızlıklarda sıklıkla kullanılmaktadır. Ülkemizde her ne kadar çok fazla bilinip kullanılmasa da tüm Dünya’da sıklıkla tercih edilen ve aranılan bir baharat türüdür.
Bu kadar ünlü olmasının temel özelliği de bu bitkinin grip ve nezleye karşı aktif olarak mücadele etmesidir. Yapılan araştırmalarda zencefilin soğuk algınlıklarına karşı aktif olarak kullanıldığını ve etkili bir mücadele yöntemi olduğunu ortaya çıkarmıştır. Genel olarak değinmek gerekirse 5.000 yıla yakın bir süredir, dünya üzerinde bulunmaktadır. Ilıman iklimin yaygın olduğu tüm topraklardan Dünya’ya sunulmuş büyük bir nimettir.


Zencefilin Yapısal Özellikleri Ve Şekil Olarak İncelenmesi:


İlk bakışta genellikle birbiri içine yerleşmiş yuvarlak yumrular şeklinde görülen ve bu özelliği ile dikkat çeken bir kök yapısına sahiptir. Toprağın sertliğine göre değişkenlik gösterse bile genellikle toprağın 10 ile 30 cm alt kısımlarında bulunmaktadır. Bu kökün üzerinde ise birbiri içine kenetlenmiş gibi duran ve su üzerine damlayan dalgalar hissi veren halkalar şeklinde yayılım göstermektedir. Yapı olarak incelendiğinde ise bu bitkinin gövdesi birbiri içerisine yerleşmiş bir yapı olduğu dikkatleri çekmektedir. Yaprakları ise ilk zamanlarda küçük birer çubuk şeklinde olmasına rağmen ilerleyen zamanlarda gövdeden ayrılarak yaprak halini almaktadırlar. Zencefil çiçekli bir bitkidir. Genellikle yeşil renkte olan çiçekleri oldukça geniş bir renk aralığına da sahiptir.

Etken Maddelerini incelememiz gerekirse

Zencefil bitkisinin tüm Dünya’da aktif olarak kullanılmasının temel nedeni bünyesinde bulunduğu uçucu yağlardır. İçeriğinde bulunan fenol bileşikleri de popülerliğini artıran bir diğer özelliktir. Aynı zamanda içeriğinde bulundurduğu nişasta ve kalsiyum da önemli bir etkendir. B vitaminleri ve C vitaminin de bulunması sağlık açısından tercih edilmesine sebeptir.


Zencefil Bitkisi Neden Tercih Edilmelidir


• İçeriğinde bulunan yağ asitlerinden dolayı iştah açmaktadır.
• Antiseptik maddeler barındırdığından dolayı da kanı temizler
• Doğu Asya ülkelerinde de kullanıldığı gibi mide faaliyetlerini düzenler
• Özellikle hamile bayanlarda meydana gelen mide bulantılarını engellemektedir.
• Bağırsaklarda meydana gelen bazı maddelerin kolaylıkla dışarı atılmasını sağlar
• Solunumun yeniden yapılandırılmasını sağlar
www.saglikvesifa.com/zencefil-zencefilin-faydalari-zencefilin-kullanimi-zencefilin-zararlari-nelerdir.html

Makattan Kan gelmesi(Rektal Kanama)


Rektal kanama genelde tuvalet kağında veya dışkıda parlak kırmızı renginde kan ile kendini belli eder. Büyük abdestinizdeki koyu kırmızı rektal kanamanın en çok görüldüğü belirtidir. Rektal kanamasının en büyük nedeni basur memesi ismi verilen hemoroid. Makatta hemoroid ağrı ve damarların büyümesine neden olur. Hamileler ve büyük abdest yapan kişilerin zorlanarak yapmasının sebebi budur. Bu ağrı çok kısa sürede geçebilir, buna yönelik tedavi yöntemleride vardır. Yani ağrı yaşamadanda tedavi sayesinde ağrıları sonlandırabilirsiniz. Eğer ağrılar ve kanamalar çoksa hekime başvurmanız gerekmekte. Uzmanlar bu yönde ameliyatın çok düşük olduğunu söylüyor.

Enfeksiyonlu ishal: Bunun nedeni yiyecekler olabilir. Tarihi geçmiş ve bozuk yiyecekler sizi aniden ishal yapabilir ve mide bulantısı, baş ağrısı, karın ağrılarına yol açar. Yiyecekleri dikkatli bir şekilde tüketmekte yarar var.

Kolorektal kanser: 50 yaş üzeri kişilerde görülür. Bu yaş grubunda dışkı siyah ve koyu olur. Belirtileri:

İshal
Kabızlık
Büyük abdestde kanama
İnce dışkı
Katı dışkı
Karın ağrısı
Gaz
Kilo
Kramp

Tedavi

Uzmanlar tedavi olarak bolbol su içilmesini ve lifi yüksek yiyecekler yenmesini söylemktedir. Meyve ve sebzeleri bol bol tüketin. Egzersiz yapın.kaynak:saglikvesifa.com

Cilt Kanseri

Uyarıcı Belirtilen Düzensiz sınırları olan küçük bir lezyon (yara, bere) ve vücutta veya kol ve bacaklarda kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah lekeler; cildin herhangi bir yerinde rengi inci beyazından siyaha kadar değişen yumru veya lezyonlar; avuç içi, ayak tabanı, el ve ayak parmaklarının uç kısımlarında koyu renkli lezyonlar; güneşe maruz kalmış cilt üzerinde daha koyu renkli beneklerle birlikte geniş kah-verengimsi lekeler; cildin herhangi bir yerinde kırmızımsı mor lekeler; ayak parmakları veya bacakta mor-kahverengi veya koyu mavi no-düller; yüz, kulak veya boyunda inci gibi veya mumlu gibi yumru veya şişler-, göğüs veya sırtta düz, ten rengi veya kahverengi yara izine benzer lezyonlar; yüz, kulaklar, boyun, eller veya kollarda pullu veya kabukla kaplı yüzeyi olan düz lezyon veya kırmızı nodul; herhangi bir bende görülen değişiklik veya iyileşmeyen bir yara.

Cilt Kanseri Önlenebilirmi?

Cilt kanseri önlenebilir. Kanseri önlemek için çok erken teşhis gerekiyor. Cilt kanserinde en büyük belirtli burundaki kızarıklık, vücutta kızarmalardır. Hastalığı geçiren kişi bu kızarmaları önemser ve bir hekime başvurursa, kanseri önlemek mümkün. Yapılan araştırmalar sonucu cilt kanseri riski 40 yaş sonrası için. Yani 40 yaşından itibaren vücutta çıkacak herhangi bir izi önemsemelisiniz.

Cilt Kanseri Belirtileri

Burunda kızarma
Kaşıntı
İğne batması

Günümüz de cilt kanserini tedavi etmek basit bir operasyon ile mümkün. Ancak erken tedavi çok önemli ve geç kalınmış kanserlerde ölüm riski bile vardır. Kanserin belirtilerini önemseyerek 40 yaşından sonra bunları yaşayan kimselerin başvuracağı dal: Plastik Cerrahtır. Bu belirtilerde uzun süre yani birkaç hafta süren kaşıntı, burun kızarması kanser olmanız yönünde belirtilerdir.

22 Nisan 2011 Cuma

Elmanın faydaları

Elma ülkemizde eylül ve ekim ayında başlamaktadır. Yani elmanın dalından kopma mevsimi (hasat) en iyi olarak adlandırılır. Elmadan en iyi ekim ayında yararlanılır. Bir elmadaki 100 gram 54 gram kaloriye tekabül etmektedir. Bu enerji ise yağdan değil meyvenin şekerindendir.

Elmanın faydaları

Organizmanın savunma sistemini güçlendirir.

Sinir ve kas sistemini için gereklidir.

Oligo ve element yönünden çok zengindir.

Sporda elma:

Spor öncesi yendiğinde (1 elma) yüksek oranda enerji verir.
Spora başladığınız zaman yerseniz organizmanıza çeşitli mineral ve vitamin yüklersiniz.
Spor sonrası ise %85 oranında su içeriğinizi tamamlar ve toksinleri vucuttan atar.

100 gram. elmada
Glucid % 12,6
Protid % 0,3
Su % 84,3
Lif % 2,5
Lipid % 0,3

Elmanın içindeki vitaminler:
B1, B2, PP, B5, B9, Provitamin A (karoten) dir.

Elmada C vitamini:

Elmanın sağladığı en önemli vitamin c vitaminidir. En fazla kabuğunda bulunur. Bu yüzden kabukları ile yenmesi önerilir.

Detaylı bilgiye elmanın faydaları linkinden ulaşabilirsiniz

18 Nisan 2011 Pazartesi

İdeal kilonuzu yaka­lamak ve onu korumak


İnsan vücudunun %70′i sudur. Vücudunuzda kabaca 38-50 litre su bulunur. Kaslarınızın ve kalbinizin %75′i, beyninizin ve böbreklerinizin %83′ü, akciğerlerinizin %86′sı ve gözlerinizin %95′i sudan oluşur. Hatta kemiklerinizin %22′si bile aslında sudur. O nedenle, bir anlamda siz, içtiğiniz şeysiniz. Eğer yete­rince su içmezseniz -Amerikalıların çoğu içmez- veya yanlış içecekler içerseniz, vücudunuzu ve sağlığınızı riske atarsınız. Kilonuz bu risklerin görülebilir bir işaretidir. Bu nedenle sade­ce sağlıklı olmak için değil aynı zamanda ideal kilonuzu yaka­lamak ve onu korumak için de en önemli olan şeyin kaliteli su içmek olduğuna son derece inanıyorum.

Zayıflamanın 5 özel formülü


Ülkemizdeki obezite salgınının çok büyük oranlara ulaşmasıyla birlikte, kilo vermek ve kilo korumak için bu 5 kolay ve temel kuralı uygulamaya başlamanın zamanı geldi.

Ülkemizdeki obezite salgınının çok büyük oranlara ulaşmasıyla birlikte, kilo vermek ve kilo korumak için bu 5 kolay ve temel kuralı uygulamaya başlamanın zamanı geldi. Dr. Oz Show’da tüm detayları anlatan Dr. Öz‘ün işte 5 altın kuralı;

1. Streç pantolon giymeyin; Giyiminiz kilo almak için bir erken uyarı sistemidir. Streç kıyafetler giyerek bilmeden kilo almanızı kolaylaştırırsınız.

2. Kötü kıyafetlerinizi dolabınızda tutmayın; Sağlıksız kilodayken giydiğiniz kıyafetleri dolabınızda tuttuğunuzda bu size kilo verememe durumunuzda kafanızda yedek bir plan oluşturur.

3. Dört ayaklı hayvanların etini haftada bir kereden fazla yemeyin; Dört ayaklı hayvanların eti, tavuk gibi iki ayaklı veya balık gibi ayaksız hayvanlara göre daha fazla doymuş yağ içerir.

4. Atıştırmalıklardan vazgeçin; Buzdolabını açmadan önce öğününüzü belirleyin, ihtiyacınız olan kadarını alın ve kapatın.

5. Akşam 19:30′dan sonra yemeyin; Gece geç saatlerde yemek yediğiniz zaman ne ölçüde yediğinizin farkına varamazsınız. Özellikle televizyonun karşısında yemek yeme olasılığınız yüksektir

Doğru zayıflamak için uzman tavsiyeleri


Kilo verme, zayıflamak için verilen çaba çoğu zaman bir kabusa dönüşe bilir. İşte doğru kilo vermek , doğru zayıklamak için uzman tavsiyeleri

Bitip tükenmek bilmez bir çabadır zayıflamak. Gün biter, hafta biter, hatta yıl biter de kadınların kilo verme çabası bitmez. Bu kadar çabanın üstüne bir-iki kilo verince değmeyin hanımların keyfine!
Nasıl olsa vücuttaki fazlalıklar gitti.” diye bir rahatlama ki sormayın; verilen kilolar olduğu gibi vücuda geri dönüyor. Haliyle dondurmadan, tatlıdan, pilavdan uzak zalim günler yeniden kapıda! Bu sefer yorucu ve nefsi bezdiren diyetlere başlanıyor. Haftalar aylar geçiyor bir sonuca varılamıyor; onca çabaya rağmen yağlar halen vücudu sarıp sarmalıyor. Kadınlar için kâbuslar kaçınılmaz; depresyon ise sonu gelmez bir yol oluyor.
Hal böyle olunca diyet yapmak eşittir ‘kilo alma sendromu’na dönüşüyor. Peki, zayıflamayı kilo alma sendromundan çıkarmak için ne yapmalıyız? Sema Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Hayrettin Mutlu’ya göre yapılması gereken ilk şey, sendrom oluşturacak ve kilo vermenizi önleyecek sebepleri ortadan kaldırmak. Mutlu, kış aylarında vücut yağlanmasının arttığını, yaz aylarında ise vücut yağ dokusunun azaldığını, bu yüzden diyet yapıp strese girmek yerine sağlıklı beslenmenin yollarıyla uğraşmak gerektiğini söylüyor. Mutsuz olmadan zayıflamak için toplumun olumsuz söylemlerini bir kenara bırakarak yağlarla savaşmayı öneriyor.

Mutlu, “İnsanları ‘kilo alma sendromuna’ yaz aylarında uygulanan şok diyetler itiyor. Bu diyetler zayıflatıyor fakat en ufak bir rahatlamada kiloları geri getiriyor. Tabii bu da diyet yapmayı sürekli kılıyor. Sendroma girmeden zayıflamanın tek çaresi var: Hızlı kilo verme hayallerini bir kenara bırakmak. Şunu unutmayın yavaş zayıflamaya çalışırsanız, verdiğiniz kiloları hemen geri almazsınız. Haliyle, ‘kilo alma sendromu’ gibi bir ruh haliyle mücadele etmemiş olursunuz.” diyor.
Mutlu’ya göre sendromu tetikleyen etkenlerden bir diğeri de sevdiğimiz lezzetleri hayatımızdan tamamıyla çıkarmaya çalışmak. İnsan sevdiği bir tatlıyı yiyemezse kilo vermesi zorlaşır, hatta strese girer. Burada önemli olan hiç yememek değil, az yemektir. Bir kilo baklava yemek yerine bir dilim baklava tatmayı tercih etmektir mesela.
Kilo alma sendromuna yakalanmamak için ne yapılmalı?
Hayrettin Mutlu (Sema Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı): Sürekli diyet yapıyor, kilo veremiyor ya da verdiğiniz kiloları geri alıyorsanız yapacağınız en önemli şey, beslenme düzeninizi biraz basitleştirmek. Bedeninizi rahat bırakın. Katı ve kısa süreli diyetler yerine uzman takibiyle ayda bir kilo vermeyi hedefleyin. Zayıflamayı amaç edinmek yerine zayıf kalmayı benimseyin. Sonra ‘zayıflayayım da ne şekilde olursa olsun zayıflayayım’ tavrıyla hiçbir şekilde diyet aramayın. Bu, sadece sorunu görmezden gelmektir. Siz kilolarınızı görmezden gelmek yerine, onlarla yüzleşin ki daha sağlıklı kilo vermek için kendinizi motive edebilesiniz. İradenizin güçlü olduğu noktasında telkinlerde bulunup bunu kendinize kanıtlayın. Piyasadaki haplardan uzak durun. Yemek yerken ağır olun, gerekirse çiğneme sürenizi uzatın, böylece çok yemiş hissine ulaşacaksınız. Hızlı ve büyük hedefler koyup kendinizi üzmeyin, küçük hedeflerle vereceğiniz kiloların mutluluğuna ulaşın.

Kadriye Şentürk Pehlivan (Sema Hastanesi Psikiyatri Uzmanı): Şişmanlık tedavisinde, fazla yemenin psikolojik sebepleri araştırılıp tedavi edilmezse zayıflatmak kolay olmuyor. Üstelik hasta kilo verse bile bu kilolar çok rahat geri alınabiliyor. Haliyle tekrarlayan kısır döngü kişileri daha çok mutsuz ediyor. Bu bakımdan, kilo vermeyi sendroma dönüştürmemek için hastayı diyet öncesi psikolojik olarak tedavi etmek gerekiyor. Kısacası sağlıklı kilo vermenin yolu psikolojik bir tedavi ile sağlanıyor. Çünkü psikolojik destek, kişinin kontrollü bir şekilde kilo verme sürecinde önemli bir rol oynuyor.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Gebe Kadının Ağız ve Diş Koruması


GEBE KADININ AĞIZ VE DİŞ KORUMASI

Ağız ve diş korumasının amacı, kişinin yaşamı boyunca, ağız içi yapılarının sürekliliğini korumak ve daha iyiye götürmektir. Herkes, doğumdan başlayarak dişlerin korunması yönünde rol oynayan belli sayıda kesin kurala uymak zorundadır.

Dölyatağı içi yaşamın daha 27. gününde, diş organını oluşturacak yapıların hazırlandığı bilinmelidir. Böylece, olanakları oranında dinlenmesi ve her türlü hastalıktan kaçınması gereken gebe kadın için, genel sağlık korumasının ne derece önemli olduğu anlaşılmaktadır. Aşırı ölçüde olmamak koşuluyla, yalın ve çeşitli beslenmesi, kalsiyum bakımından zengin, şeker bakımından yoksun olmalıdır.

hamilelikte-dis-sagligi

BESLENME

Yeni doğmuş çocukta

Ana sütü, yeni doğmuş çocuğa en uygun besindir ve içindeki vitaminler yeterlidir. Demek ki beslenmeye her zaman ana sütüyle başlamak gerekir. Öte yandan, ana sütü emme, normal yüz-çene gelişmesini de sağlar; çünkü meme başı, kauçuk emziklerden daha serttir ve daha çok kas etkinliği gerektirir.

Çocukta

Süt, beslenmenin büyük bölümünü oluşturmalıdır. Geri kalanı, kalsiyum içeren yapraklı sebzeler, C vitamini veren meyveler ve taze sebzelerle sağlanır. Ayrıca hayvansal yağlar ve patates bol yenmelidir. Tahıllardan, D vitamini bakımından yoksul oldukları için, elden geldiğince kaçınılmalıdır.

Organizma aynı zamanda, çürüklere karşı çok önemli etkisi olan flüor gibi maddelere de gereksinir. Bu yüzden, çocuklara flüor hapları verilmesi öğütlenebilir. Son zamanlarda, içme sularının flü-orlanması konusunda uzun tartışmalar yapılmış ve Kuzey Avrupa ülkelerinde bu yöntem denenerek, çürük oranında çok belirgin bir düşüş gözlenmiştir. Çocuklarda çürük oluşmaması isteniyorsa, yemekler dışında fazla miktarda tatlı, şeker yemeleri önlenmelidir. Gerçekten dişleri bozuk çocukların hemen tümünde, çürüklerin sorumlusu tatlı maddelerdir. Aynı zamanda, çok sıcak ya da çok soğuk içeceklerden de kaçınmalıdır.

Erişkinde

Nicelik ve nitelik bakımından dengelenmiş bir besin rejimi gereklidir. Tatlılara gelince, çocuklardaki aynı önlemler alınmalıdır. Öte yandan, sert besinler öğütlenir; çünkü bunların çiğnenmesi bir kas gücü harcama gerektirir.

FIRÇALAMA

Her zaman ıslak bir fırçayla dişlerin bütün yüzleri ve dişler arasındaki aralıklar iyice fırçalanmalıdır. Dişler, kök boynu bölümünden serbest kenara doğru dikey olarak fırçalanır. İyi bir fırçalama 2-3 dakika sürmelidir. Her yemekten sonra, yani günde en aşağı 2 kez tekrarlanmalıdır. En önemlisi akşam fırçalamasıdır.

Dişlerin yüzleri üstünde diş taşları birikmesini önlemek için, ardarda, bir fırça, ipek ip ve diş çubuğu kullanılabilir. Öte yandan, hap ya da sıvı halinde hazırlanmış, diş taşını açığa çıkaran bir maddeden yararlanılabilir. Bunun için ağıza sözkonusu sıvıdan 2 damla konur ve dil dişler üstünden geçirilir. Daha sonra ağız çalkalanır ve bir ayna önünde dişler incelenir. Böylece diş taşının boyanmış olduğu görülür. Bu testin amacı, fırçalamanın etkililiği konusunda karar vermektir.

Diş fırçası

Günümüzde, biçimleri, boyları, sertlikleri, büyüklükleri, nitelikleri değişen her tür fırça bulunmaktadır. Fırçalamanın amacı, dişlerin dış, dil ve örtücü (yatay) yüzlerindeki ve dişeti oluğundaki taşları ortadan kaldırmaktır. Böylece, bir fırçalamayı elden geldiğince etkili kılan bazı ölçütler bulunabilir.

Her yere, özellikle azı dişlerinin dış yüzeylerine erişebilmesi için, fırçanın başı küçük olmalıdır.

Fırça naylon olmalıdır, çünkü uzun süre sağlam, sert kalması gerekir.

Hayvan kılından yapılan fırçaların çukurlaşma sakıncası vardır; bundan dolayı kısa sürede bakteri yuvası haline gelir.

Fırça, yumuşak olmalı ve dişeti oluğuna girebilmesi için kılları uzun olmalıdır. Kıllar bükülmeye başlayınca, fırça atılmalıdır (ortalama ömrü 2-3 aydır).

Diş macunu

Diş macunlarının yanısıra, toz ya da sıvı biçiminde temizleyiciler de vardır. Biçimi ne olursa olsun, içinde aşındırıcı madde bulunmamalıdır. O halde, ambalajı üstünde bileşimi yazılı olanlar yeğ tutulmalıdır. Öte yandan, bazı macunlar, dişler üstündeki yararlı etkisi bilinen flüor içerirler; özellikle çocuklarda bunların kullanılması yararlıdır.

İpek iplik

Diş aralarının kök sapma yakın bölümlerindeki diş plaklarını ortadan kaldırmakta yararlanılır. Bunun için, yaklaşık 50 sm uzunluğunda bir iplik alınır ve uçları 2 elin orta parmaklarına sarılır. Gerilen iplik, dişler arasına geçirilir. Parmaklar arasındaki aralık 2 sm’yi geçmemelidir. İplik yavaşça dişeti oluğuna sokulur ve her zaman diş çeperine güçlüce sürtülebilecek biçimde örtücü yüze doğru getirilir.

Diş çubuğu

Dişeti oluğundaki taşlan ya da dişler arasındaki mukoza uzantılarının büzüldüğü durumlarda dişlerarası aralıklardaki taşları ortadan kaldırmada kullanılır. Aynı zamanda, dişlerde köprüler ya da derin diş destek dokusu cepleri varsa kullanılması yararlıdır.

DENETİMLER

Dişlerde hiçbir belirti olmasa bile, yılda 2 kez, denetim için dişçiye gitmek alışkanlığı edinilmelidir. Çünkü, başlangıç halindeki bir çürüğü ortaya çıkarabilmenin tek yolu budur. Ağrı ortaya çıktığında, çok geç olmuştur. Bir çürük ne kadar erken ortaya çıkarılıp tedavi edilirse, o kadar az doku hastalanır ve dişleri yitirme olasılığı da o kadar azalır.

FLÜOR

XIX. yüzyıl sonunda ortaya çıkan çeşitli görüşler, 1942 yılında, diş çürükleriyle flüor arasındaki ilişki üstüne yapılan bir araştırmadan sonra, şu sonuca varmayı sağladı: İçme suyunda yaklaşık binde 1 oranında flüor bulunduğundan, diş çürüklerine raslanma sıklığında çok önemli bir düşüş gözlenmektedir.

Önerilen dozlarda, flüor zehirleyici değildir. Buna karşılık, bu maddenin fazlası (önerilen binde 1 oranın 1000 katı) aşağıdaki bozuklara neden olabilir:
— kemik dokusunda ve eklemlerde değişiklikler;

— ciddi süreğen flüor zehirlenmeleri (flüorozlar);

— diş bozunları (düzensiz sınırlı, sarı, mine lekeleri) .

Bununla birlikte, binde l’lik dozda flüor kesinlikle zararsızdır. Bu, suyu doğal olarak flüor bulunduran bölgelerdeki hastalık ve ölüm oranları karşılaştırılarak kanıtlanmıştır. Kalp hastalıkları, alerjiler, bellek bozuklukları, karaciğer, deri, kemikler, eklemler, ve benzerleri gibi üstünde hiçbir etkisi yoktur.

Üstelik, şu hastalıklarda yararlı olduğu kanıtlanmıştır:

— kemik dokusunun kireç yitimi;

— çok sayıda kemik iliği uru bulunması;

— Paget hastalığı.

FLÜORUN ETKİSİ

Flüor, dişi örten mine tabakasının eriyebilirliğini azaltmaktadır. Böylece:

— asitlere direncini artırır;

— bakteri öldürücü bir işlevi vardır-,

— diş minesi düzeyinde yoğunlukları yüksek olan kalsiyum fosfatların billurlaşmasını kolaylaştırır.

FLÜOR VERİLMESİ

Şu dönemlerde verilmesi çok yararlıdır: — dişin taç parçasının oluşması ve mirreralleşmesi döneminde (doğumdan 3-4 yıl sonra);

— dişlerin çıkımından önceki dönemde (sonraki 3-4 yıl);

— dişler çıktıktan sonraki dönemde; bu dönem de bazı düzeylerde (dişlerarası bölgede) yetersiz kalır.
Resim EkleResim EkleDemek ki çocuklara flüor verilmesi yararlı olur.

Flüorun yerel uygulamayla diş minesi içine yayılmasının en iyi olduğu dönemin, diş minesinin tam olgunlaşmadığı dönemde, yani 30 yaştan önce olduğu unutulmamalıdır.

Flüor şu biçimlerde verilebilir:

— doğal flüorlu su;

— yapay flüorlanmış su (bu yöntemde suların flüorlanması zorunlu ölçümler gerektirir);

— flüorlanmış tuz (İsviçre’de);

— flüorlanmış un (Danimarka ve Hollanda’da);

— flüorlu ilaçlar (komprime ve tabletler, ağız gargaraları, diş macunu).

SONUÇ

Flüor verilmesi, ağız-diş bakımının düzeltilmesi ve besin rejiminin yeniden düzenlenmesiyle (daha âz şeker ve tatlı alınmasına dayanır) birlikte yürütülürse, daha iyi sonuç verir.

Kişisel düzlemde, flüorlu bir diş macunu, bütün önlemlerin başında gelir.

Bebeğin İlk Dişlerin Çıkması


DİŞ ÇIKARMA

Anne, bebeğinin ilk dişini çıkarmasını sabırsızlıkla bekler. Gecikme olursa kaygıya kapılır.

Çocuğun büyümesiyle ilgili cetvellerde olduğu gibi, burada da ortalama değerler sözkonusu edilemez.

İlk dişlerinin 13 aylıkken çıkmasına karşın gecikmeyi hızla kapatan çocuklar görülmüştür.

İlk dişlenmede 20 diş vardır; toplam 48 kesici, 8 ön azı ve 4 köpekdişi çıkar:

— 6-12 ay arasında: 2 alt orta kesici, 2 üst orta kesici, 2 alt yan kesici, 2 üst yan kesici;

— 12-16 ay arasında: 2 alt ön azı, 2 üst ön azı;

— 18-20 ay arasında: 2 alt köpekdişi, 2 üst köpekdişi;

— 24-30 ay arasında: 2 alt ön azı, 2 üst ön azı.

Dişlerin patlamasına paralel olarak gelişen pek çok rahatsızlığı, anneler bu nedene bağlar. Çocuğun ağlaması, huzursuz olması gibi bazı belirtiler gerçekten dişlerin çıkışma bağlı olmakla birlikte, bu konuda pek umursamazlık göstermemek gerekir. Bebek canı yanıyormuş izlenimi veriyorsa, rahatlatıcı bir fitil vermekle yetinilebilir; ama, yüksek ateş, çok anormal sindirim bozuklukları ya da önemli bir burun-boğaz iltihabında, hekime başvurmak yeğ tutulmalıdır.
bebegin ilk disleri


Çocukların, yürüme denemeleri sırasında yüzüstü düşerek bir dişlerini kırdıkları olur. Dişin kalan parçası çok dayanıksızdır, gözetilmesi gerekir.

Kırık, dişeti düzeyindeyse, önce gazlı bez ya da pamukla bastırılarak kanama durdurulur ve çocuk dişçiye götürülür. Genellikle, ikinci dişlenmeyi beklemek tek çare olacaktır.

Kırık diş yerinden oynamışsa, dişçinin bunu çıkarması gerekebilir. Bağlantı sağlamsa, oynamanın bir süre sonra durması ve dişin yeniden hareketsizleşmesi beklenebilir.

Fizyolojik olsun ya da olmasın öğütlenmez; çünkü gereksizdir.

Üstelik, pis olduğu için burun-boğaz iltihaplarına yolaçar; anne de, mendili ya da önlüğü ile silerek yeniden çocuğun ağzına verir ya da kendisi yalayıp temizler (!). Bu davranışlar, çocuğa mikrop kaptırmak için birebirdir. Burun-boğaz iltihaplarının ve mikrop kökenli ishalin altında, bu davranışları aramak gerekir.

Üstelik, çocuk saatlerce emip duracağı için hava da yutar.

Gerçi emzik çocuğun uslu durmasını sağlayabilir. Ama, «emip durduğu sürece kimseyi rahatsız etmiyor!» diye düşünmek yanlıştır.

Ayrıca, emzik kötü bir alışkanlığa yolaçar; kolay kolay vazgeçilemez. 3 yaşma gelmiş çocuğun hâlâ ağzında emip durduğu bir şeyle dolaştığı görülür.

Bazıları, emecek bir şey bulamayan çocuğur başparmağını emeceğini, bunun dişleri çarpıltaca-ğını, zaten biberonların da dişleri çarpılttığını söylerler. Oysa, çocuk ellerini kullandığı için, başparmağını o kadar sık ememez; ayrıca, elleri sık sık yıkanmaktadır. Bir çocuğa ellerini yıkaması kesinlikle öğretilmelidir, ama, biberonunu yıkaması öğretilmez.

Ağız Biçim Bozuklukları – Çene Ortopedisi


Uğraş alanı, çenedeki konumları bozuk olan ve küçük çapta biçim bozuklukları gösteren dişleri düzeltmek ve düzgün konuma getirmektir. Uzmanlık gerektiren karmaşık bir sorundur. Düzeltici tedavinin amacı aşadakiler gibi belirlenebilir:

— kemik gelişmesini ve dişlerin çıkışını, çiğneme işlevine uygun bir kapanma sağlayacak biçimde yönlendirmek;

— belli bir ölçüde, dişlerin çürümesini önlemek;

— dişlerin güzelliğini sağlamak.

Güzellik konusunda, düzeltici aygıtları yerli yersiz kullanmamak gerektiğini belirtmeliyiz Çocuk bu aygıtlara ruhsal açıdan tepki gösterebilir; ayrıca özellikle okul çağında, yani çocuğun düzgün konuşma gereksiniminin en çok olduğu çağda, bu aygıtlar konuşma güçlükleri de yaratabilir.

Tedavi için en uygun dönem, 5-10 yaş arasıdır; çünkü dişleri çıkmakta oldukları sırada yönlendirmek, çıktıktan sonra doğrultmaya çalışmaktan daha kolay olur. Aynı zamanda, zararlı alışkanlıklar (başparmağı, dili ya da dudakları emmeyi 7-8 yaşma kadar sürdürmek) bıraktırılmalıdır.

cene Ortopedisi

Tedavi için önerilen yöntemler çeşitli olduğundan, aralarında bir seçim yapmak güçtür. Tedavi, düzeltme aygıtını yerleştirmekle bitmez.

Gerçekten, kemik büyümesi dişlerin gelişmesinden bağımsızdır; kafatasının büyümesi bir yerde durursa, sonradan bu gecikmeyi kapatamaz. Öte yandan “çocuk, sözgelimi dişlerinin iriliğini babasından, çenesinin ufaklığını annesinden alabilir.

Bu nedenlerle, önlem olarak önce süt dişlerini daha sonra da ilk azı dişleri bir plan uyarınca çekmek ve kaslara yeniden eğitim uygulamak, ağızda rahatsızlık yaratan bir aygıt yerleştirmekten daha iyi olabilir.

Sonuçlarsak, bu sorunları ancak yetenekli uzmanlar çözebileceğinden, çene oıtopedisi uzmanlarına başvurmak gerekir.

Ağız Hastalıkları – Oluşum Bozuklukları


Tavşandudağı: Üst dudağın birleşme bozukluğu sonucu, bir ya da iki yanlı yarık olmasıdır. Diş anormallikleriyle, burun kıkırdağı anormallikleriyle ve kurtağzıyla (damağın yarık olması) birlikte bulunabilir.

Sıkça raslanan ve 3 öğeyi ağrı ayrı ilgilendiren (dudaklar, burun delikleri ve dişetleri) bir oluşum bozukluğudur. Kalıtımın rolü büyüktür. Ailelerinde tavşan dudağı bulunan bir kadın ile erkeğin birbirleriylede evlenmemeleri önerilebilir.

Tavşandudağı çeşitli görünümlerde olabilir:

Ağız Hastalıkları - Oluşum Bozuklukları

— tek yanlı;

— çift yanlı;

— yalın (yalnızca yumuşak dokuları ilgilendirir);

— tam (dudak, üstçene ve damak kubbesini ilgilendirir, yani kurtağzıyla birliktedir).

En sık raslanan biçimler, tam ve çift yanlı olanlardır. Tavşandudağı ve kurtağzı durumlarında, beslenme tekniğine dikkat edilmezse, besinlerin akciğerlere kaçması ve orta kulak iltihaplanmalarıyla yaşam tehlikeye girer. Çocuk çok dikkatli ve dik tutularak beslenmelidir.

Tedavi cerrahidir; daha sonra da küçük düzeltme girişimleri gerekeceğinden, cerrahın çok usta olması gerekir. Tavşan dudağının tam biçimlerinde cerrahi tedaviye karşın, burun iyice biçimsiz kalır; çoğunlukla dişler de, yerleşim, konum ve sayı bakımından anormallikler gösterir. Kemik büyümesinde bozukluklar da görülebilir.

Pierre Robin Sendromu: Altçene geriye kaçıktır, ayrıca her iki çene (alt ve üst) gelişmemiştir. Bu durumdaki süt çocuğu yutma zorluğu çeker; ayrıca, dilin geriye düşmesi sonucu havasız kalmaya kadar varabilen solunum güçlüğü vardır. Sendrom çoğunlukla damakta bir yarıkla (kurtağzı) birliktedir.

Az raslanan, ama çok ciddi olan Pierre Robin çocukluk çağında sık sık hastaneye kaldırılmayı gerektirebilir.

Ağız İltihapları


Birincil uçuk: Süt çocuklarında çok yaygın bir virüs olan uçuk virüsüyle (Herpes virüs) ilk temasa birincil uçuk denir; çoğunlukla farkına varılmaz; bazen de ateş ve ağızda kabarcıklar yapan bir hastalık biçiminde belirir; özellikle yeni doğmuş bebeklerde sık görülür. Yanakların içi, dişetleri ve dil, saydam ve ufak keseciklerle kaplanır. Dişetlerinde şişme, kanama ve ağrı olduğundan beslenme de zorlaşır.
Ağız İltihapları


Tek ihtilat, çocuğun hastalığı kendi kendine gözlerine bulaştırması olduğundan, alınabilecek tek önlem de ellerini bağlamaktır.

Pamukçuk: Bu hastalığa, Candida albicans adı verilen mantar türünün gelişmesi yolaçar. Salya salgısı az olduğundan ve süt kalıntılarının mayalanması sonucu ağız ortamı asitleştiğinden, süt bebeklerinde sık görülür.

Kreşlerde bir salgın hastalık sonucu antibiyotik tedavisine başvurulduğunda sık sık ortaya çıkar. Normalde biraz kırmızı renkli olan mukozada, küçük beyaz noktacıklar belirir, giderek büyür, düzensiz, kabarık, deriye tutunan, kaymaksı pullar haline gelir, daha sonra da sararır, kurur ve düşerler. Ateş yoktur, ama beslenme güç olarak ağrılıdır.

Tedavide hastalıklı bölgeye karbonatlı su, hattâ mantar ilacı sürülür; nistatin verilir.

Öteki ağız iltihapları: Dişlerin çıkışı enfeksiyonları kolaylaştırır. Temizlik kurallarına uymamak ve diş çürükleri de enfeksiyona uygun ortam hazırlar. Yukarda sayılanların dışında da çeşitli ağız iltihapları vardır-.

— kızartılı, hattâ kanamalı iltihaplar;

— impetigonun (çakmak hastalığının) ağız yerleşiminin devamı olan iltihaplar;

— yaralaşmalı iltihaplar.

Bunlar arasında aftları da saymak gerekir. Aftlar, nedenleri henüz iyi bilinemeyen, sarımsı renkli, yüzeysel yaralardır, çevrelerinde acı veren, kırmızı renkli bir kan toplanma bölgesi oluşur.

Diş




Ağız içinde çene kenarlarına dikine dizili olup ısırıp koparmaya ve çiğnemeye yarayan sert ve beyazımtrak organlardan herbirine diş denir.


Dişler hem beslenme hem de konuşma organlarıdır. Normal sayıları 32 olup, 16 tanesi üst çenede 16 tanesi de alt çenededir.

Çenelerdeki dişler 8 sağda, 8 solda simetrik olarak dizilmişlerdir.

Ortadan başlamak üzere ilk ikisi kesici, bir sivri köpek dişi, iki küçükve üç büyük azı şeklinde dizilirler.

İnsan dişlerinin yapısı üç bölüme ayrılır, taç, boyun ve kök olarak.

Taç dıştan sert ve parlak bir madde olan mine ile kaplıdır.

Mine başta kalsium fosfat olmak üzere kalsium karbonat, magnezyum fosfat ve kalsium fluorürden oluşmaktadır. Hatta çocuk kendisi tadır. Altında diş kemiği vardır.

Diş kemiğinin altında kan damarları ve sinirden oluşan dişin özü vardır.

Anne Karnında Dişler




Hamilelik sırasında, çocuk dişleri için gereken maddeleri annesinden alır.

Anne yeterli besin alırsa çocuğun süt dişleri de iyi gelişir.

Eğer anne hamilelikte iyi beslenmemiş, kalsiyum, protein vitamin gibi maddeleri yeterince almamış ise çocuğun dişleri iyi gelişemez.

Hatta için kalsiyumu anneden alacağı için annede diş çürümeleride görülür.

Bu çürümenin nedeni annenin dişlerindeki kalsiyumun çocuğa geçmesidir.

Anne iyi beslenmiş olsa, kalsiyum, çocuğa alınan besinlerden geçer ve çürüme de olmaz.

Anne hamileyken geçirdiği ateşli hastalıklar ve kullandığı antibiyotikler gelişimini etkiler.

Süt Dişlerinin Çıkışı

Süt dişleri çocukta altı-yedinci ayda belirmeye başlar. İlk olarak alt çene kesici dişleri, daha sonra üst çene kesici dişleri çıkar.

Alt çene kesici dişleri iki tanedir. Sekiz-dokuzuncu aylarda çıkan üst orta kesici dişleri de iki tanedir.

Sekiz, onuncu aylarda iki tane üst yan kesici dişleri çıkar. Bir yaşındaki bir çocukta alt yan kesici dişlerle birlikte, sekiz diş tamamlanmış olur.

Dişler her zaman böyle düzgün bir sıra ile çıkmaz. Bir yaşındaki her çocukta sekiz diş olmaz. Biraz gecikme olması normal olarak doğal karşılanmalıdır.

Dişler erken ya da geç çıkabilir,

Çocukta 12 – 15. aylarda ön küçük azılar 15-20 aylarda köpek 2-2,5 yaşları arasında arka küçük azılar da çıkarak 20 süt dişi tamamlanmış olur.

Bu dişler çocukta 5-6 yaşına kadar kalır, sonra çıktıkları sıra ile düşer ve altlardan kalıcı dişler çıkmaya başlar.

Dişlerin erken ya da geç çıkışı: Bazı çocuklarda dişler erken, bazılarında da geç çıkmağa başlar.

Diş çıkarma zamanı genellikle çocuğun sağlığı ile ilgilidir. Soyaçekimin de etkisi vardır.

Bazı hastalıklar dişlerin çıkışını geciktirebilir. Özellikle kemik hastalıkları olanların dişleri geç çıkar.

Erken çıksa dahi zamanından önce dökülür. Diş çürümeleri de sık görülür. 10-11 aylık bir çocukta kemik hastalığı yoksa çok fazla endişelenmemelidir. Daha da gecikirse bir hekime götürmekte yarar vardır.

Diş Çürükleri

Diş çürükleri insanlarda en çok rastlanılan süreğen hastalıklardan biridir. Uç yaşındaki çocukların % 50 sinde, yetişkinlerin hemen hepsinde görülen bir durumdur. Rafine yiyeceklerin ve tatlıların giderek daha fazla yenilmesi, diş çürükleri oranını artırır. Çürük olayında kemiğin kireçlenmesi azalmakta, dokudaki organik maddelerin bütünlüğü bozulmaktadır. Diş çürüklerinin gelişmesi için üç önemli etken vardır: Diş, bakteri ve diş plakları.
Diş çürüğüne yol açan bakterilerin büyük çoğunluğu ağız içerisinde kalan yiyecek ve tatlı artıklarını parçalamasına neden olur. Bu parçalanma sonucunda meydana gelen asit, dişlerin bütünlüğünün bozulmasına ve aşınmasına yol açar. Tükrük salgısı, bu asiti nötrleştirecek bir özelliktedir. Oluşan bu asit tükrük salgısının nötrleşmesine yetmeyince, diş çürüklerinin oluşumu için gerekli ortam sağlanmış olur. Kimi zaman tükrük bileşimindeki farklılıklar da asitin ağızda nötreştirilmesi işlevinide baskılayabilir. Bu nedenle asitin meydana gelmesini engelleyen önlemleri almaktır.

Birçok sistemik hastalık hatta ruhsal etkilerle tükrük salgısının bileşiminde önemli değişiklikler olabildiği bilinmektedir. Bu da diş çürümelerini kolaylaştırıcı yönde olabilir. Eğer vücut, direnç düşürücü bir hastalığa yakalanacak olursa diş çürükleri oranında artma olduğu gözlenir. Dişlerin çene üzerindeki yerleşimleri, yapıları da çürümeleri ile ilişkilidir. Dişlerin diziliş bozuklukları varsa, diş çürükleri erken yaşta başlar.

Diş ile İlgili Kötü Alışkanlıklar

Süt çocuklarının devamlı emzik ya da biberon emmeleri, daha ileri yaşlarda parmak, dil emme, okul çağında ders çalışırken kalem ısırma, gelişmekte olan çene kemiklerinin bozulmasına yol açar ve yerlerini almakta olan dişlerin uzamalarına engel olur. Dişler öne fırlar aralıklanır, alt ve üst çene arasında açıklık oluşur. Yemek kalıntılarının birikmesi sonucu çürük ve dişeti iltihaplan görülür. Ağızdan soluma alışkanlığı ya da damak kubbesinin çukurlaşmasına neden olur. Ayrıca tükrük salgısı azalır. Ağızda kuruluk meydana gelir. Tükrüğün temizleme görevi ortadan, kalktığı için dişetleri iltihaplanır, şişer, dişler çürür. Burun yollarında bir tıkanıklık varsa ya da ruhsal nedenlerle çocuk ağzından soluyorsa, bunların tedavisi doğal olarak gerekmektedir. Kötü alışkanlıkların en önemlisi, çocuğun içerisinde süt ya da mey-va suyu bulunan biberon ile bala, şekere, lokuma batırılmış yalancı emzikle uyumasıdır. Çocukta dişler, sürerken fırçalama işlemine başlamalı ve sütü bardaktan içebilecek yaşa gelince de emzirmeyi bırakmalıdır.

Dişler yerini aldıktan sonra diş plakaları yok edilmelidir. Çünkü diş plakaları diş çürükleri ve dişeti iltihaplarının kökeninin oluşturur. Çocuklarda çürüğün önlenebilmesi için karbon hidrat ve özellikle sak-karoz (şeker) alımını aza indirmek gerekir. Diş çürümelerini önlemek için, asitlere karşı diş minelerinin direncini arttırmak gerekir. Bunun için ya tablet olarak alınan ya da dişler üzerine sürülen flüor kullanı lir. Henüz başlamış çürükler de dolgu yapılmadan flüorlu ilaçlar sürülerek iyileştirilebilir. Ancak bu aşamaya gelmiş bir çocuğun dişleri bir diş hekiminin kontrolü altına alınmasında yarar vardır.

Tırnak yeme, alt çeneyi sağa sola ya da ileriye geriye oynatma alışkanlıkları ile diş gıcırdartma, dişlerde aşınma ve çenede gelişim bozuklukları meydana getirir. Bu türlü davranış bozukluklar1 küçük yaşta önlenmelidir.

Diş Hastalıkları

Dişeti Büyümeleri: Diş etleri ağrı yapmadan kimi zaman bütün dişi kaplayacak biçimde olur. Büyümenin derecesi, ağız sağlığı ve bakımı ile ilişkilidir. Evde diş bakımı sağlanmalıdır. Gerekirse fazla doku cerrahi olarak hekim tarafından alınabilir. Ancak bu. çok ender yapılır. Büyüme çok ilerlemişse fıçlamalarda kanama yapar.

Dişeti Yangısı: Hekimlik dilinde gingivit denilir. Genellikle diş eti kenarlarında başlayan tipi yaygındır. Yemek ve beslenme alışkanlıkları bu tip yangılara yol açar. İleri yaşlarda dişlerin yitirilmesi de nedenler arasındadır. Sert besinlerin diş etlerinde yaptığı zedelenme ile gelişir.

Fistül: Diş koku çevresindeki iltihaplanmalara zamanında müdahale yapılmayacak olursa enfeksiyon yayılır. 3-5 günlük süre içerisinde kemiğin kabuk tabakasına kadar ilerler. Kemiği deler, apse oluşur. Bunun sonucunda uç verir ve dışarı sürekli bir akıntı meydana gelir. Kimi za-nian bu açıklık sinüs içerisine doğru da olabilir. Bunun sinüzitin başlamasına, çevredeki dokuların erimeşine yol açtığı ,sık görülür. Kimi zaman ivegen şekillerde yanakta da şişme olur. Apseleştikten sonra apsenin oyunlaştırılması ve dişin çekilmesinden başka yapılacak birşey yoktur. Bütün hastalıklarda olduğu gibi diş hastalıklarında da koruyucu uygulamalara ağırlık vermeli çocuğa acı kesinlikle çektirmemelidir.

Çocuklarda diş enfeksiyonlarının belirtileri :

1- Diş çevrelerinde ağrı ve şişlikler.
2. Yüksek ateş, dolgun nabız, hızlı ve derin solunum

3. Halsizlik, bulantı, kusma,

4. Alyuvarlarda artma.

5. Sıvı azlığı,

Tedavide lokal ve genel tedaviler uygulanır.

Dişlerin Boyanması

Yenidoğanın hemolitik hastalığında dişlerin sarı, yeşil ve siyah renkte boyanması mümkündür. Anne, hamile ya da emzikli iken tetrasiklin denilen ilaçları kullanacak olursa bebeğinin dişleri açık parlak sarıdan koyu kahverengiye değişen renk değişiminede uğrayabilir. Bu nedenle gebe ve emzikle annelere bu ilaç verilmez.

Eğer içilen suda flüor miktarı çok fazla olursa dişlerde benekli bir renk değişimi meydana gelir. Bunlar küçük beyazımsı beneklerden koyu kahverengine kadar giden renk değişimi gösterebilirler.

Ayrıca bir çok iç ve genel hastalık ta dişlerde önemli renk değişikliklerine yol açabilir.

Diş Kazaları

Dişlere gelen darbeler oynamasına ve kırılmasına yol açar. Çocuk dişleri büyüklerinkinden daha kolay kırılır. Çocuğun elleriyle dişlerini oynatmaya çalışması önlenmelidir. Diş hekimi çoğu kez, dişi yerinde tutacak önlemler almaya çalışır. Eğer diş kökünden çıktı ise hemen yerine yerleştirip diş hekimine koşmalıdır. Çünkü onun yaşatılması çocuğun ağız sağlığı bakımından önemlidir. Bunun içinde zaman kazanmak önem gerekmektedir.

Popüler Yayınlar

Related Posts with Thumbnails
Pasta Tarifleri

Uyarı

Bu site yayınlanan sağlık ile ilgili bilgiler , ziyaretçilerini bilgilendirmek amacıyla yayınlanmaktadır. Burada yayınlanan yazıların tamamı bilgilendirme amaçlı olup, hiçbir şekilde hekim muayenesi ve konsültasyonunun yerine konulmamalı, hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Sağlığınızla ilgili acil durumlarda, bekleme süresi sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebileceği için, zaman geçirmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanızı öneririz.
Genel Kişisel Web