Şifalı bitkilerle cilt bakımı ve güzellik kürleri. Ayrıca Uzmanlar tarafından Çeşitli kürler ve tavsiyeleri,Çocuk ve bebek sağlığı
25 Temmuz 2010 Pazar
Genç Kızlar Tatil Arkadaşlarını Nasıl Seçmeli
Tatiller herkesin bildiği o küçük büyülü zaman dilimleridir. Genç kız, bir yaz tatilinde hayatının dönüm noktası olabilecek birine rastladığını sanıp yanılabilir. Gerçekten kaderine yön verebilecek biriyle de karşılaşabilir. Ne var ki, bu çok ender rastlanabilen bir olaydır.
Bir deniz kıyısında ya da dağ eteğinde 15-20 gün içerisinde doğan sempatiler genellikle doğdukları yerde melankolik bir “elveda”yla son bulurlar. Aslında böyle olması iyidir de. Zira tatilde, gençler hatta yalnızca gençler değil hemen herkes, farkında olmadan kendilerini olduklarından daha başka gösterirler. Bir başka deyişle, yalnızca iyi yönleriyle görünürler. Tatilde tanıdığınız biriyle şehirde tekrar karşılaşırsanız onun değişmiş olduğunu görürsünüz. Ancak bu demek değildir ki, tatildeyken insanlar bilerek kendilerini olduklarından farklı gösteriyorlar. Sadece, tatil ortamı, insanı daha sevimli, daha keyifli, esprili, tahammüllü, daha bir hoşgörülü, eğlenceli, konuşkan olmaya iter. Her şeyden önce insan tatilde kafasını kurcalayan endişelerden arınmış olur.
Bu yüzden tatiller küçük bir dinlenme olarak görülmelidir. Tatilde karşılaştığımız insanlar, gerçekten de hoş, neşeli, konuşkan insanlar da olabilirler. Ancak, ne olursa olsun, asıl çevrelerinin dışında yaşamakta olan kişilerdir. 15-20 günlük sürenin her anını içice yaşamış olsak bile onların gerçek karakterlerini hiçbir zaman anlayamayız. Tatil sırasında enerji dolu, konuşkan, türlü eğlenceler düzenleyen, arkadaşlarını her an teknesinde misafir etmeye hazır, iyilik dolu bir bey, şehirde gayet ciddî, işine bağlı, titiz, telaşlı bir yöneticiye dönüşebilir. Bunun gibi, esprilerle dolu, konuşkan bir genç de, şehirde büyük idealleri olmayan, orta halli bir memur olarak karşınıza çıkabilir.
Bu yüzdende geleceğimizin temellerini böylesine istisnaî, her şeyin olduğundan çok başka göründüğü bir ortamda atmak büyük tehlike olur.
Genç Kızlar İçin Arkadaşlık İlişkileri
Ancak, bir genç kız için arkadaşlık iki yanı keskin kılıç gibidir. İnsan iyi dostlukların yanısıra kendisine zarar veren arkadaşlıklar da kurabilir. Sonradan hayal kırıklığına uğramamak için bir arkadaşa bağlanmadan önce. onu iyice tanımak gerekir. Herkesten çok kendini düşünen, bencil, insanları kullanmaktan hoşlanan, yalan söyleyen, kendini olduğundan farklı gösteren, her şeyi ve herkesi sahip olduğu maddî imkanla, parayla ölçmeyi âdet edinmiş kişilerle dostluk kurmaktan kaçınmakta fayda vardır. Böyle bir hataya düşünce de kısa sürede bunu düzeltme yoluna gitmeli, bu kişiyle olan arkadaşlığa son vermeli veya ilişkiyi yüzeyde bırakmalıdır.
Arkadaş, dost, gençlik döneminde bir ihtiyaç, yetişkinlikte ise bir destektir. Bu yüzden insan, arkadaş seçerken çok titiz davranmalı, kurduğu arkadaşlıkları sürdürmek için de elinden gelen çabayı göstermelidir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, iş çevresi birçok dostlukların kurulduğu aile çevresinden farklı bir ortamdır. Çalışan genç kız iş çevresinde birçok arkadaş edinir. Karşı cinse ilk sempatiler de genellikle iş çevresinde doğar. Bu ilk sempatiler, ergenlik döneminde belirgin bir şekilde kendini gösteren sevgi ihtiyacının, dile getirilişidir. Bu yüzden bu dönemdeki duygular bir ilkbahar büyüsü gibidir. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen tazeliklerinden hiçbir şey kaybetmeden hep hasretle anılırlar.
Bu ilk duygu kıpırtıları aynı zamanda genç kızın kendi kendisini kontrol etme olgunluğuna erişmesi yolunda edindiği ilk tecrübelerdir.
Genç Kızlar Boş zamanlarını Nasıl Değerlendirir.?
Şimdiye kadar hep işten ve okuldan söz ettik. Ancak, insan hayatının tamamı okul ve işten ibaret değildir. Dinlenme saatleri de vardır. Günlük çalışma saatlerinden arta kalan zamanlar, hafta sonu tatilleri, yıllık izinler, resmî tatiller, insanın eğlenme ve dinlenmeye, kısacası kendine ayırdığı zamanlardır. Herkes boş zamanlarını mümkün olduğu kadar iyi değerlendirmeye çalışır. Günümüzde geçmiş nesillerin bilmediği pek çok dinlenme ve eğlence aracı icad edilmiştir. En azından hemen her evde bir radyo, teyp, televizyon vardır. Ekonomik durumu pek iyi olmayan biri bile arada bir sinemaya gidebilmektedir. Sonra, gazete, radyo, televizyon yayınları bizleri bütün dünyadaki olaylardan haberdar ederek insanları birbirine daha çok yaklaştırmış, adeta dünyayı küçültmüştür. Bu, gençlerin gelişimlerini olumlu yönde etkileyebilecek, önemli bir faktördür. Ancak, şunu belirtelim ki, gençler seyredecekleri programları kendileri seçmelidirler. Saatlerce televizyon karşısında oturmak, hem gözlere zararlıdır, hem de hareket ve temiz hataya özellikle ihtiyacı olan gençlerin bedeninde tahribat yapabilir. TV’nin kişiyi pasifleş-tirdiği de unutulmamalıdır.
Televizyon ilk çıktığı dönemde karşısında çok hevesli bir izleyici kitlesi bulmuştu. Genç, ihtiyar hemen herkes zaman bulur bulmaz ekran karşısına geçer hale gelmiş, sinema ve tiyatro, kitap, ikinci plana atılmıştı. Gençler televizyon seyredebilmek için derslerinden seve seve fedakarlık ediyorlardı. Özellikle müzik programlan gençleri yığınlar halinde ekran başına topluyordu. Gençlerin yeni müzik türlerine olan hayranlıkları, kompozitörleri ve genç müzisyenleri daha başarılı eserler ortaya koymaya şevketti. Dolayasıyla da plak şirketlerine hafif müzik plaklanyla şans kapılarını açtı. Günümüzde televizyon eski önemini kaybetmiş durumdadır. Ancak yine de boş zamanlarımızda hepimizin aradığı veya bulunmaması halinde eksildiğini hissettiği bir dost olmaya devam etmektedir. Günümüzde televizyon programları arasında dünyamızı yakından tanımamızı sağlayan belgesel filmler büyük ilgi görüyor.
Televizyonun yanısıra radyo da iyi bir eğlence, öğrenme ve dinlenme aracıdır: Ders çalışırken, ev işleri ile uğraşırken yahut herhangi bir iş yaparken bize arkadaşlık eden sadık bir dosttur. Aniden düğmesini çevirip başka bir programa geçtiğimizde, hatta tamamen kapattığımızda bile hiç alınmıyor. Üstelik hafif bir müziğin sinirleri dinlendirdiği ve verimliliği artırdığı da bir gerçektir. Ancak, uzmanlar kafa ile ilgili işlerde hafif bir müziğin bile zararlı olduğunu, bunun ceremesini ileride sinir sisteminin çekeceğini ileri sürüyorlar. Bu yüzden gençlere ders çalışırken müzik dinlememelerini öğütlüyorlar.
Günümüzün bir başka eğlence aracı da bilindiği gibi sinema. İçinde bulunduğumuz dönemde sinema, bir zamanların vazgeçilmez eğlence aracı olan romanların yerini almış durumda. Günümüzde, eğlendirici olmasının yanısıra öğretici, sanat değeri olan pek çok film çevrilmektedir.Bunları seyretmek gerekir. Zira bunlar kültürümüzün vazgeçilmez bir durum.
kendimizi tamamen bizim olan bir dünyaya atmanın en iyi yollarından biri de şüphesiz özel merakları-mızdır. Bu ikinci meşgale kimi zaman gerçek bir mesleğin başlangıcı da olabilir. Basit bir günlükten şiir denemelerine, resim çalışmalarından heykeltıraşlığa, pul, kelebek, para koleksiyonculuğuna kadar çeşit çeşit meraklar vardır. Bazılarının merakları son derece geniş kapsamlıdır. Bazıları ise, küçük bir koleksiyonla, ucuz ama antika şeyleri biriktirmekle yetinebilir. Çoğu zaman, hoşlanmadığı dahası yapmak istemediği şeyleri yapmak zorunda kaldığı bir dünyada böyle bir meşgale (hobi) genç kıza kendini bulabilme imkanı verir. Eğer yetenekliyse ve biraz da şansı yardım ederse, önünde yepyeni ufuklar açılabilir.
İki Neslin Kopması
Kendisine bu kadar büyük anlayış ve sevgi gösterilmesine rağmen genç kızı yine de ailesinden kopacak hale getiren sebep nedir? Aslında, olan yeni bir şey değildir. İnsan yaşamında dünya kurulalıberi süregelen bir olaydır bu: İki neslin kopması. Anne baba, hayat tecrübelerinden emindir. Genç kız ise, kendini değişen yaşama şartlarına kaptırmıştır. O, içinde bulunduğu dönemin hayat şartlarını ve ona bağlı değerleri kabul eder. Anne-babasının bağlı olduğu değerler ise çok daha başkadır. İşte zevklerdeki, isteklerdeki bu farklılıklar zorlaştırmaktadır. Tecrübeler göstermiştir ki; çocukluğunda her fırsatta annesine sığınan çocuk, ergenlik döneminde, kendi iç dünyasındaki değişiklikleri hiç kimseye söylemek istemeyen, çevresindekilerin anlayışsızlığından acı çeken, bütün bunlardan dolayı da anne-babasının sevgi ve şefkatine bile yüz çeviren bir genç kız olup çıkabilir.
Az önce verdiğimiz örnek mükemmel bir anne-babayla, zeki ve hassas bir genç kızın durumunu ele alıyordu. Ne var ki, bu tür anne babaların yanısıra, çocuları üzerindeki otoritelerini ne pahasına olursa olsun sürdürmek isteyen, ya da kızlarını kaybetmemek uğruna onların her türlü kapris ve tuhaflıklarına boyun eğen anne-babalar da vardır. Bu durumda dengeyi sağlamak oldukça zordur. Aile, varlığımızın en yakın sosyal çevresidir. Dengeli bir ruhsal gelişme ve sağlam bir kişilik için aile ortamı şarttır. • Soluk almamız için oksijene ne kadar ihtiyacımız varsa, ruhsal gelişmemiz için de aile ortamı o kadar gereklidir. Kendi kişiliğimizi, değerlerimizi ispat etmeye çalıştığımız ilk gençlik yıllarımızda bu çevreyi tahammül edilmez bulsak bile, yine de ömrümüz boyunca kendimizi ailemize bağımlı hissederiz.
Gençler hayata ilk atıldıkları dönemde, karşılarında anne-babalarınm yaşamış olduklarından çok farklı bir hayat şekli bulurlar. Anne-babalarınm gençliğinden kendi gençliklerine kadar geçen süre içerisinde zaman çok şeyi değiştirmiştir. Toplumun sosyal ve ahlakî değerlerinde büyük farklılıklar meydana gelmiştir. Genç kız, günün hayat şartlarına uymak, o günün değerleriyle yaşamak istemektedir. Anne-babası ise hâlâ kendi gençlik dönemlerinin şartlarını geçerli saymaktadır. Bu noktada da iki nesil arasında görüş ve değerlendirme farkları ortaya çıkmakta, bu da tabiî genç kızla anne-babası arasında çatışmalara sebep olmaktadır. Tecrübe, onu yaşayan için değerlidir. Gençler de kendi hayat tecrübelerini yaşamalı, gerekirse bu tecrübelerin getireceği acıları da yaşayarak kendi yollarım çizmelidirler. Bu, onların hakkıdır. Ne var ki, bu haklarını elde etmeye çabalarken, anne babalarına karşı sevgiyi ön plana almayı unutmamalıdırlar. Zira sevgi ve güven, her zamaneler ortamda olumsuz tepkileri önleyebilecek iki büyük güçtür. : Ergenlik döneminde genç kızlar anne baba için bir kapalı kutudur.
Ergenlik döneminde gençler genellikle, anne-babalanna açılmak istemezler. Zira onların, kendilerini hâlâ çocuk olarak gördüklerine inanırlar. Oysa genç kız anne-babasına açılabilse, onlardan büyük anlayış görecektir. Aslında, anne-babaların ergenlik döneminde çocuklarında meydana gelen ve gelmekte olan değişiklikleri dikkate almayıp, onları genç kız veya delikanlı oldukları halde hâlâ çocuk saydıkları da genellikle doğrudur. Bu yüzden de genç kızdaki inatçı suskunluk, ani patlamalar, aşırı alınganlıklar anne-babaya küçük şımarıklıklar gibi görünür. Oysa, sevgi ve güvene dayalı bir samimiyet; açık yüreklilik anne-babanın gerçeği görmesini, sorumlulukların şuuruna varmasını sağlayacaktır. Dolayısıyla da artık olgunlaşmaya başlayan genç kızlarıyla konuşurken kelimeleri daha dikkatli seçecekler, davranışlarına daha bir özen göstereceklerdir.
Bazen de bunun tam tersi olur. Yani anne-baba kızdan uzaklaşır. Bunun da sebebi çoğunlukla hayat şartlarıdır. Kızları genç kızlık dönemine geldiğinde anne-babası hayat yarışında oldukça uzun bir yol katetmiştir. Uzun yıllar dikenli yollarda yürümüş, bir dolu acı ve hayâl kırıldığı yaşamışlardır. Kızları büyüyüp genç kızlığın eşiğine geldiği halde, onların dertleri hâlâ bitmemiştir. Kafalarını kurcalayan bir sürü mesele vardır. Sözün kısası yorgun, bitkindirler.
Hayatının baharındaki genç kız, daha yolun başında olmanın verdiği enerji ve heyecanla doludur. Anne-babasmm yorgunluğunu görmekte ve onca yorgunluktan sonra kendisine yardımcı olamayacaklarına inanmaktadır. Oysa yanılmaktadır. Zira genç kızın, anne-babasına güvendiğini hissettirmesi onlara yepyeni bir güç verecektir. Genç kızın inatçılığım yenmesinde bu yeni gücün büyük katkısı olacaktır. Hem böylelikle genç kız aşın gururundan, kendi iç huzursuzluklarıyla ailesini rahatsız etmekten de korkmayacaktır. Ve dahası, hayatları boyunca birçok zorluğu yenmek zorunda kalmış o yorgun insanlara, kendi filizlenmesinin, yeşermesinin sonsuz neşesini, enerjisini vermediği için pişmanlık da duymayacaktır.
Daha önce de söylediğimiz gibi aile, varoluşumuzun vazgeçilmez bir parçasıdır. Ancak bunun yamsıra, irili ufaklı birçok acının da kaynağıdır. Her ailede zaman zaman ufak tefek huzursuzlukların olması, bireyler arasında sürtüşmelerin çıkması tabiîdir. Bu tür olaylar genel olarak sıcak bir ortamda yaşamış olsak bile, çocukluğumuzu buruklaştıran olaylardır. Ergenlik ve onun hemen ardından gelen gençlik dönemiyle birlikte, bu acı hatıralar, olaylar da su yüzüne çıkmaya başlar. Genç kızın karakterini etkileyerek o zamana kadar gizli kalmış kusurlarım belirginleştirir. Bu durum genç kızın kompleks (aşağılık duygusu) geliştirmesine yolaçabilir.
Eski Türk Kadınlarında Güzellik

Güzellik
Eski Türk kaynakları kadınların güzelliğinden geniş olarak söz açmıyorlar. “Görklülük” Türklerde kadının yalnızca güzelliğini değil; soyluluğu, fazileti Tanrı yoluna ermiş ahlâkı ile ululuğunun da, bir tanıtmasıdır. Dede Korkut’ta “Ulu oğluna, görklü gelin getürdi” denirken, oğlanın ululuğu ve gelinin de görklülüğü söyleniyordu: “Kimse bilmez nicesin, görklü Tanrı”; “Tanrı dostu, dm serveri Muh’ammed görklü!” Görülüyor ki “görklülük” aynı zamanda Allah ve Muhammed’in de vasfıydı. “Âla gözlü görklü haklım, (yani helalimi, karımı) yüklü (hamile) kodum” derken, karısı da görklüdür. “Aydar arı, günden görklü kız kardeşin Bam Çiçek”; “Ev yanında dikilse, gerdek görklü”; “Ağ südün doya emzürse ana görklü”; “Sevgili kardaş görklü”; “Dizin basıp oturanda, halal (zevce) görklü”; “Alp yiğitler, beg yiğitler görklüsü”; “Gözün kakuban gönül alanın, görklüsü olur…” Görülüyor ki Dede Korkut’ta güzellik “bir ruh ve mana güzelliğidir.” Elbette ki yüz de ruhun aynasıdır. Görklüler, Allah, Muhammed, anne, zevce, evliliğin sembolü gerdek, kardeş ve kız kardeşlerdir. Türkler elin güzeline, dilberine görklü demiyorlardı.
“Güzel” veya güzel sözü, biraz daha geç zamanlarda görülür. Dede Korkut’ta güzel sözü 14 yerde geçer. Bunun ancak üç tanesi, kız ve kadınlarla ilgilidir. 6 tanesi “göksü güzel kaba dağlar” sözü içinde geçer ve tabiatla ilgilidir. “Güzeller serveri sarı donlu Selcen Hatun” ile “Güzeller şahı Banı Çiçek” ise yalnızca kendi kanlan için söylenmiştir. “Ne yerde güzel kopdrysa çeküb aldı” denirken de, yine kendilerine eş olarak alınanlardan söz açıyorlardı. “Gafillice.güzel başın”, “güzel yurdum” sözleri de ruh ve mana ile ilgili olan güzelliklerdir.
“Gözler” ile boy ve boyun, kız ve kadınların, hatta erkeklerin başlıca güzellik sembolleridir. “Kara kıyma gözleri kan yaş doldu”; “Ala kıyma görklü gözün açgıl, yiğit”. Bu sözlerde de ruh ve mana âlemi daha baskın gibi görünüyordu. “Gökçek” sözüyle de, yalnızca kızların güzelliğim tanıtmak istiyorlardı. Nitekim Dede Korkut’ta “Gözü gökçek kızların, gelinlerin canını çok almışım” deniyordu. Diğer iki yerde ise “Kuşun ala kanım, kumaşın ansım, kızın gökçeğini” söylemek yoluyla güzel kızlar için yalnızca “gökçek” sözü ile yetiniliyordu. “Cici bici” yani kızların güzellik ve süslülüğünü anlatmak için bugün bile söylediğimiz bu deyim Dede Korkut’ta “bir cici bici Türkmen kızı alasın” sözünde geçiyordu. “Çönge” ise fersiz, zayıf, nuru kalmamış gözler için söyleniyordu. Yoksa çönge göz bazılarının sandıkları gibi çekik, mongoloid bir göz değildir. Gözlerin çukurlaşmasından dolayı, içinde belki bu mana da vardır. Dede Korkut’ta oğlan yaralanıp, ölüm haline girince “kara kıyma gözlerin çöngelmeseydi” deniyordu. Deli Dumrul da Azrail’e “gökçugezi (yani gözleri) çönge koca” diyordu. Bu söz artık burada çukur bir göz demektir. Azrail de Deli DumruTa “mere delü kavat, gözüm çönge idügin ne beğenmezsin” diyordu. Bu da Oğuzların gözlerinin çönge, yani çukur olmadığım gösteriyordu. Zaten Deli Dumrul “gözçügezi çönge” demekle, Azrail’in gözlerinin küçük olduğunu söylemek istiyordu.
Boyu uzun Burla !Hatun’un boyu ile Oğuz’un “kaz boyunlu” kızları, Dede Korkut’un güzellik ölçülerinden biridir. Burla Hatun’un çevresindeki “kırk ince belli kız” da Oğuz ilinin güzelleri arasındadır. Gelin ile “gelincik” arasında da bir mana ayrılığı vardır. Gelincik, güzel gelin demektir. Biz de “gelin gelincik” derken bu sözden başka bir mana anlarız. Kırgız Türkleri de bunun karşılığı olarak “kelinçek” sözünü kullanırlardı.
Minyatürler ile Uygur fresklerindeki güzellik anlayışı ve ideali ise, o günün resim sanatı ve modalarına göre değişir. Türkler Çin’e yakın iken Çinli kadınlara benzemek isterlerdi. Şimdi ise kadınlarımız Batıklara yermiyor ve onlara benzemek istiyorlar. “Kızların bezendikleri çağ” düğün ve bayramlar ile sabahlandı» Nitekim Dede Korkut’ta büyük ve kalabalık Oğuz’un yani “Kalın Oğuz’un gelini kızı bezenen çağda” demekle, bu çağlan anıyordu. Türk kültür ve edebiyatının en büyük eseri olan Dede Korkut’un kitabı içinde böylece gezindikten sonra sözü yine onunla bitirelim. Kadını güzel yapan yüzü ve dişiliği değil; soyluluk ve erdemidir. “Övünmek ile avrat er olmaz, yorgan içinde!”
Genç Kızın Ergenlik Döneminde Çevresiyle İlişkileri
Ergenlik döneminde ve onu takibeden ilk gençlik yıllarında genç kıza, çevresinde her an isteklerine karşı çıkan, hakkı olan şeyleri elde etmesine mâni olan bir şeyler varmış gibi gelir. Çevre derken genç kızın ailesini, evini, okuduğu okulu, çalıştığı iş yerini vb. kasdediyoruz. Bunlar arasında en önemlisi aile çevresidir. Ailenin, çocuğun gelişimi üzerindeki önemi tartışılmaz bir gerçektir. Her anne baba, çocuğunun en iyi şartlar altında yetişmesini ve günün birinde iyi bir insan olarak toplum hayatına başarıyla katılmasını arzu eder. Bunun için de elinden geleni yapmaya çalışır. Anne-babalar çocukları için genellikle hiçbir fedakarlıktan kaçınmazlar. Ne var ki, ergenlik döneminde çoğu genç kız ailesine karşı cephe alır, isyan eder. Sözgelimi, ergenlik dönemine kadar çocuklarının fizikî ve ruhî gelişimine sevgiyle katkıda bulunmuş, çocuklarıyla aralarında güven, anlayış ve arkadaşlık bağları kurmaya çalışmış bir anne-baba düşünün. Böyle bir anne babanın kızı bile günün birinde aile çevresinden bunalarak, anlaşılmamaktan yakınabilir, bu çevreden çıkabilme, kurtulabilme hayalleri kurabilir. Hatta kimi zaman ailesinden kopmanın yollarını bile arayabilir.
Genç Kızdaki İlk Değişiklikler
Genç kız kendisindeki değişiklikleri ilk farkettiği günler hayat ona çok zor ve karmaşık gelir. Kafasında cevap bekleyen yüzlerce soru işareti, iç dünyasında çözüm bekleyen bir dolu problem vardır. Genç kız, bu değişiklikleri istemez, tedirgin olur. Eski görüntüsüne, eski benliğine kavuşmak için çırpınır, durur. Bebekleriyle oynadığı günleri hatırlamakta, tekrar o günlere dönmek istemektedir. Oysa, bebekler artık kutularına kaldırılmıştır. O, istese de istemese de değişmektedir. Kafasında çok değişik fikirler belirmekte, istekler filizlenmekte eskisinden çok farklı şeylerle ilgilenmektedir artık. Yürüyüşü, adım atışı bile değişmiştir. Hafif ama çeviktir adımları. Hareketleri uçmaya hazırlanan bir kuşun hareketlerini andırır. Yüzü ilk ergenlik döneminin uyumsuzluğundun kurtulmuştur. Gözlerin ışıl ışıl parlaklık kazandığı yepyeni bir çehre belirmiştir. Krizalit aniden büyümüş *kelebek olmuştur. Artık ışıkta uçabilmekte, ancak yine de kanatlarından yalanmaktadır. Aslında, o yakınmanın ardında bambaşka bir gerçek yatmaktadır. Genç kızın asıl istediği, kanatlarının daha güzel daha güçlü olmasıdır.
îlk gençlik döneminde bazı genç kızlar, büyükleri taklit etmeye çalışırlar. Daha ilgi çekici olabilmek ve kadın olduklarını ispat edebilmek arzusuyla aşırı makyaja yönelirler. Tabiî güzelliklerini tazeliklerini sunî ve sahte şeylerle bozduklarını, güzelliklerinin baharım makyajla gölgelediklerini ancak çok sonraları anlayabileceklerdir. Bu dönemde akıllı ve bilgili anne, kızını bu tür bir yanlışa düşmekten kurtarabilir. Ergenlik, genç kızın hayata ilk açıldığı dönemdir. Yetişkinliğe doğru ilerlerken değişen yalnızca dış görünüşü değildir. Aslında iç dünyasında çok daha büyük değişiklikler meydana gelmektedir. Yepyeni bir düşünce şekli, bambaşka duygular, yeni yeni arzular, umutlar genç kızın içinde bitmez tükenmez çatışmalara yolaçmaktadır. Onun için hayat bir problem haline gelmiştir. Çevresin-dekilerle olan ilişkilerinde karşılaştığı problemler, yeni keşfettiği şeylerden duyduğu şaşkınlık, kendisini anlamayan insanlar arasında yaşamanın verdiği o tuhaf duygu, dinî ve ahlakî değer yargılarındaki değişiklikler, sınırsız bir özgürlük isteği, bu sınırsız özgürlük isteğinin yanısıra kendisini çevresine, topluma kabul ettirme, kişiliğini ispat etme arzusu, genç kızın iç dünyasında kopan fırtınaların belli başlı sebepleridir.
Günümüzde eğitim, daha ilkokuldan itibaren çocukta kendine saygı ve kişiliğini geliştirmeyi amaç edinmiştir. Bu da, ergenlik döneminde ortaya çıkabilecek krizin etkisini büyük ölçüde azaltabilecek bir metoddur. Çocuğun, ilkokulda işinin ehli, dirayetli ve akıllı bir öğretmen tarafından eğitilmesinin ergenlik dönemini kazasız, belasız geçirmesinde katkısı büyüktür. Ancak, böyle bir öğretmene sahip olma şansı bulamayan çocuklarda ve anne babanın da çocuğu yalnız bırakması halinde ergenlik krizi gerçekten çok ağır geçer. Yetişkinliğe ilk adımı atmakta olan genç kız, yeni kişiliğini kabullenmek ve bir anda ön plana çıkan problemlerim çözebilmek için zorlanır, büyük çaba harcar. Ve en çok da özgürlüğe ihtiyaç duyar.
Popüler Yayınlar
-
Sistit, genellikle bir enfeksiyon sonucunda idrar kesesi (mesane)nin iltihaplanmasıdır .Prof.Dr.İbrahim Saraçoğlu Sistit için en faydalı ot...
-
Badminton , açık havanın olumsuz etkilerini önlemek amacıyla genellikle kapalı alanlarda oynanır. Kort 13.40 m uzunluğundadır. Genişlik tekl...
-
Bazı kimseler beden yapıları açısından veya bazı psikolojik ve sosyal sebeplerle şehvet arzularının azalmasını isteyebilirler. Dinimiz...
-
Kına Kleopatra zamanından bu yana saç boyamakta başarıyla kullanılagelmiştir. Her ne kadar zamanımızda kimyasal boyalar moda olmuşsa da, bir...
-
SEZARYEN Eskiden sonuçları anne için tehlikelerle dolu olduğundan çok ender başvurulan sezaryen, günümüzde ameliyat ye uyuşturma teknikler...
-
2009 yazının en moda saçları nasıl olacak? 2009 yazında dağınık topuzları, örgülü saçları, uzun kakülleri, dalgaları ve bukleleri göreceğiz....
-
Rektal kanama genelde tuvalet kağında veya dışkıda parlak kırmızı renginde kan ile kendini belli eder. Büyük abdestinizdeki koyu kırmızı re...
-
uzunluk: minimum 90 maksimum 120 m genişlik : minimum 45 maksimum 90 m uluslarası maçlarda, uzunluk: minimum 45 maksimum 90 m genişlik : m...
-
Böbrek taşını harekete geçiren kimyasal güç avakado yaprağında bulunan "Methhychavicol" dur. Avakado yaprağını kaynatarak elde ede...
-
Teninize uygun parfüm olduğu gibi burcunuza görede parfümünüz olduğunu biliyormusunuz...İşte burcunuza uygun parfümler SU GRUBU (Yengeç,Bal...
Uyarı
Genel Kişisel Web