25 Temmuz 2010 Pazar

Genç Kızlar Tatil Arkadaşlarını Nasıl Seçmeli

Tatil arkadaşlıkları uzun ömürlü değildir
Tatiller herkesin bildiği o küçük büyü­lü zaman dilimleridir. Genç kız, bir yaz tatilinde hayatının dönüm noktası olabi­lecek birine rastladığını sanıp yanılabi­lir. Gerçekten kaderine yön verebilecek biriyle de karşılaşabilir. Ne var ki, bu çok ender rastlanabilen bir olaydır.
Bir deniz kıyısında ya da dağ eteğinde 15-20 gün içerisinde doğan sempatiler genellikle doğdukları yerde melankolik bir “elveda”yla son bulurlar. Aslında böyle olması iyidir de. Zira tatilde, genç­ler hatta yalnızca gençler değil hemen herkes, farkında olmadan kendilerini ol­duklarından daha başka gösterirler. Bir başka deyişle, yalnızca iyi yönleriyle görünürler. Tatilde tanıdığınız biriyle şehirde tekrar karşılaşırsanız onun de­ğişmiş olduğunu görürsünüz. Ancak bu demek değildir ki, tatildeyken insanlar bilerek kendilerini olduklarından farklı gösteriyorlar. Sadece, tatil ortamı, insa­nı daha sevimli, daha keyifli, esprili, tahammüllü, daha bir hoşgörülü, eğlence­li, konuşkan olmaya iter. Her şeyden ön­ce insan tatilde kafasını kurcalayan en­dişelerden arınmış olur.
Bu yüzden tatiller küçük bir dinlenme olarak görülmelidir. Tatilde karşılaş­tığımız insanlar, gerçekten de hoş, neşe­li, konuşkan insanlar da olabilirler. An­cak, ne olursa olsun, asıl çevrelerinin dı­şında yaşamakta olan kişilerdir. 15-20 günlük sürenin her anını içice yaşamış ol­sak bile onların gerçek karakterlerini hiçbir zaman anlayamayız. Tatil sırasın­da enerji dolu, konuşkan, türlü eğlence­ler düzenleyen, arkadaşlarını her an tek­nesinde misafir etmeye hazır, iyilik dolu bir bey, şehirde gayet ciddî, işine bağlı, titiz, telaşlı bir yöneticiye dönüşebilir. Bunun gibi, esprilerle dolu, konuşkan bir genç de, şehirde büyük idealleri ol­mayan, orta halli bir memur olarak kar­şınıza çıkabilir.
Bu yüzdende geleceğimizin temelleri­ni böylesine istisnaî, her şeyin olduğun­dan çok başka göründüğü bir ortamda atmak büyük tehlike olur.

Genç Kızlar İçin Arkadaşlık İlişkileri

Okullar, bürolar, fabrikalar, mağaza­lar, iş yerleri, tiyatro sahneleri, televiz­yon stüdyoları vb. içinde birçok insamn yaşadığı sosyal topluluklardır. Buralar­da insan çeşitli kişilerle tanışır, dostluk­lar kurar. Bu dostluklar özellikle gençlik yıllarında kurulanlar uzun yıllar devam eder.
Ancak, bir genç kız için arkadaşlık iki yanı keskin kılıç gibidir. İnsan iyi dost­lukların yanısıra kendisine zarar veren arkadaşlıklar da kurabilir. Sonradan hayal kırıklığına uğramamak için bir arkadaşa bağlanmadan önce. onu iyice tanımak gerekir. Herkesten çok kendini düşünen, bencil, insanları kullanmaktan hoşlanan, yalan söyleyen, kendini oldu­ğundan farklı gösteren, her şeyi ve her­kesi sahip olduğu maddî imkanla, paray­la ölçmeyi âdet edinmiş kişilerle dostluk kurmaktan kaçınmakta fayda vardır. Böyle bir hataya düşünce de kısa sürede bunu düzeltme yoluna gitmeli, bu kişiy­le olan arkadaşlığa son vermeli veya iliş­kiyi yüzeyde bırakmalıdır.
Arkadaş, dost, gençlik döneminde bir ihtiyaç, yetişkinlikte ise bir destektir. Bu yüzden insan, arkadaş seçerken çok titiz davranmalı, kurduğu arkadaşlıkla­rı sürdürmek için de elinden gelen çaba­yı göstermelidir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi, iş çev­resi birçok dostlukların kurulduğu aile çevresinden farklı bir ortamdır. Çalışan genç kız iş çevresinde birçok arkadaş edinir. Karşı cinse ilk sempatiler de ge­nellikle iş çevresinde doğar. Bu ilk sem­patiler, ergenlik döneminde belirgin bir şekilde kendini gösteren sevgi ihtiyacı­nın, dile getirilişidir. Bu yüzden bu dö­nemdeki duygular bir ilkbahar büyüsü gibidir. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen tazeliklerinden hiçbir şey kay­betmeden hep hasretle anılırlar.
Bu ilk duygu kıpırtıları aynı zamanda genç kızın kendi kendisini kontrol etme olgunluğuna erişmesi yolunda edindiği ilk tecrübelerdir.

Genç Kızlar Boş zamanlarını Nasıl Değerlendirir.?

Boş zamanları değerlendirme
Şimdiye kadar hep işten ve okuldan söz ettik. Ancak, insan hayatının tamamı okul ve işten ibaret değildir. Dinlenme saatleri de vardır. Günlük çalışma saatlerinden ar­ta kalan zamanlar, hafta sonu tatilleri, yıl­lık izinler, resmî tatiller, insanın eğlenme ve dinlenmeye, kısacası kendine ayırdığı zamanlardır. Herkes boş zamanlarını mümkün olduğu kadar iyi değerlendirmeye çalışır. Günümüzde geçmiş nesillerin bil­mediği pek çok dinlenme ve eğlence aracı icad edilmiştir. En azından hemen her evde bir radyo, teyp, televizyon vardır. Ekono­mik durumu pek iyi olmayan biri bile arada bir sinemaya gidebilmektedir. Sonra, gaze­te, radyo, televizyon yayınları bizleri bütün dünyadaki olaylardan haberdar ederek in­sanları birbirine daha çok yaklaştırmış, adeta dünyayı küçültmüştür. Bu, gençlerin gelişimlerini olumlu yönde etkileyebilecek, önemli bir faktördür. Ancak, şunu belirte­lim ki, gençler seyredecekleri programları kendileri seçmelidirler. Saatlerce televiz­yon karşısında oturmak, hem gözlere za­rarlıdır, hem de hareket ve temiz hataya özellikle ihtiyacı olan gençlerin bedeninde tahribat yapabilir. TV’nin kişiyi pasifleş-tirdiği de unutulmamalıdır.
Televizyon ilk çıktığı dönemde karşısında çok hevesli bir izleyici kitlesi bulmuştu. Genç, ihtiyar hemen herkes zaman bulur bulmaz ekran karşısına geçer hale gelmiş, sinema ve tiyatro, kitap, ikinci plana atıl­mıştı. Gençler televizyon seyredebilmek için derslerinden seve seve fedakarlık edi­yorlardı. Özellikle müzik programlan genç­leri yığınlar halinde ekran başına toplu­yordu. Gençlerin yeni müzik türlerine olan hayranlıkları, kompozitörleri ve genç mü­zisyenleri daha başarılı eserler ortaya koy­maya şevketti. Dolayasıyla da plak şirket­lerine hafif müzik plaklanyla şans kapıları­nı açtı. Günümüzde televizyon eski önemi­ni kaybetmiş durumdadır. Ancak yine de boş zamanlarımızda hepimizin aradığı veya bulunmaması halinde eksildiğini his­settiği bir dost olmaya devam etmektedir. Günümüzde televizyon programları arasın­da dünyamızı yakından tanımamızı sağla­yan belgesel filmler büyük ilgi görüyor.
Televizyonun yanısıra radyo da iyi bir eğlence, öğrenme ve dinlenme aracıdır: Ders çalışırken, ev işleri ile uğraşırken ya­hut herhangi bir iş yaparken bize arkadaş­lık eden sadık bir dosttur. Aniden düğme­sini çevirip başka bir programa geçtiğimiz­de, hatta tamamen kapattığımızda bile hiç alınmıyor. Üstelik hafif bir müziğin sinirle­ri dinlendirdiği ve verimliliği artırdığı da bir gerçektir. Ancak, uzmanlar kafa ile ilgi­li işlerde hafif bir müziğin bile zararlı oldu­ğunu, bunun ceremesini ileride sinir siste­minin çekeceğini ileri sürüyorlar. Bu yüz­den gençlere ders çalışırken müzik dinle­memelerini öğütlüyorlar.
Günümüzün bir başka eğlence aracı da bilindiği gibi sinema. İçinde bulundu­ğumuz dönemde sinema, bir zamanların vazgeçilmez eğlence aracı olan romanla­rın yerini almış durumda. Günümüzde, eğlendirici olmasının yanısıra öğretici, sanat değeri olan pek çok film çevril­mektedir.Bunları seyretmek gerekir. Zi­ra bunlar kültürümüzün vazgeçilmez bir durum.
kendimizi tamamen bizim olan bir dünyaya atmanın en iyi yolla­rından biri de şüphesiz özel merakları-mızdır. Bu ikinci meşgale kimi zaman gerçek bir mesleğin başlangıcı da olabi­lir. Basit bir günlükten şiir denemeleri­ne, resim çalışmalarından heykeltıraşlı­ğa, pul, kelebek, para koleksiyonculuğu­na kadar çeşit çeşit meraklar vardır. Ba­zılarının merakları son derece geniş kap­samlıdır. Bazıları ise, küçük bir koleksi­yonla, ucuz ama antika şeyleri biriktir­mekle yetinebilir. Çoğu zaman, hoşlan­madığı dahası yapmak istemediği şeyle­ri yapmak zorunda kaldığı bir dünyada böyle bir meşgale (hobi) genç kıza kendi­ni bulabilme imkanı verir. Eğer yetenekliyse ve biraz da şansı yardım ederse, önünde yepyeni ufuklar açılabilir.

İki Neslin Kopması

İki neslin kopması
Kendisine bu kadar büyük anlayış ve sevgi gösterilmesine rağmen genç kızı yine de ailesinden kopacak hale getiren sebep nedir? Aslında, olan yeni bir şey değildir. İnsan yaşamında dünya kurulalıberi süregelen bir olaydır bu: İki nes­lin kopması. Anne baba, hayat tecrübe­lerinden emindir. Genç kız ise, kendini değişen yaşama şartlarına kaptırmıştır. O, içinde bulunduğu dönemin hayat şartlarını ve ona bağlı değerleri kabul eder. Anne-babasının bağlı olduğu de­ğerler ise çok daha başkadır. İşte zevklerdeki, isteklerdeki bu farklılıklar zorlaştırmaktadır. Tecrübe­ler göstermiştir ki; çocukluğunda her fırsatta annesine sığınan çocuk, ergenlik döneminde, kendi iç dünyasındaki deği­şiklikleri hiç kimseye söylemek isteme­yen, çevresindekilerin anlayışsızlığın­dan acı çeken, bütün bunlardan dolayı da anne-babasının sevgi ve şefkatine bi­le yüz çeviren bir genç kız olup çıkabilir.
Az önce verdiğimiz örnek mükemmel bir anne-babayla, zeki ve hassas bir genç kızın durumunu ele alıyordu. Ne var ki, bu tür anne babaların yanısıra, çocuları üzerindeki otoritelerini ne pahasına olursa olsun sürdürmek isteyen, ya da kızlarını kaybetmemek uğruna onların her türlü kapris ve tuhaflıklarına boyun eğen anne-babalar da vardır. Bu durum­da dengeyi sağlamak oldukça zordur. Aile, varlığımızın en yakın sosyal çevre­sidir. Dengeli bir ruhsal gelişme ve sağ­lam bir kişilik için aile ortamı şarttır. • Soluk almamız için oksijene ne kadar ihtiyacımız varsa, ruhsal gelişmemiz için de aile ortamı o kadar gereklidir. Kendi kişiliğimizi, değerlerimizi ispat et­meye çalıştığımız ilk gençlik yıllarımız­da bu çevreyi tahammül edilmez bulsak bile, yine de ömrümüz boyunca kendi­mizi ailemize bağımlı hissederiz.
Gençler hayata ilk atıldıkları dönem­de, karşılarında anne-babalarınm yaşa­mış olduklarından çok farklı bir hayat şekli bulurlar. Anne-babalarınm gençli­ğinden kendi gençliklerine kadar geçen süre içerisinde zaman çok şeyi değiştir­miştir. Toplumun sosyal ve ahlakî de­ğerlerinde büyük farklılıklar meydana gelmiştir. Genç kız, günün hayat şartla­rına uymak, o günün değerleriyle yaşa­mak istemektedir. Anne-babası ise hâlâ kendi gençlik dönemlerinin şartlarını ge­çerli saymaktadır. Bu noktada da iki ne­sil arasında görüş ve değerlendirme farkları ortaya çıkmakta, bu da tabiî genç kızla anne-babası arasında çatış­malara sebep olmaktadır. Tecrübe, onu yaşayan için değerlidir. Gençler de ken­di hayat tecrübelerini yaşamalı, gerekir­se bu tecrübelerin getireceği acıları da yaşayarak kendi yollarım çizmelidirler. Bu, onların hakkıdır. Ne var ki, bu hak­larını elde etmeye çabalarken, anne ba­balarına karşı sevgiyi ön plana almayı unutmamalıdırlar. Zira sevgi ve güven, her zamaneler ortamda olumsuz tepkile­ri önleyebilecek iki büyük güçtür. : Ergenlik döneminde genç kızlar anne baba için bir kapalı kutudur.
Ergenlik döneminde gençler genel­likle, anne-babalanna açılmak istemezler. Zira onların, kendilerini hâlâ çocuk olarak gördüklerine inanırlar. Oysa genç kız anne-babasına açılabilse, onlar­dan büyük anlayış görecektir. Aslında, anne-babaların ergenlik döneminde ço­cuklarında meydana gelen ve gelmekte olan değişiklikleri dikkate almayıp, on­ları genç kız veya delikanlı oldukları hal­de hâlâ çocuk saydıkları da genellikle doğrudur. Bu yüzden de genç kızdaki inatçı suskunluk, ani patlamalar, aşırı alınganlıklar anne-babaya küçük şıma­rıklıklar gibi görünür. Oysa, sevgi ve gü­vene dayalı bir samimiyet; açık yürekli­lik anne-babanın gerçeği görmesini, so­rumlulukların şuuruna varmasını sağla­yacaktır. Dolayısıyla da artık olgunlaş­maya başlayan genç kızlarıyla konuşur­ken kelimeleri daha dikkatli seçecekler, davranışlarına daha bir özen gösterecek­lerdir.
Bazen de bunun tam tersi olur. Yani anne-baba kızdan uzaklaşır. Bunun da sebebi çoğunlukla hayat şartlarıdır. Kız­ları genç kızlık dönemine geldiğinde anne-babası hayat yarışında oldukça uzun bir yol katetmiştir. Uzun yıllar di­kenli yollarda yürümüş, bir dolu acı ve hayâl kırıldığı yaşamışlardır. Kızları büyüyüp genç kızlığın eşiğine geldiği halde, onların dertleri hâlâ bitmemiştir. Kafalarını kurcalayan bir sürü mesele vardır. Sözün kısası yorgun, bitkindir­ler.
Hayatının baharındaki genç kız, daha yolun başında olmanın verdiği enerji ve heyecanla doludur. Anne-babasmm yor­gunluğunu görmekte ve onca yorgun­luktan sonra kendisine yardımcı olama­yacaklarına inanmaktadır. Oysa yanıl­maktadır. Zira genç kızın, anne-babasına güvendiğini hissettirmesi on­lara yepyeni bir güç verecektir. Genç kı­zın inatçılığım yenmesinde bu yeni gü­cün büyük katkısı olacaktır. Hem böyle­likle genç kız aşın gururundan, kendi iç huzursuzluklarıyla ailesini rahatsız et­mekten de korkmayacaktır. Ve dahası, hayatları boyunca birçok zorluğu yen­mek zorunda kalmış o yorgun insanlara, kendi filizlenmesinin, yeşermesinin sonsuz neşesini, enerjisini vermediği için pişmanlık da duymayacaktır.
Daha önce de söylediğimiz gibi aile, varoluşumuzun vazgeçilmez bir parçası­dır. Ancak bunun yamsıra, irili ufaklı birçok acının da kaynağıdır. Her ailede zaman zaman ufak tefek huzursuzlukla­rın olması, bireyler arasında sürtüşmele­rin çıkması tabiîdir. Bu tür olaylar genel olarak sıcak bir ortamda yaşamış olsak bile, çocukluğumuzu buruklaştıran olay­lardır. Ergenlik ve onun hemen ardın­dan gelen gençlik dönemiyle birlikte, bu acı hatıralar, olaylar da su yüzüne çık­maya başlar. Genç kızın karakterini et­kileyerek o zamana kadar gizli kalmış kusurlarım belirginleştirir. Bu durum genç kızın kompleks (aşağılık duygusu) geliştirmesine yolaçabilir.

Eski Türk Kadınlarında Güzellik


Güzellik
Eski Türk kaynakları kadınların gü­zelliğinden geniş olarak söz açmıyorlar. “Görklülük” Türklerde kadının yalnızca güzelliğini değil; soyluluğu, fazileti Tanrı yoluna ermiş ahlâkı ile ululuğu­nun da, bir tanıtmasıdır. Dede Korkut’ta “Ulu oğluna, görklü gelin getürdi” denirken, oğlanın ululuğu ve gelinin de görklülüğü söyleniyordu: “Kimse bil­mez nicesin, görklü Tanrı”; “Tanrı dos­tu, dm serveri Muh’ammed görklü!” Gö­rülüyor ki “görklülük” aynı zamanda Allah ve Muhammed’in de vasfıydı. “Âla gözlü görklü haklım, (yani helali­mi, karımı) yüklü (hamile) kodum” der­ken, karısı da görklüdür. “Aydar arı, günden görklü kız kardeşin Bam Çiçek”; “Ev yanında dikilse, gerdek görklü”; “Ağ südün doya emzürse ana görklü”; “Sevgili kardaş görklü”; “Dizin basıp oturanda, halal (zevce) görklü”; “Alp yi­ğitler, beg yiğitler görklüsü”; “Gözün kakuban gönül alanın, görklüsü olur…” Görülüyor ki Dede Korkut’ta güzellik “bir ruh ve mana güzelliğidir.” Elbette ki yüz de ruhun aynasıdır. Görklüler, Al­lah, Muhammed, anne, zevce, evliliğin sembolü gerdek, kardeş ve kız kardeşler­dir. Türkler elin güzeline, dilberine görk­lü demiyorlardı.
“Güzel” veya güzel sözü, biraz daha geç zamanlarda görülür. Dede Korkut’­ta güzel sözü 14 yerde geçer. Bunun an­cak üç tanesi, kız ve kadınlarla ilgilidir. 6 tanesi “göksü güzel kaba dağlar” sözü içinde geçer ve tabiatla ilgilidir. “Güzel­ler serveri sarı donlu Selcen Hatun” ile “Güzeller şahı Banı Çiçek” ise yalnızca kendi kanlan için söylenmiştir. “Ne yer­de güzel kopdrysa çeküb aldı” denirken de, yine kendilerine eş olarak alınanlar­dan söz açıyorlardı. “Gafillice.güzel ba­şın”, “güzel yurdum” sözleri de ruh ve mana ile ilgili olan güzelliklerdir.


“Gözler” ile boy ve boyun, kız ve ka­dınların, hatta erkeklerin başlıca güzel­lik sembolleridir. “Kara kıyma gözleri kan yaş doldu”; “Ala kıyma görklü gö­zün açgıl, yiğit”. Bu sözlerde de ruh ve mana âlemi daha baskın gibi görünüyordu. “Gökçek” sözüyle de, yalnızca kızla­rın güzelliğim tanıtmak istiyorlardı. Ni­tekim Dede Korkut’ta “Gözü gökçek kızların, gelinlerin canını çok almışım” deniyordu. Diğer iki yerde ise “Kuşun ala kanım, kumaşın ansım, kızın gökçe­ğini” söylemek yoluyla güzel kızlar için yalnızca “gökçek” sözü ile yetiniliyordu. “Cici bici” yani kızların güzellik ve süslülüğünü anlatmak için bugün bile söylediğimiz bu deyim Dede Korkut’ta “bir cici bici Türkmen kızı alasın” sö­zünde geçiyordu. “Çönge” ise fersiz, zayıf, nuru kalmamış gözler için söyleni­yordu. Yoksa çönge göz bazılarının sandıkları gibi çekik, mongoloid bir göz de­ğildir. Gözlerin çukurlaşmasından dola­yı, içinde belki bu mana da vardır. Dede Korkut’ta oğlan yaralanıp, ölüm haline girince “kara kıyma gözlerin çöngelmeseydi” deniyordu. Deli Dumrul da Az­rail’e “gökçugezi (yani gözleri) çönge ko­ca” diyordu. Bu söz artık burada çukur bir göz demektir. Azrail de Deli DumruTa “mere delü kavat, gözüm çönge idügin ne beğenmezsin” diyordu. Bu da Oğuz­ların gözlerinin çönge, yani çukur olma­dığım gösteriyordu. Zaten Deli Dumrul “gözçügezi çönge” demekle, Azrail’in gözlerinin küçük olduğunu söylemek is­tiyordu.
Boyu uzun Burla !Hatun’un boyu ile Oğuz’un “kaz boyunlu” kızları, Dede Korkut’un güzellik ölçülerinden biridir. Burla Hatun’un çevresindeki “kırk ince belli kız” da Oğuz ilinin güzelleri arasın­dadır. Gelin ile “gelincik” arasında da bir mana ayrılığı vardır. Gelincik, güzel gelin demektir. Biz de “gelin gelincik” derken bu sözden başka bir mana anla­rız. Kırgız Türkleri de bunun karşılığı olarak “kelinçek” sözünü kullanırlar­dı.
Minyatürler ile Uygur fresklerindeki güzellik anlayışı ve ideali ise, o günün resim sanatı ve modalarına göre değişir. Türkler Çin’e yakın iken Çinli kadınlara benzemek isterlerdi. Şimdi ise kadınları­mız Batıklara yermiyor ve onlara ben­zemek istiyorlar. “Kızların bezendikleri çağ” düğün ve bayramlar ile sabahlandı» Nitekim Dede Korkut’ta büyük ve kalabalık Oğuz’un yani “Kalın Oğuz’un geli­ni kızı bezenen çağda” demekle, bu çağ­lan anıyordu. Türk kültür ve edebiyatı­nın en büyük eseri olan Dede Korkut’un kitabı içinde böylece gezindikten sonra sözü yine onunla bitirelim. Kadını güzel yapan yüzü ve dişiliği değil; soyluluk ve erdemidir. “Övünmek ile avrat er olmaz, yorgan içinde!”

Genç Kızın Ergenlik Döneminde Çevresiyle İlişkileri

Ergenlik döneminde genç kızın çevresiyle ilişkileri
Ergenlik döneminde ve onu takibeden ilk gençlik yıllarında genç kıza, çevresin­de her an isteklerine karşı çıkan, hakkı olan şeyleri elde etmesine mâni olan bir şeyler varmış gibi gelir. Çevre derken genç kızın ailesini, evini, okuduğu oku­lu, çalıştığı iş yerini vb. kasdediyoruz. Bunlar arasında en önemlisi aile çevresi­dir. Ailenin, çocuğun gelişimi üzerindeki önemi tartışılmaz bir gerçektir. Her an­ne baba, çocuğunun en iyi şartlar altın­da yetişmesini ve günün birinde iyi bir insan olarak toplum hayatına başarıyla katılmasını arzu eder. Bunun için de elinden geleni yapmaya çalışır. Anne-babalar çocukları için genellikle hiçbir fedakarlıktan kaçınmazlar. Ne var ki, er­genlik döneminde çoğu genç kız ailesine karşı cephe alır, isyan eder. Sözgelimi, ergenlik dönemine kadar çocuklarının fi­zikî ve ruhî gelişimine sevgiyle katkıda bulunmuş, çocuklarıyla aralarında gü­ven, anlayış ve arkadaşlık bağları kur­maya çalışmış bir anne-baba düşünün. Böyle bir anne babanın kızı bile günün birinde aile çevresinden bunalarak, anla­şılmamaktan yakınabilir, bu çevreden çıkabilme, kurtulabilme hayalleri kura­bilir. Hatta kimi zaman ailesinden kop­manın yollarını bile arayabilir.

Genç Kızdaki İlk Değişiklikler

Hayat çok zor
Genç kız kendisindeki değişiklikleri ilk farkettiği günler hayat ona çok zor ve karmaşık gelir. Kafasında cevap bek­leyen yüzlerce soru işareti, iç dünya­sında çözüm bekleyen bir dolu problem vardır. Genç kız, bu değişiklikleri iste­mez, tedirgin olur. Eski görüntüsüne, eski benliğine kavuşmak için çırpınır, durur. Bebekleriyle oynadığı günleri ha­tırlamakta, tekrar o günlere dönmek is­temektedir. Oysa, bebekler artık kutula­rına kaldırılmıştır. O, istese de istemese de değişmektedir. Kafasında çok değişik fikirler belirmekte, istekler filizlen­mekte eskisinden çok farklı şeylerle ilgi­lenmektedir artık. Yürüyüşü, adım atışı bile değişmiştir. Hafif ama çeviktir adımları. Hareketleri uçmaya hazırla­nan bir kuşun hareketlerini andırır. Yü­zü ilk ergenlik döneminin uyumsuzlu­ğundun kurtulmuştur. Gözlerin ışıl ışıl parlaklık kazandığı yepyeni bir çeh­re belirmiştir. Krizalit aniden büyümüş *kelebek olmuştur. Artık ışıkta uçabil­mekte, ancak yine de kanatlarından ya­lanmaktadır. Aslında, o yakınmanın ar­dında bambaşka bir gerçek yatmakta­dır. Genç kızın asıl istediği, kanatlarının daha güzel daha güçlü olmasıdır.
îlk gençlik döneminde bazı genç kız­lar, büyükleri taklit etmeye çalışırlar. Daha ilgi çekici olabilmek ve kadın ol­duklarını ispat edebilmek arzusuyla aşı­rı makyaja yönelirler. Tabiî güzellikleri­ni tazeliklerini sunî ve sahte şeylerle bozduklarını, güzelliklerinin baharım makyajla gölgelediklerini ancak çok sonraları anlayabileceklerdir. Bu dö­nemde akıllı ve bilgili anne, kızını bu tür bir yanlışa düşmekten kurtarabilir. Ergenlik, genç kızın hayata ilk açıldı­ğı dönemdir. Yetişkinliğe doğru ilerler­ken değişen yalnızca dış görünüşü değil­dir. Aslında iç dünyasında çok daha büyük değişiklikler meydana gelmekte­dir. Yepyeni bir düşünce şekli, bambaş­ka duygular, yeni yeni arzular, umutlar genç kızın içinde bitmez tükenmez çatış­malara yolaçmaktadır. Onun için hayat bir problem haline gelmiştir. Çevresin-dekilerle olan ilişkilerinde karşılaştığı problemler, yeni keşfettiği şeylerden duyduğu şaşkınlık, kendisini anlama­yan insanlar arasında yaşamanın verdi­ği o tuhaf duygu, dinî ve ahlakî değer yargılarındaki değişiklikler, sınırsız bir özgürlük isteği, bu sınırsız özgürlük is­teğinin yanısıra kendisini çevresine, top­luma kabul ettirme, kişiliğini ispat etme arzusu, genç kızın iç dünyasında kopan fırtınaların belli başlı sebepleridir.
Günümüzde eğitim, daha ilkokuldan itibaren çocukta kendine saygı ve kişili­ğini geliştirmeyi amaç edinmiştir. Bu da, ergenlik döneminde ortaya çıkabile­cek krizin etkisini büyük ölçüde azalta­bilecek bir metoddur. Çocuğun, ilkokul­da işinin ehli, dirayetli ve akıllı bir öğ­retmen tarafından eğitilmesinin ergen­lik dönemini kazasız, belasız geçirmesin­de katkısı büyüktür. Ancak, böyle bir öğretmene sahip olma şansı bulamayan çocuklarda ve anne babanın da çocuğu yalnız bırakması halinde ergenlik krizi gerçekten çok ağır geçer. Yetişkinliğe ilk adımı atmakta olan genç kız, yeni kişiliğini kabullenmek ve bir anda ön plana çıkan problemlerim çözebilmek için zorlanır, büyük çaba harcar. Ve en çok da özgürlüğe ihtiyaç duyar.

Popüler Yayınlar

Related Posts with Thumbnails
Pasta Tarifleri

Uyarı

Bu site yayınlanan sağlık ile ilgili bilgiler , ziyaretçilerini bilgilendirmek amacıyla yayınlanmaktadır. Burada yayınlanan yazıların tamamı bilgilendirme amaçlı olup, hiçbir şekilde hekim muayenesi ve konsültasyonunun yerine konulmamalı, hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Sağlığınızla ilgili acil durumlarda, bekleme süresi sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebileceği için, zaman geçirmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanızı öneririz.
Genel Kişisel Web