sağlık merkezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık merkezi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2008 Çarşamba

Üşüyen elleri ovmayın, hohlayın



Kış aylarında üşüyen eller ovulmak yerine nefesle ısıtılmalı.

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ferruh Ayoğlu, '''Kış aylarında el ve ayak donmalarında, donmuş kısımlar ovuşturulmamalı, nefesle ısıtılmalıdır'' dedi.

Yrd. Doç. Ayoğlu, soğuk havalarda donma tehlikesiyle karşılaşılabileceğini, vücut ısısının çok iyi korunmasının önem arz ettiğini söyledi. Donmanın tüm vücutta olabileceği gibi el, ayak, burun ve kulakta da gerçekleşebileceğine dikkati çeken Yrd. Doç. Ayoğlu, şunları kaydetti:

''Hava sıcaklığının düştüğü günlerde vücudun özellikle el ve ayak gibi uç kısımları donmaya karşı korunmalı. Sıcak tutucu çorap ve ayakkabı giyilmesi önem taşıyor. Ancak, parmakların hareket etmesini güçleştiren dar ayakkabıların yanı sıra kat kat giyilmiş kalın çoraplar kan dolaşımını engellediğinden donma olayı ayakta sık görülebiliyor. Kış aylarında el ve ayak donmalarında, donmuş kısımlar ovuşturulmamalı, nefesle ısıtılmalıdır. Ciddi lokal soğuk yaralanmalarında donmuş kısımlara soğuk ya da sıcak malzeme kullanılarak da müdahale yapılmamalıdır. Kışın sokakta kalan ya da evlerini çeşitli nedenlerden dolayı ısıtamayanlar için donma tehlikesi fazladır. Soğuk bölgelerde yaşayanlar da risk altındadır.''

Asla sıcak suya sokulmamalı

Yrd. Doç. Ferruh Ayoğlu, çevre ısısının kışın düşük olması dolayısıyla kaybolan vücut ısısını düzenleyen mekanizmalar yetersiz kaldığından donma tehlikesinin söz konusu olabildiğini, donmuş bölgenin kesinlikle sıcak suya sokulmaması ve ateşe yaklaştırılmaması gerektiğini kaydetti. Aşırı soğuklarda vücut ısısının çok iyi korunmasının sağlık problemleri yaşanmaması açısından önem arz ettiğine dikkati çeken Yrd. Doç. Ayoğlu, şöyle dedi:

''İklim değişikliği insan sağlığını etkileyen önemli faktörlerden biridir. Soğuk günlerde ev ve iş yerlerinin sıcaklığının 21 derece civarında tutulmasına dikkat edilmeli. Mevsim şartlarına uygun giyinilmesi de yararlıdır. Güneşli havada, kış mevsimi olduğu gerekçesiyle üst üste kazak giyilmemeli ya da ince gömlekle dışarı çıkılmamalıdır. Vücut ısısının iyi korunması sağlık problemlerinin yaşanmasını engelleyecektir.''

Kabızlık kanser nedeni olabilir



Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Cengiz Pata, bağırsaklarda ve anüsde bazı hastalıklara ve şikayetlere neden olabilen kabızlığın tedavi edilmezse kansere yol açabileceğini belirtti.

Doç. Dr. Cengiz Pata, akut kabızlığın ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini, bu nedenle acil olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, toplumda birçok insanda görülebilen kabızlığın tedavi edilmediği durumlarda kansere bile neden olabileceğini vurguladı. Pata, rektal kanama, karın ağrısı ve krampları, bulantı ve kusma ile istemsiz kilo kaybının kabızlığa eşlik etmesi durumunda, dikkatli olunması ve acil olarak gastroenteroloji uzmanına başvurulması gerektiğini belirtti.

Pata, dışkının çok koyu renkli ve çok kötü kokulu olmasının yanlış beslenmenin ya da herhangi bir bağırsak hastalığının belirtisi olduğunu kaydederek, şu ifadelere yer verdi:

"Dışkıyı çıkarmakta zorlanmak, sert dışkı, gaz-şişkinlik, karın bölgesinde ağrı, 3 günden daha uzun aralıklarla dışkı çıkarmak, dışkı çıkarırken anüste ağrı, nadir tuvalet ihtiyacı hissetmek, dışkı çıkardıktan sonra hala içeride bir şey kalmış hissi ve anüste şişlikler olması kabızlığın belirtileridir. Kabızlığın nedenleri ise; yeterli su içmemek, yanlış beslenme, hareketsizlik, aşırı yemek, bağırsak hastalıkları, hemoroidler, kas zayıflığı, bazı ilaçlar, prostat sorunları, stres, yeme biçiminde değişiklik, bazı diyetler, uzun süren yolculuklar, barsak fonksiyonel hastalıkları, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarıdır.”

Pata, kabızlık sorununun ortadan kaldırılması için lif zengini yiyecekler olan çiğ sebzeler, meyve, hububat, kepek gibi besinlerin tüketilmesini önererek, lifli besinlerin bağırsakların çalışmasını hızlandırdığını belirtti. Liften zengin besinlerin bağırsaktaki toksinlerin, maya mantarlarının ve hastalık yapıcı bakterilerin oluşmasını azalttığını kaydeden Pata, lifli yiyecekler kadar su tüketiminin de önemli olduğunu vurguladı.

Kalın bağırsağın her gün en az 1,5 litre suya ihtiyacı olduğunu bu nedenle yetişkin bir insanın günde 1.5-2 litre su içmesi gerektiğini belirten Pata, genç hastaların kabızlığın uzun sürmesi durumunda, 50 yaş üzeri hastaların ise kabızlık belirir belirmez bağırsak tetkiki için bir gastroenteroloji uzmanına görünmeleri gerektiğini belirtti.

Gırtlak kanseri gençler ve kadınlarda artıyor



Sigara, alkol ve hava kirliliğinin tetiklediği gırtlak kanseri gençler ve kadınlar arasında da artış gösteriyor. Erken teşhisle boğazın delinmesi önleniyor.

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Çağatay Akçalı, ''genelde 50-60 yaşlarında ve erkeklerde görülen gırtlak kanserinin artık gençlerde ve kadınlarda da artış gösterdiğini'' bildirdi.

Prof. Dr. Akçalı, gırtlağın, boğazın hemen altında ve yutak önünde bulunan, ses tellerinin bulunduğu bir organ olduğunu, bu organın gıdaları tüketirken besinlerin nefes borusuna kaçmasını engellediğini vurguladı. Tüm kanser türlerinde olduğu gibi gırtlak kanserinde de önceki yıllara göre artış olduğunu, erkeklerde yüzde 10-15 kadınlarda ise yüzde 2 civarında görüldüğünü ifade eden Prof. Dr. Akçalı, ''Genelde 50-60 yaşlarında ve erkeklerde görülen gırtlak kanseri, gençlerde ve kadınlarda da artış gösterdi. 30-40 yaşlarında gırtlak kanserli hastalara rastlanıyor'' dedi.

Prof. Dr. Akçalı, sigara, alkol ve hava kirliliğinin gırtlak kanserinin oluşumunu tetikleyen faktörler olduğunu ifade ederek, ''Kadınlar ve daha çocuk yaşlarda sigara içiminin yaygınlaşmasının, hastalığın bu kesimi de kapsamasında önemli etken olduğunu düşünüyoruz'' diye konuştu.

Erken teşhiste tedavide yüzde 100 sonuç alındığını, ancak ilerleyen aşamalarda tedavinin güçleştiğini, hatta, gırtlağın tamamen çıkartılmasının söz konusu olduğunu ifade eden Prof. Dr.Akçalı, ''Bu durumda hastanın nefes alabilmesi için boğazında kalıcı delik oluşturmak zorunda kalıyoruz'' dedi.

Prof. Dr. Çağatay Akçalı, gırtlak kanserinin hastanın yaşam kalitesini büyük oranda düşürdüğünü, ses kısıklığı nedeniyle hastanın çevresiyle iletişim kuramaması ve konuşma yeteneğini kaybetmesine neden olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

''Gırtlak kanserinin belirtileri, hastalığın organ içindeki yerleşimine ve büyüklüğüne bağlıdır. Ancak, genel belirtileri arasında uzun süren ses kısıklığı ilk sırada gelir. Yutkunma güçlüğü, boğazda takıntı ve ağrı hissidir. Ancak, gırtlağa yerleşen tümörün çapı büyükse bu yutma sırasında ağrıya, kanlı balgama ve nefes darlığına da yol açabilir.'' Prof. Dr. Akçalı, özellikle sigara ve alkol gibi kötü alışkanlıklarından vazgeçemeyenlerin mutlaka yılda bir kez de olsa birkaç dakika süren kontrolü ihmal etmemeleri gerektiğini sözlerine ekledi.

Yeni bir salgın mı geliyor?



Son günlerde başta İngiltere olmak üzere bazı Avrupa ülkelerini kasıp kavuran, hastanelerin ve okulların kapatılmasına yol açan salgın hastalık nedir?

Daha önce bilinmeyen ve yeni ortaya çıkan bir hastalıkla mı karşı karşıyayız? Bu hastalıktan korunmak için neler yapılması gerekiyor?...

Memorial Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Laboratuvarlar Koordinatörü Doç. Dr. Kenan Keskin'in verdiği bilgilere göre, bu salgın hastalığın etkeni olan “Norovirus” aslında daha önceden bilinen ve tanınan bir virüs. Daha önceden bu virüse “norwalk like virus” adı veriliyordu. Bu virüs insanlarda, sindirim sistemini (mide ve bağırsaklar) tutan, bulantı, kusma, ishal ateş ve baş ağrısı şikayetlerine yol açan bir enfeksiyon hastalığına sebep oluyor.

Dünya üzerinde, bu etkenle olduğu kanıtlanmış, kayıtlara geçmiş pek çok salgın biliniyor. Bu salgınların büyük bir kısmı da; lüks restoranlar, oteller ve eğlence yerlerinde meydana geldi. Hatta yüksek fiyatlarla hizmet veren bir tur gemisinin yolcuları arasında da bu etkenle bir salgın meydana geldiği yolunda basında haberler yer aldı.

Bu Belirtileri Önemseyin!

Norovirüs’ü alan kişilerde 24-48 saat sonra; şiddetli bulantı, kusma, ishal, kimi zaman baş ağrısı ve ateş gibi belirtiler meydana geliyor. Hastalık 2-3 gün içerisinde kendiliğinden geçmekle birlikte özellikle küçük çocuklarda, yaşlılarda, düşkünlerde ve vücut direncinin düşük olduğu; kalp hastalığı, akciğer hastalığı, şeker hastalığı, kronik böbrek hastalığı gibi hastalıkları bulunanlarda şiddetli seyredebiliyor.


Hastalık sağlıklı bireylerde özel bir tedavi gerektirmiyor, kaybedilen sıvı ve tuzun ağız yoluyla alınmasıyla kendiliğinden iyileşme oluyor. Ancak yukarıda belirtilen, hastalığı ağır seyredenlerde hastanede yatarak destek tedavisi uygulanması gerekli olabiliyor.

Hastalık, sağlıklı insanlara, etkenin ağız yoluyla alınması sonucunda, bulaşıyor. Daha çok gıda hazırlayıcıları ve sunucularından (restoran, cafe, tabldot yemekhaneleri, oteller, hastaneler vb. mutfak ve yemekhanelerinde çalışanlar) yayılıyor ve bu yerlerde kontamine yiyecek ve içecekleri yiyen içen insanlara bulaşma oluyor. Bundan başka, hasta olan insanlardan, onların çıkarttıları ile temas eden hastalara da bulaşma olabiliyor.

Deniz Ürünleri ve Dondurulmuş Gıdalara Dikkat


Deniz ürünlerinin yenmesi ile de salgınlar meydana geldiği biliniyor. Etken virüs soğukta canlılığını koruduğundan, dondurulmuş besinlerden kaynaklanan salgınların olduğu da biliniyor.
Bir gıda maddesine Norovirüs karıştığı olduğu biliniyorsa bunun tüketilmemesi ve imha edilmesi önem taşıyor.

Ayrıca lağım suları ile kirlenme ihtimali olan çiğ sebze ve salata melzemelerinin çok iyi yıkanması ve bunlardan arta kalan çöplerin ortada bırakılmayıp, hemen çöpe atılması gerekiyor. Çok az miktarda virüs alınması, hastalık oluşumu için yeterli olduğu için hastalık, hızla yayılma ve salgın oluşturma eğilimi gösteriyor.

Korunmada En Etkili Yol Elleri Yıkamak

Özellikle gıda hazırlayan ve sunanların tuvaletten çıktıklarında mutlaka ellerini yıkamaları, sık sık banyo yapmaları, kısacası kişisel hijyen kurallarına riayet etmeleri büyük önem taşıyor. Hastaların kullandığı çamaşır, masa örtüsü ve benzeri tekstil ürünlerinin ise yüksek sıcaklıkta yıkanması gerekiyor.

Bundan başka hasta olanların uygun süre (norovirüs enfeksiyonu tanısı konulan gıda hazırlayıcı ve sunucularında iki hafta) işlerine ara vermeleri, diğer bireylerin ise hastalık süresince evde istirahat etmeleri uygun oluyor.

Bir kişi bu hastalığa birden çok kez yakalanabilir, çünkü virüsün farklı serolojik tipleri (farklı antijen yapısına sahip tipler) bulunuyor ve bunlardan birisi ile hastalanan kişilerde, o tipe karşı oluşan antikorlar, diğer tiplere karşı koruyuculuk sağlamıyor. Etken virüsün bu özelliği nedeniyle bir koruyucu aşısı da geliştirilemiyor.

İşte hayatımızı kurtaracak 7 besin!



Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü 2008'e sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi gibi ciddi sorunlara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı

Kalbi koruyor
* BADEM:
Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

Diyabeti önlüyor
* KAHVE:
Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

Sinirleri rahatlatıyor
* TARÇIN:
Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

Patatesi haşlayın
* PATATES:
Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi'ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17'nci sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdekten sonra yemeyi tercih edin.

Kaslar için faydalı
* SEBZE ÇORBASI:
Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellike sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

Kansere karşı birebir
* ZEYTİNYAĞI:
Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren '8oxodG'adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanısıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor. 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

Kanseri engelliyor
* ÇAY:
Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60'a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

1 Ocak 2008 Salı

Stres düşman ordusu gibi



Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelikkol, ''Strese karşı canlının durumu, düşmanla karşılaşan ordu gibidir. Savaşı kazanamaz ya da kaçamazsa bu hastalık demektir'' dedi.

Prof. Dr. Çelikkol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, stresle baş edebilmenin önemine dikkat çekti. Stres karşısında canlının durumunun, düşmanla karşılaşan orduya benzediğini anlatan Prof. Dr. Çelikkol şöyle konuştu:

''Strese karşı canlının ilk tepkisi savaşmak veya kaçmaktır. Bir ordu düşmanla karşılaşırsa savaşır, eğer gücüne güvenemezse geri çekilir veya kaçar. Stres karşısında canlının durumu da böyledir. Stresten kaçabilirse kaçar. Kaçamazsa savaşır, yener veya yenilir. Yenilmesi hastalık demektir.'' Stresin, yöntemini bilmek koşuluyla korunabilecek bir düşman olduğunu anlatan Prof. Dr. Çelikkol, '' Stres psikosomatik bozukluk dediğimiz hastalıkların meydana gelmesine ya da belirtilerinin artmasına yol açar. Hipertansiyon, mide ülseri, cilt bozuklukları gibi hastalıklar, bedensel olmakla birlikte, oluşumunda ruhsal nedenlerin, stresin etkili olduğu bilinmektedir'' diye konuştu.

STRESLE BAŞ EDEBİLME

Prof. Dr. Çelikkol, stres konusunda herkesin başvurabileceği, birden fazla koruyucu ve tedavi edici tekniklerin olduğunu belirterek, şu tavsiyelerde bulundu: ''Hayata karşı olumlu bir tutum benimseyin. Her şeyi kontrol edemeyebileceğinizi kabul edin. Gevşeme tekniklerini öğrenin ve uygulayın, düzenli olarak egzersiz yapın. Sağlıklı ve dengeli beslenin, yeterince uyuyun ve dinlenin. Stresinizi azaltmak için alkol veya sigaradan yardım beklemeyin. Sosyal bir çevre edinin, zamanınızı etkili şekilde kullanmaya çalışın.''

Elektronik sigara yasaklandı



Sağlık Bakanlığından yapılan yazılı açıklamada, şöyle denildi:

“Nikotin içeren elektronik sigara ve kartuşların, alım yolu ve dozu dikkate alındığında, yüksek dozda nikotin alınma, dolayısıyla bağımlılık yapma riskinin fazla ve sigarayı bıraktırıcı çalışmaları engelleyici olması nedeniyle Sağlık Bakanlığı İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü Beşeri Tıbbi Ürünler Ruhsatlandırma Danışma Komisyonunca yasaklanmasına karar verilmiştir.”

İyi pişmeyen et sağlığı tehdit ediyor



Denizli Devlet Hastanesi Parazitoloji Uzmanı Doç. Dr. Meral Türk, Kurban Bayramı'nın ardından et tüketiminin arttığını ve parazit hastalıklarından korunmak için tüketilen etlerin iyi pişmesi gerektiğini söyledi.

Et ile bulaşan hastalıklardan olan toxoplasmoz, kist hidatik (bulaşıcı kist) ve teniyoz (abdest bozan hastalığı) gibi hastalıkların önemli risk oluşturduğunu ifade eden Türk, vatandaşların bu konuda dikkat etmeleri gerektiğini söyledi.

İyi pişirilmeden yenen etin zararlı etkisinin anne karnındaki bebeklere dahi geçebileceğini söyleyen Denizli Devlet Hastanesi Parazitoloji Uzmanı Dr. Meral Türk, çiğ etten geçen parazit hastalığının 3 şekilde insana bulaşabildiğini söyledi.

Et ile bulaşan parazit hastalıklarından en önemlisinin toxoplasmoz olduğunu söyleyen Dr. Türk, "Toxoplasmoz hastalığı genellikle hiçbir belirti göstermez. Toxoplasmoz, bağışıklık sistemi zayıf veya baskılanmış kişilerde ölümle sonuçlanabilecek ciddi bir tabloya yol açabilir. Ayrıca, paraziti ilk defa hamilelikleri esnasında alan kişilerde hastalık, düşük, ölü doğum ya da bebeğin başının büyük veya küçük olmasına neden olurken, bebeklerde zeka geriliği ve körlük gibi problemlere de yol açabilir'' diye konuştu.

Hastalığa yakalanmamak için dikkat edilmesi gereken hususlar hakkında bilgi veren Türk, "Eller sık sık yıkanmalı, eğer toprak ile uğraşılıyorsa mutlaka eldiven giyilmeli, çiğ ya da az pişmiş et tüketilmemeli, çiğ et ile temas ettikten sonra mutlaka eller yıkanmalı, çiğ et kesilen bıçak ile iyice yıkamadan başka bir madde kesilmemeli, çiğ et kesilen kesme tahtalarını iyice yıkamadan üzerinde başka bir işlem yapılmamalıdır" dedi.

31 Aralık 2007 Pazartesi

Tüp bebekte umutsuzluğa kapılmayın



Tüp bebek yöntemine başvuran ancak başarılı sonuç alamayan çiftler, hayal kırıklığına uğrayıp umutsuzluğa kapılır. Ancak teknolojik gelişmeler ve yeni yöntemler sayesinde tüp bebek tedavisinde başarıyı artırmak mümkün olabilir.

Daha önce başarısızlıkla sonuçlanan tüp bebek uygulamalarında çift tekrar tedaviye alınırken detaylı olarak incelenir ve hangi nedenlerle gebe kalamadığı araştırılır. “Tüp bebek yöntemi ile bir kez gebe kalamamış olan çiftlerde çok endişelenmiyoruz. Ancak iki kez veya daha çok tüp bebek uygulamasında iyi embriyolar verilmesine rağmen gebelik elde edilemiyorsa çok çeşitli testler yapıyoruz” diyen Memorial Hastanesi Tüp Bebek (IVF), Androloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Kahraman, tüp bebek uygulamaları hakkında merak edilenlen noktalara açıklık getirdi.

ÖNCE BAŞARISIZLIĞIN NEDENİ TESPİT EDİLMELİ
Daha önce başarısız tüp bebek tedavisi geçirmiş çiftlerde, başarı şansını arttırmak için öncelikle kadına ait nedenleri araştırıyoruz. Kadınlarda rahim içi yapışıklıklar, rahim içinde miyom veya polip gibi embriyonun tutunmasını engelleyebilen anormallikler var mı? Bunları ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu amaçla ultrasonografi eşliğinde rahim içine sıvı vererek rahim boşluğunun normal olup olmadığını kontrol ediyoruz. Bu basit ve hasta için ağrısız bir yöntem. Rahim filmi (HSG) de bu tür bozuklukları görmek için başvurulan bir yöntemdir.

Ancak HSG yönteminin ağrılı olması ve enfeksiyon gibi riskleri nedeniyle Histeroskopik inceleme günümüzde daha çok tercih edilmektedir. Histeroskopi rahim içine yerleştirilen ufak bir kamera sistemi ile detaylı olarak inceleme şansı veren kolay bir yöntemdir. Aynı zamanda rahim içindeki bozuklukları düzeltme kolaylığı getirmektedir. Histeroskopi tüp bebekte başarısız olmuş vakalarda çok sık kullandığımız bir yöntemdir. Ancak tecrübeli cerrahlar tarafından yapılmalıdır.

TÜPLERDEKİ SIVI ŞANSI AZALTIR
Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer neden de kadının tüplerinde tıkanmaya bağlı olarak sıvı birikmesidir. Ultrasonografi ile tanımlanabilen ve hidrosalpenks adı verilen bu durumda rahim filmi çekilerek veya laparoskopi yapılarak hidrosalpenksin boyutlarını daha net olarak ortaya koymak ve tedavi etmek mümkündür. Tüplerde biriken sıvı rahim içine akarak embriyoların tutunmasını engellemekte veya gebelik oluştuğunda erken düşüklere yol açmaktadır. Bu durumda tüplerin laparoskopi ile çıkarılması veya rahimle birleştiği noktadan bağlanması başarı şansını belirgin olarak arttırmaktadır. Tüplerde sıvı toplanması kadında tüp bebek şansını azaltan en önemli ve en sık görülen nedenlerden birisidir.

Ayrıca hormonal bozukluklar da embriyo gelişimini ve rahimde tutunması engeller. Tiroid bezi hastalıkları, beyinde hipofizden salgılanan süt hormonu (prolaktin) artışı önemlidir. Kanda bakılan hormon seviyeleri ile bu bozukluklar tanımlanabilir. Polikistik over hastalığı ve yol açabildiği insülin hormonu artışı gebe kalmayı zorlaştırdığı gibi düşüklere de yol açabilmektedir. Bu amaçla insülin direncini azaltan şeker hastalığı ilaçları verilerek gebelik şansı arttırılabilir.

EMBRİYOLAR KÜLTÜR ORTAMINDA GELİŞTİRİLİYOR
Biz başarısız tüp bebek uygulamaları olan çiftlerde yukarıdaki tüm araştırmalar normal bulunduğunda rahim içinden doku örneği alıyor ve bu örneği laboratuar ortamında kültüre edip çoğaltarak embriyoları bu kültür ortamında geliştiriyoruz. Endometrial ko-kültür olarak adlandırılan bu teknik ile adetin 21. günü rahim içinden alınan ufak bir doku örneği laboratuar koşullarında üretilerek yapay bir rahim içi dokusu oluşturuluyor ve embriyolar bu doku içinde büyütülüyor. Embriyo gelişimi için gerekli olan büyüme faktörleri, proteinler ve besleyici maddeler yönünden zengin olan rahim içi doku kültürü bu sayede embriyo gelişimini destekliyor, ayrıca ortamda oluşan antioksidanlar embriyo için zararlı olabilecek artıkları uzaklaştırıyor. Bu teknik daha önce başarısız sonuçlanmış tüp bebek vakalarında yapay kültür ortamlarına bir alternatif olarak kullanılmaktadır.

KROMOZOM BOZUKLUĞU EMBRİYOYU ENGELLER
Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer sebep kromozom bozukluklarıdır. Sağlıklı görünen birçok embriyo kromozom bozukluğu nedeniyle rahim içinde tutunamamaktadır. Embriyolarda genetik tanı işlemini yaparak, hem en sağlıklı, hem de tutunma kabiliyeti en yüksek olan embriyoların seçilmesi sağlanmaktadır. Böyle bir seçim ile gebelik şansı arttırılıp, düşük riski azaltılmakta ve aynı zamanda çoğul gebelikler engellenmektedir. Tüp bebekteki nihai amaç tek, sağlıklı ve canlı doğumla sonlanacak bir gebelik elde etmektir. Preimplantasyon genetik tanı bu amaçla tekrarlayan başarısız tüp bebek vakalarında kullanılmaktadır.

Popüler Yayınlar

Related Posts with Thumbnails
Pasta Tarifleri

Uyarı

Bu site yayınlanan sağlık ile ilgili bilgiler , ziyaretçilerini bilgilendirmek amacıyla yayınlanmaktadır. Burada yayınlanan yazıların tamamı bilgilendirme amaçlı olup, hiçbir şekilde hekim muayenesi ve konsültasyonunun yerine konulmamalı, hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Sağlığınızla ilgili acil durumlarda, bekleme süresi sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebileceği için, zaman geçirmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanızı öneririz.
Genel Kişisel Web