22 Mart 2008 Cumartesi

Mide bulantısına son veren bileklik



Mide bulantısına 5 dakikada son veren, Avrupa ve ABD'de 20 yıldır kullanılan özel bulantı bilekliği SEA-BAND, Türkiye’de de SASfarma Sağlık Ürünleri tarafından satışa sunuldu.

Modern tıp artık kimyasallarla değil bitkisel ve doğal yöntemlerle hastalıklara çare bulmaya, insan yaşantısını kolaylaştırmaya çalışıyor.

Türkiye’de yılda 10 milyon kutu bulantı giderici (antiemetik) ilaç satılıyor. Her türlü kimyasal ilacın yan etkisini unutmamak gerekiyor. Bulantı giderici ilaçların en büyük yan etkisi ise dikkatsizliğe, uyuşukluğa yol açmaları.

Mide bulantısı özellikle hamilelerin birinci derecede sıkıntısı. Ancak 7’den 70’e pek çok kişinin yolculuklarda ya deniz tutmasından ya da ‘araç’ tutmasından dertli olduğu biliniyor.

1988’de ilk kez satışa sunulan SEA-BAND, dünyanın 55 ülkesinde mide bulantısıyla başı dertte olanların imdadına yetişiyor. SEA-BAND hamilelik, yolculuk, anestezi,, kemoterapi ve başka nedenlerden kaynaklanan bulantı ve kusma şikayetlerine karşılık etkinliği bilimsel olarak klinik testlerle de kanıtlanarak onaylanmış bir üründür.

SEA-BAND insan vücuduna uyumlu ve hiçbir harici maddenin herhangi bir yolla aktarılmadığı doğal bir bulantı giderici bilekliktir. İngiltere’de üretilen SEA-BAND, Çinlilerin doğal yolla hastalıklara çare buldukları akupunktur yöntemiyle ile bulantı ve kusmayı gideriyor. Vücudun doğru noktalarına yapılacak olan temas ve basınçla enerji kanallarının düzgün çalışmasını sağlayan akupunktur yöntemi SEA-BAND ile uygulanıyor.

Elastik özelliği bulunan örgü bileklik SEA-BAND’de vücuda basıncı uygulayan küçük bir plastik yarım küre bulunuyor. Mide bulantısı ve kusmayı Çinli’lerin yüzyıllardır her iki kol bileğindeki P6 (Perikardiyum 6 - bileğin 3 parmak altına denk gelmektedir) olarak adlandırılan noktalara basınç uygulayarak önledikleri biliniyor. SEA-BAND üzerindeki yarım kürecik de işte bu noktaya gerekli basıncı uygulayarak kimyasal ilaçların yerini alıyor.

Herhangi bir yan etkisi olmayan SEA-BAND’in hamilelikte mide bulantılarını engellediği, bilimsel olarak ilk defa İngiltere Belfast’ta bulunan Quenns Üniversitesi’nden Profesör John Dundee tarafından kanıtlandı. 1988 yılında The Journal of the Royal Society of Medicine’da yayınlanan raporda klinik çalışmaya katılan kadınlarda, ürünü kullananların kullanmayanlara göre bulantı ve kusma şikayetlerinin minimuma indiği açıklandı.

SEA-BAND, mide bulantısı şikayeti başladığında kola takıldığında ortalama 5 dakika içinde güçlü etkisini gösteriyor. Bileklerin, süre kısıtlaması olmaksızın ihtiyaç duyulduğu kadar takılmasında bir sakınca bulunmuyor.
SEA-BAND’in elastik özelliği üretildiği iplikten kaynaklanıyor. Herhangi bir kimyasal hammadde içermeyen ipliklerden üretilen SEA-BAND yumuşak, rahat ve bütün bilek ölçülerine uygundur. Deterjanla ılık suda yıkanabiliyor. Tekrar tekrar kullanılabiliyor. Özel saklama koşulu gerektirmiyor.

SEA-BAND İLE SIFIR RİSK

Ülkemizde her yıl ortalama 1.5 milyon kadın anne oluyor. Anne adaylarının ortalama yüzde 80'i mide bulantısından şikayet ediyor. Ancak bu sıkıntılarına karşı herhangi bir ilacı kullanmaları ise sakıncalı bulunuyor.

Pek çok kişi özellikle uzun yolculuklara çıkmadan önce ne yapacağını düşünüyor. Çünkü uzun yolculuklarda (karayolu-havayolu-tren-deniz yolu) midesi bulananlar çaresiz kalıyorlar. En fazla başvurulan yöntem ise kimyasal içerikli bulantı gidericilere başvurmak oluyor. Ancak bu tür ilaçların uyuşukluğa, dikkat kaybına yol açtığı, yan etkisinin bulunduğu biliniyor. Dolayısıyla dikkat gerektiren işlerde çalışanlar bulandı giderici ilaçlar nedeniyle verim kaybına uğramanın ötesinde hayati tehlike altına da girebiliyorlar. SEA-BAND bu tür riskleri tamamen ortadan kaldırıyor.

TÜRKİYE’YE NASIL GELDİ?

Dünyanın 55 ülkesinde satılan SEA-BAND, Türkiye’ye bir rastlantı sonucu geldi. Uzun yıllar ilaç pazarlama müdürlüğü yapan Alev Sinek’in eşi Salih Sinek’in İngiltere seyahatinde midesi bulandı. Bilinen bulantı giderici ilaçlardan içti ancak işe yaramadı. Londra’da bir eczane teknisyeninin tavsiyesi ile SEA-BAND’i kullandığında mide bulantısının kısa sürede geçtiğini gördü. Alev Sinek, eşinin yaşadığı bu olay sonrasında Türkiye’de bulunmayan bu ürünü ithal ederek Kasım 2007’de ilk satışı yaptı. SASfarma Sağlık Ürünleri Genel Müdürü Alev Sinek, şu ana kadar reklam ve tanıtım yapılmaksızın 2 binden fazla SEA-BAND’in Türkiye’de satıldığını belirtiyor.

İtalya’da özellikle yolculukların yoğun olarak yaşandığı yaz döneminde 350 bin adet, Yunanistan’da 500 bin, ABD’de 700 bin adet satılan SEA-BAND Türkiye’de da hızla yaygınlaşmaya başladı. Alev Sinek, hedeflenen satış rakamının yılda 1 milyon adet olduğunu vurguluyor.

Tüm eczanelerde satılan SEA-BAND’in yetişkinler ve çocuklar için 2 ayrı formu üretiliyor. Çocuklar için SEA-BAND’in değişik renk ve desenleri bulunuyor. Yıllar boyu yıpranmadan kullanabilecek olan SEA-BAND’in fiyatı 21.5 YTL…

Hastalıksız yaşam önerileri!



Hastalık üreten yaşam tarzı yüzünden küresel bir salgınla karşı karşıyayız. Şeker ve kalp hastalığından, şişmanlık ve hipertansiyona kadar yaygın sağlık sorunları giderek artıyor.

Bu salgına yol açan yaşam tarzı, ‘uygunsuz gerçek’ olarak sadece bizi değil dünyamızı da tehdit ediyor.

• Peki uygunsuz olan ne? ‘Uygunsuz gerçek’ şu: Peşinden koştuğumuz bu modern ve çağdaş yaşam tarzı, neden bizi ve dünyamızı hasta ediyor? Sorgulanması gereken bu! Eğer salgın gibi artan hastalıklar, çevre felaketleri, kuraklık, susuzluk olmasaydı ve buzdağları tereyağ gibi erimeseydi bu soruyu sormayacaktık. Bizi ve dünyamızı boğan bu deli gömleğini nasıl çıkarabiliriz? Bu gömleği giydirenler de dahil kimse bu sorunun cevabını bilmiyor. Zihinlerin moloz bilgiyle kirlenmesi ve işgali, sağlık ve hayatımızı kilitleyen bu şifreyi çözmeyi engelliyor.

• Çözüm diye dayatılan her şey, trilyon dolarlık sektörü şişirmekten başka işe yaramıyor. Artan sağlık harcamalarına rağmen, insanlık daha sağlıklı değil. Bu hastalıklarla mücadelede bunca yılda gelinen yer; krizlerle uğraşmak yani ‘kriz yönetimi’ yerine krizlere yol açan risklerle uğraşmak yani ‘risk yönetimi’: Hastalık doğuran risk faktörlerini ortadan kaldırma stratejisi. Yani bizi sokan ne kadar sivrisinek varsa, hepsine birden girişmek anlayışı. Risklerle dolu bir dünyada, insanlığı sokan sivrisinek bulutları olan bu riskleri yok etme savaşı, dev bir sektör doğuruyor.

• Bu riskleri üreten bataklığı kurutmak çok daha ucuz ve kolay olmasına rağmen ‘bataklık yönetimi’ kavramı henüz bilinmiyor. Bu üçüncü kavramdan haberimiz yok. Bilim dünyası ise bu dev sektörü doğuran sonuçlara odaklanmış bulunuyor. Bilime yön veren sektörler para getiren sonuçlara, krizlere ve risklere dayandığı için tıp kurumu dahil hiç kimse bindiği dalı kesemiyor. Bu yüzden bataklık kurutma görevini üstlenen yok. Küresel boyunduruk altında olan devlet ve milletlerin ise tam bağımsız olmadan böyle bir işe girişmesi oldukça zor.

• Şişmanlıktan kansere kadar bir dizi sağlık sorununa getirilen çözümler, yaşam tarzını değiştirmek yerine yaratılan sektörü daha da büyütmek esasına dayalı. Daha şimdiden, 5-6 ilacın ayrı ayrı veya bir tek tablet halinde alınacağı ilginç bir döneme giriyoruz. Sadece yüksek tansiyon için bile çok sayıda ilaca mahkum olabiliriz. Bunu alamayanların akibeti ise kötü. Yüksek tansiyon ve kalpten ölümler bu yöntemle kontrol altına alınabilirse, şeker hastalığı ile boğuşan şişman bir dünyada yaşıyor olacağız. Şeker hastalığı ve şişmanlıkla ilgili araştırmalar ise son sürat devam ediyor. Yediğiniz içtiğiniz kalorilerin emilmeden atılması da dahil olmak üzere bir sürü çözüm(!) hizmetinizde. Mideye konan kelepçe ve balonlar, karında toplanan yağların ameliyatla alınması, iştah artıran reklamlardan sonra alınan iştah kesen ilaçlar ve daha niceleri…

• Herkesi hasta, hastayı müşteri ve her şeyi de para olarak gören sağlık anlayışı, sağlığın önünde bir duvar gibi duruyor. Sağlığın önündeki engel sanıldığı gibi tıp kurumu veya bilim dünyası değil, günümüz tıbbını ve bilimi bu yola sevk eden sektörün can damarı olan işte bu anlayış! Hastalık üreten yaşam tarzı ise bu anlayışın hayat kaynağı.

• Küresel sağlık mehdileri ise sihirli gıdalarla ve yüksek teknolojiye dayalı rüyalarla toplumu uyutmaya devam ediyor. Yeter ki bu hastalık üreten yaşam tarzını değiştirmeyi kimse aklına bile getirmesin! Zaten isteseniz bile değiştiremezsiniz. Verilen mesaj bu! Dayatılan yaşam tarzını zorunlu olarak yaşıyoruz.

• Küresel sistemin yönlendirdiği bilim dünyası, yaşam tarzını kökten değiştirmek ve Okinawa benzeri sağlıklı bir yaşam tarzının nasıl kurulacağı konusunu araştırmak hariç her konuda harıl harıl çalışıyor. Bu gibi konular bilim dünyasını aşıyor olmalı. Öte yandan, tek tük çabalar dışında yaşam tarzını değiştirmenin zor ve pahalı, ilaç kullanmanın ise daha etkili olduğuna dair yayınlar çıkmaya başladı bile. Yani ‘değiştirmek için boşuna uğraşmayın, kirli akvaryumda ilaçlarla yaşamaya devam edin’ diyorlar. Bu yaşam tarzının mimarları bilime de yön veriyor olmasın?

• Yaşam tarzımız, bizi ve dünyamızı tüketiyor. Canavarı yaratanlar ne yapacağını bilemez durumda. Küresel ısınma mehdisi Al Gore, bizi ve dünyamızı yok oluşa sürükleyen gerçek felaketin bu yaşam tarzı olduğunu ve bu uygunsuz gerçeğin mutlaka sorgulanması gerektiğini söylerken Nobel ödülü alıyor(?).

• İçinde yaşadığımız akvaryumu hastalık üreten bataklığa çeviren her çeşit kirlenme, felaketlerin asıl nedeni. Bu yüzden, ‘şunu yiyin, bunu yapmayın’ türünde öneriler içeren sağlık kitapları, sağlığımızın kilitlendiği kara kutunun şifrelerini ne yazık ki çözemiyor. Bizler bu öneriler peşinden koşarken, yaşam tarzımız hastalık üretmeye devam ediyor. Sağlık ve hayatımıza geçirilen çuval içinde karanlık bir savaşın kurbanı oluyoruz. Her çeşit yöntemin kullanıldığı bu karanlık savaşın hedefi; bedenimizi ve zihnimizi ele geçirmek. Taşıdığımız bedeni kim yönetecek? Patron kim olacak? Dış dünyadan beynimize üflenen programlar mı, yoksa biz mi? Bu açıdan bakılırsa sorun özgürlük sorunu, çözüm ise bilim ve akıl oyunu.

• Bu bilim ve akıl oyununda akvaryumu kirleten kanalları bilmeden ve bunları temizleyen akıllı filtreler takmadan sağlıklı bir hayata geçmek mümkün değil. İşte, yaşadığımız akvaryumu kirleten kanallar : Ülkemizi çöplüğe çeviren çevre savaşı, toplumun yaşam tarzını yozlaştırıp çürüten medya savaşı, özgür iradeyi yok ederek toplumu uzaktan kumandayla yönetmeye çalışan algı savaşı, beyinleri işgal ederek küresel yaşam tarzını dayatan ve bize ait ne varsa yok eden zihinsel soykırım savaşı, vücudumuzu şişiren boyalı sıvı ve içkileri dayatan su savaşı, Türk toplumunu hasta ederek kırmayı amaçlayan sağlık savaşı, bilimsel yozlaşmaya yol açan bilim savaşı, küresel sağlık anlayışı ve şifreleri…

• Sayısı belirsiz oyunların arka planını gösteren sihirli bir gözlüğe ihtiyaç duyuyoruz. Küresel yel değirmenlerine saldıran Don Kişot’luk yerine, yaşam tarzı filminin perde arkasını gözler önüne sermeliyiz. Küresel yaşam tarzının bilimsel analizini yaparken, bu dayatmanın sağlık ve hayatımızı tehdit ettiğini idrak eden derin akıllar ve karar vericiler için çözüm yollarını sunmalıyız. Çünkü çözüme onlar karar verecek. Onlar çözelim derlerse çözülecek, yoksa kötü kaderimiz devam edecek. Bu amaçla, hastalık üreten bir yaşamdan sağlıklı yaşama geçişin yol haritasını çizerken, sağlık ve hayatımızı kilitleyen şifreyi çözmeliyiz.

• İnsanı tüketim canavarına dönüştüren tüketim hırsı yerine, ruhsal zenginliği artıran Anadolu Erenleri’nin gönül anlayışı çözümün temeli. Batı dünyasının tüketim anlayışı gaz emisyonunu artırır, küresel kıyamete yol açarken, maddi ihtiyaç ve ihtirasları sınırlayan milli kültürümüz yaşam sigortamız olabilir. İsrafı yasaklayan, karıncayı bile düşünen manevi anlayışımız küresel ısınmaya yol açmıyor. Batı dünyasının dünyayı kirleten tüketim hırsının tek tedavi yolu bizim gönül dünyamız. Tabii akıl edenler için.

• Sağlığı ticari meta haline getiren küresel oyunlar karşısında, sihirli gıdalarla oyalanan bir toplumun şok olup uyanması ve sağlık bilincine kavuşması zaman alacaktır. Sağlıklı ve özgür yaşama yöntemlerini içeren düşüncelerin, ülkemizin en ücra köşelerine kadar yayılması ve doktor ithal eden değil, ihraç eden bir ülke olmak dileği ile 14 Mart TIP BAYRAMI kutlu olsun.

Öğleden sonra yorgunluk mu çöküyor?



Gerek ofiste, gerek okulda gerekse evlerimizde bulunduğumuz günlerde, öğleden sonraları bir kabusa dönüşebiliyor. Bunu önlemek için birkaç ipucu..

Uyku bastırıyor, vücudunuz yere yığılacak gibi oluyor ve bu neredeyse 1 saatlik süreyi atlatırken sıkıntı yaşıyoruz. Çoğumuz bu aniden bastıran bitkinlik ile başa çıkmak için bir fincan kahve veya kalorisi yüksek şekerli besinleri tercih ediyoruz. Çok daha iyi alternatiflerimizin olduğunu bilmek eminiz sizi rahatlatacaktır! Üzerimize çöken yorgunluğu bastırmak ve birkaç saat enerjimizi yeniden kazanmak için size sunduğumuz sihirli yiyecek ve içecekleri deneyin. Artık öğleden sonraları kabusunuz olmayacak!

Karpuz: Yediğimiz çoğu gofret ve şekerli diğer atıştırmalık ürünler gibi karpuz da yüksek oranda şeker içerir. Hepsi metabolizmayı hızlandırır ve enerji sağlar. Ancak bunların içinde karpuz kesinlikle daha sağlıklıdır. İçerdiği gıda lifinin yanında, A ve C vitaminleri açısından yüksek değerlere sahiptir. Taze ve sulu bir büyük dilim karpuzun kalorisi tahmin edemeyeceğiniz kadar düşüktür. Biraz protein ve çok az yağ alırsanız (bunu az yağlı küçük parça peynir veya çok az miktar ay çekirdeği ile sağlayabilirsiniz) enerjinizin süresi daha da uzayacaktır.

Hurma: Sahara çöllerinde develere çok kısa sürede enerji ve güç sağlaması için verilen bu egzotik meyveler gerçekten çok lezzetlidir. Yüksek glisemik indeksli bir besindir, ancak mineral açısından da zengindir. Özellikle içerdiği potasyum size çok yararlı olacaktır.

Su: Bazen bitkinlik aynı dehidrasyon gibi etki gösterebilir. Bunun önüne geçmek için içtiğimiz kahve, böyle durumlarda vücutta daha fazla dehidrasyon yaratır. Vücudumuz kaybettiği suyu geri kazanamadığı zaman yorgun ve halsiz bir durum yaşar. Bir bardak su için, sonrasında ofisin veya bulunduğunuz başka bir kapalı alanın dışına çıkın. Otoparka veya bahçeye çıkabilirsiniz. Birkaç dakikalık kısa bir yürüyüş yapın ve geri dönün. Geri döndüğünüzde 1 bardak su daha için. Temiz havanın verdiği enerji su ile birleşince, kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz!

Fındık: Bitkinliğe karşı çok etkili magnezyum ve selenyum içeren fındıklardan az miktar yemeniz yararlı olacaktır. 6-8 adet yiyeceğiniz fındık size yeteri kadar protein ve sağlıklı bitkisel yağ kazandırır. Bu ikili sayesinde tahmininizden daha fazla enerjik kalırsınız.

Kara Üzüm: Tıpkı kırmızı şarap gibi kan pıhtılarının birikmesini azaltıp daha iyi bir kan dolaşımı sağlar. Meyva şekerleri açısından zengindir, bir miktar C vitamini içerir ve saç ve cilt için de yararlıdır. Kan dolaşımını düzenlemesi sayesinde sizi bitkinlikten bir nebze koruyabilir. Ve elbette çok lezzetlidir!

Çalışmayan kaslar hastalık belirtisi



Kasların zayıflığı sonucu ortaya çıkan ağrılar, yaşamı olumsuz etkiliyor. Boyun ağrısı, omuza ve sırta yansıdıktan sonra bu ağrılara kol ağrısı da eklenebiliyor...

Fizyoterapist Nazlı Tütüncü, özellikle vücut kaslarının çalıştırılmamasının ilerleyen yıllarda bir çok hastalığa davetiye çıkardığını söyledi. Vücut kaslarının 2'ye ayrıldığını ifade eden Tütüncü, "Genellikle varlığını bilinçli olarak bildiğimiz kol ve bacak kaslarımızı sürekli kullanırken, gövde kaslarımızı ise gerektiği kadar ve çoğu zaman da yanlış kullanırız. Hatta kimi kaslarımızı hiç kullanmadığımız da olur" ifadelerini kullandı. İnsanlara bağlı olarak kasların da tembelleştiğini aktaran Tütüncü, kasların kullanılmasının yaşam kalitesini düşürdüğünü belirtti.

BEL VE BOYUN FITIĞI KAPINIZDA

Fıtık hastalığını ağrıların takip ettiğini aktaran Tütüncü, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Boyun ağrısı, omuza ve sırta yansır. İlerleyen dönemde bu ağrılara kol ağrısı da eklenir. Kola giden sinirlerin kökleri direkt olarak etkilenir.Bu belirtiler genel olarak yana doğru çıkmış boyun fıtıklarında görülür. Eğer ortaya doğru fıtık oluşursa, direkt olarak omuriliğe baskı yapar. Bunda da ikinci grup belirti olarak, boyundan aşağısında güçsüzlük, yürümede güçlük, ellerde beceri azalması, ince işleri yapamama, uyuşmalar ortaya çıkar. Kasların zayıflığı sonucu ortaya çıkan ağrılar, yaşamı olumsuz etkiler"

GÜNDE 15 DAKİKA

Hastalıklara yakalanmadan önlemlerinin alınması gerektiğini kaydeden Tütüncü, özellikle bilgisayar önünde çalışan kişilerin bu konuda daha dikkatli olması gerektiğini ifade etti. Nefes alıp vermekten omurgayı dik tutmaya kadar vücut için hayati önem taşıyan tüm hareketlerin gövde kasları tarafından yapıldığının altını çizen Tütüncü, sağlıklı olmak için günde 15 - 20 dakikanın vücut egzersizlerine ayrılması gerektiğini kaydetti.

Dizel kullanımı beyne zarar veriyor



Hollanda Zuyd Üniversitesi ile işbirliği yapan İsveç Umea Üniversitesi Profesörü Sandström, ortaya çıkan bulgulara göre dizel yakıtın insan beynine zararlı olduğunu açıkladı.

Yeni araştırmalar dizel benzin kullanan araçların egzozlarından çıkan gazların beyne zarar verdiği belirlendi. İsveçli araştırmacılar, "Beynin kalbe ve nefese etkisi olduğuna göre beyne zararın aynı zamanda kalbe ve ciğere de etkisi ve zararları var." şeklinde konuştu. Hollanda Zuyd Üniversitesi ile işbirliği yapan İsveç Umea Üniversitesi profesörlerinden Thomas Sandström, ortaya çıkan bulgularla ilgili olarak, "Dizel gazların beyne girdiğini görebiliyoruz. Bu da büyük bir başarı. Bu bilgiyle birlikte toplum daha egzoz gazlarına karşı daha dikkatli olmalılar. Özelikle de feribot ve kamyonlardaki insanlar." diye konuştu. Umea Üniversitesi'nde konuyla ilgili insan üzerinde yapılan deneyde yoğun egzoz bulunan yerde az bir süre kalınmış olunmasına rağmen yarım saat sonra beyinde ölçülür etki görüldü. Temiz havada bulunan başka bir grup denek insanda ise benzeri bir bulguya rastlanamadı. Sandström, "En ciddi olanı, beynin konsantre gücüyle birlikte başka fonksiyonlarında da azalma görülmesi. Beyin ki; vücuttaki tansiyonu, kalp ritmini ve nefesi ayarlıyor, beynin hasar görmesi demek, hassas insanlar için ölümcül olması demektir." şeklinde konuştu. Avrupa Birliği sağlık raporlarına göre, Volvo ve Saab gibi dev otomotiv sanayilerinin olduğu İsveç'te her yıl yaklaşık 3 bin 500 İsveçli hava kirliliğinden dolayı kalp ve ciğerlerinde yaşadıkları problemler nedeniyle erken ölüyor. Risk grubu olarak da kamyon şoförleri ve yoğun trafik bulunan bölgelerde yaşayanları insanlar gösteriliyor.

Bu yiyecekler acıktırıyor!...



Havuç, mısır, bezelye ve patates gibi glisemik indeks değerleri yüksek besinlerin sürekli açlık hissi yarattığını biliyor muydunuz?

Besinlerin, kan şekerini yükseltme hızlarına "glisemik indeks" adı veriliyor. Glisemik indeksi yüksek olan yiyecekler devamlı açlık hissi yaratıyor. Havuç, mısır, bezelye ve patatesin glisemik indeks değerleri yüksek olduğundan, faydalarına rağmen bu besinlerin dikkatli tüketilmesi gerekiyor.

Patates: Patates önemli bir C vitamini kaynağıdır. B6 vitamini, bakır, potasyum, manganez, triptofan ve diyet posası içerir. Patates yapısında bulunan bileşikler kan basıncını düşürücü etki gösterir. DNA sentezinden, kan hücrelerinin yapımına, hücreler arası iletişimi sağlayan fosfolipidlerin sentezlenmesine, kalp sağlığını korumaya, beyin ve sinir sisteminin aktivitesine, fiziksel performansın artırılmasına kadar pek çok işlevde görev alır. Ayrıca patates, özellikle kabuğuna yakın kısımlardaki yüksek posa içeriği ile kolesterolün düşürülmesine, kolon kanserinin önlenmesine yardımcıdır.

Havuç: Havuç önemli bir antioksidan kaynağıdır. A vitamini öncüsü beta karotenin çok önemli bir kaynağıdır. K ve C vitamini, diyet posası, potasyum, B6 vitamini, manganez, molibden, B1 ve B3 vitamini, fosfor, magnezyum ve folat içerir. Karotenoidler kalp hastalıkları riskini azaltan, özellikle gece görüşünü sağlayan, maküler dejenerasyona ve katarakt gelişimine karşı koruyucu etki gösteren önemli bileşenlerdir. Ayrıca karotenoid tüketimi pek çok kanser riskini azaltmakta, kan şekeri dengesini sağlamakta, insülin direncini ve yüksek kan şekeri düzeylerini olumlu etkilemektedir. Havuç kolon kanserine karşı da koruma sağlar.

Bezelye: Bezelye besin öğeleri yönünden zengindir. 8 vitamin(K, C, B1, B2, B3, B6, A, folat), 7 mineral (manganez, fosfor, magnezyum, bakır, demir, çinko, potasyum), diyet posası ve protein kaynağıdır. Zengin içeriği sağlığı olumlu etkiler. Kemik sağlığını koruyan önemli besin öğelerini içerir. Bezelye aynı zamanda folik asidin ve B6 vitaminin de önemli bir kaynağıdır. Yapısındaki K vitamini ile de kanın akışkanlığını sağlayarak kalp sağlığını korumaya destek sağlar. Bezelye içeriğindeki C vitamini ile de kanserlere karşı koruyucu etki gösterir.

Mısır: Mısır tiamin (B1 vitamini), folat, diyet posası, C vitamini, fosfor, manganez ve pantotenik asit (B5) içerir. İçeriğindeki zengin folat ve posa nedeniyle kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar. Mısır, akciğer kanseri gelişim riskini önemli düzeyde azaltan beta-kriptoksantin yönünden zengindir. Tiamin için çok iyi bir kaynak olan mısır, hafızanın güçlenmesine yardımcıdır. Ayrıca strese karşı vücudun savunmasını sağlar.

21 Mart 2008 Cuma

Aspirin, kolon kanserini önlüyor



İzmir Kent Hastanesi Gastroenteroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ethem Tankurt, düzenli asprin kullanımının, kolon (kalın bağırsak) kanserini önlediğini söyledi.

Prof. Dr. Ethem Tankurt, ABD’de 40-75 yaşları arasında 47 bin 360 erkeği kapsayan ve geçen ay sonuçları açıklanan araştırmada, düzenli aspirin kullanımının kalın bağırsak kanserini önleyici rolü bulunduğu sonucuna varıldığını belirtti.

Aspirinin, kalın bağırsak kanserinden korunmak amacıyla kullanılabileceğini ifade eden Prof. Dr. Tankurt, şöyle konuştu:
“Korunma amacıyla kullanım, öncelikle yüksek riskli hastalarda yani 1. derece yakınlarında kolon kanseri görülen kişilerde ve bağırsaktan polip çıkartılmış kişilerde öneriliyor. Aspirin, kanserin öncül lezyonu olan bağırsak poliplerinin oluşmasını da azaltıyor. Ancak düzenli aspirin alacak kişilerin bir mide sorunu olmaması gerekiyor. Aksi halde ciddi mide kanamalarına yol açabilir. Bu nedenle önce midedeki sorunların tedavisi gerekli.”

Prof. Dr. Tankurt, kolon kanserine erken yakalanmamak için 50 yaşın üzerindeki her bireyin 10 yılda bir kolonoskopi kontrolü olmasının önerildiğini söyledi.

Popüler Yayınlar

Related Posts with Thumbnails
Pasta Tarifleri

Uyarı

Bu site yayınlanan sağlık ile ilgili bilgiler , ziyaretçilerini bilgilendirmek amacıyla yayınlanmaktadır. Burada yayınlanan yazıların tamamı bilgilendirme amaçlı olup, hiçbir şekilde hekim muayenesi ve konsültasyonunun yerine konulmamalı, hastalık ve diğer sorunlara yönelik teşhis ve tedavi amaçlı olarak kullanılmamalıdır. Sağlığınızla ilgili acil durumlarda, bekleme süresi sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebileceği için, zaman geçirmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmanızı öneririz.
Genel Kişisel Web